Ana Sayfa » RÖPORTAJLAR » ATATÜRK’ÜN YAZAR HEMŞERİSİ: NUMAN KARTAL

ATATÜRK’ÜN YAZAR HEMŞERİSİ: NUMAN KARTAL

 
 
ATATÜRK’ÜN YAZAR HEMŞERİSİ: NUMAN KARTAL

Röportaj: Hüseyin GENÇ

Bursa’nın en çok eser veren, çok yönlü yazarı Numan Kartal’ı, 11 Şubat 2016 günü İnegöl’ün Turgut Alp Mahallesi’ndeki evinde ziyaret ettik. O, bilgeliğini hiçbir zaman ön plana çıkarmayan bir karaktere sahipti. Mutedil davranışlarıyla bir beyefendi. Yıllar öncesinde İnegöl Lisesi’nde birlikte çalışırken tanıdığım saygın ve mütevazı kişiliği ile kapıda karşıladı bizi. Her zamanki gibi bakımlı, temiz giyimli idi ve yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Saygı ile içeriye buyur etti. Birbirimize hal hatır sorarken eşi Sebahat Hanım da dışarıdan gelip yanı başımıza geçip oturdu. Çaylarımızı yudumlarken kafamda sorular belirlenmeye başlamıştı. Yazdığı kitap sayısı bakımından, sadece Bursa’nın ve İnegöl’ün değil, Türkiye’nin önde gelen üretken yazarlarından birisiydi. Adeta henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş bir mücevher gibi.. ‘YEŞİL BURSA’ okurları kendisini dergimizde yayınlanan Kocacık öykülerinden anımsayacaklardır. Söyleşimizde daha yakından tanıtmaya çalışacağız...

 

Okuyucularımıza, Bursalılara, Türkiye’ye kendinizi nasıl tanıtırsınız? Nerelisiniz? Annenizin, babanızın adı nedir? Kaç kardeşsiniz?

1930 yılında Yugoslavya’dan (şimdiki Makedonya) Türkiye’ye kaçak olarak girmiş Rumeli göçmeni bir ailenin çocuğuyum. Kaçak oldukları için, ailem önce Tekirdağ civarında gizlenmiş. 3 ay sonra da İzmit taraflarına iskân edilmişler. 24 Kasım 1935’te Kocaeli’nin Akmeşe köyünde doğdum. Ailem; aslen Makedonya’nın Manastır iline bağlı Jupa belediyesinin (Osmanlı zamanında Debre-i Balâ) Kocacık köyünden. Burada yaşayan Golalar sülalesindeniz. Eşim Sebahat Hanım da aynı köyden. Annem Laburlar sülalesinden. Baba tarafıma ‘Efadlar’ denirmiş. Dogor adlı bir Türk oymağından olduğumuz da söylenir. Annem babam vefat ettiler. 3 kardeşiz. Abdullah ve Muzaffer adlarında iki kardeşim var. Babam Behlül Kâhya diye tanınırdı. Annemin babası Balkan Harbi’nde şehit olmuş. M. Kemal Atatürk’ün babası ve dedesi Kocacık’ta doğmuşlardır. Asıl yurtları burası. Selanik’e sonradan gitmişler. Atatürk ile hemşeriyiz yani. Kocacıklıları öykülerimde anlattım.

Peki çocukluğunuz nerede ve nasıl geçti? İlkokula nerede ve nasıl başladınız?

Az önce bahsettiğim Akmeşe köyünde geçti. Burası eski bir Ermeni köyüydü. Dört katlı papaz okulu ilkokula çevrilmişti. Çok büyük bir bina idi. Orada okuyorduk. 350 öğrenci vardı. Buna rağmen bütün sınıflar dolmuyordu. Kilisesi de camiye çevrilmişti. Osmanlı’da ilk matbaanın Lale Devri’nde (1727) İbrahim Müteferrika tarafından kurulduğu söylenir. Oysa yeni bulunan belgelere göre; Osmanlı’da ilk matbaa burada kurulmuş ve Ermeni halkını devlete karşı ayaklanmaya kışkırtan bildiriler falan basılmış burada. Papaz okulunun öğrencileri de bunları dağıtmış. Köyde Ermenilerin kurduğu bir değirmen (un fabrikası) de vardı. Bentten gelen su azaldığı zaman motorla çalıştırılırdı. Bu değirmen sonradan Giritli Galip Bey’e verilmiştir. Demek ki, o yıllarda burası oldukça büyük bir yerleşim birimi oluyor.

Daha başka neler hatırlıyorsunuz oradan?

Burada İbrahim ve Mehmet efendiler adlarında iki din adamı vardı. Bunlar köy içinde ve çevrede dini kıyafetli olarak başlarında sarıkla gezerlerdi, kimse de bir şey demezdi. İbrahim Efendi daha 13 yaşındayken imametlik unvanı kazanmış bir zattı. O dönemi karalayanlar bu sözlerinden utanmalıdırlar! II. Dünya Savaşı yıllarında çok sıkıntı ve yokluklar gördük. Orada yaşarken bir gün annemin amcasının oğlunun İnegöl’ün Cerrah köyünde yaşamakta olduğunu öğrendik. Ailecek buraya gelip yerleştik. Uzun yıllar iki odalı küçük bir evde kaldık. Bizden önce de, öykülerimde adı geçen Hanife Hala gelmişti buraya. Şu işe bakın ki, kader mi diyelim ne diyelim bilemiyorum! Burası da eski bir Ermeni köyüydü. Daha sonraları Tatarlar da geldi. Göçmen bir ailenin mensubu olarak oradan oraya yuvarlandık durduk.

Yaz aylarında biz eşimle birlikte Cerrah’ta otururuz. Köyümüz güzeldir. Yeşillikler içindedir. İnsanları da iyidir. Rumeli göçmeni kökenlidirler. Bahçeli bir evimiz var orada. Bir şeyler ekip dikiyoruz. Toprakla uğraşıp oyalanıyoruz. Güzel vakit geçiriyoruz.

Unutamadığınız öğretmenleriniz var mı?

Bizim o ilk köydeki okul deneme okuluydu. 4.sınıfa kadar buradaki öğretmenler okutur, 5. sınıfta daha iyi yetişelim diye şehirden başka bir bayan öğretmen gelip okuturdu. Köyde 8 öğretmen görev yapıyordu. Benim ilk öğretmenim Nehriye Karapınar adında bir bayandı. Beş yıl burada okudum. Sonra Cerrah köyüne göç ettik. 5. sınıfı burada bir kez daha okudum. 1949’da İnegöl’den 146 kişi Arifiye Köy Enstitüsü sınavlarına girdik. 3 kişi kazandı. Bunlardan biri de bendim. Sonra sözlü sınavı da başardım. O zamanlar bu okullara girmek zordu.

İlkokulda nasıl bir öğrenciydiniz?

Alfabeyi ilk söken ben oldum. Bir numaraydım diyebilirim. Başka bir sınıfın öğretmeni olan Lütfiye Hanım, teneffüsten sonra tekrar derse girerken beni kolumdan tutup kendi sınıfına götürür ve bana yazı okutturup, öğrencilerine örnek gösterirdi.

1948’de babam vefat etti. Bu beni çok etkiledi. Çok üzüldüm. Kolum kanadım kırılmış gibi oldum. Okuldaki başarımı olumsuz yönde etkiledi.

Köy Enstitüsü’ne gitmeniz nasıl oldu?

1949 – 1950 öğretim yılında Arifiye Köy Enstitüsü’nde okula başladım. Öğretmen olmaya adım atmıştım. Derslerin başladığı ilk günün sabahında bizim sınıfı, mısır kırmaya gönderdiler. Ders, öğleden sonra yapılacak dediler. Hayal kırıklığına uğradım. Ben buraya tarlada çalışmaya değil okumaya gelmiştim! Canım sıkıldı tabii. Okulu terk edip kaçmaya karar verdim. Yol parası aramaya başladım.. Okul Müdürümüz İsmail Safa Güner Bey’in okulu bırakacağımdan haberi olmuş. Beni çağırıp nasihatta bulundu. Kararımdan vazgeçirdi. “Vazgeç, sonra memnun kalacaksın. Beğenmezsen daha sonra gidersen git” dedi.

İbrahim Şadi Balaban adlı tarih öğretmenimiz bir gün bir arkadaşımızı 5 kuruşluk minare gölgesi, 10 kuruşluk da davul tozu almaya bakkala gönderdi. Arkadaşımız dönünce; ‘onlardan yokmuş’ dedi. Durumun farkında olanlar gülüştü. Aslında öğretmenimiz zekâmızı test etmek istemişti.

1950 yılında İzmir’deki Kızılçullu Öğretmen Okulu lağv edilerek NATO’ya tahsis edildi. Oranın bir kısım öğrencileri ile bizim okuldan bazı öğrenciler, Kastamonu Gölköy Öğretmen Okulu’na nakledildiler. Bunların arasında ben de vardım.

1954 – 1955 Öğretim Yılı’nda Kastamonu Gölköy Öğretmen Okulu’nda bir gün haberleri dinlemekte olan arkadaşımıza; Okul Müdürü Mustafa Yaldır; “Ne o ne yapıyorsun öyle? Diye bir soru yöneltti. O da; “Haberleri dinliyorum öğretmenim. Cumhurbaşkanımız konuşacak da onu bekliyorum. Ülkemizin, dinimizin komünizmden nasıl kurtulacağını anlatacakmış. Belki o belâdan bizi çeker alır” diye yanıt verdi. Müdür Bey de; “Kravatsız eşeklerdiniz, şimdi de kravatlı eşek mi olacaksınız?” diye bir serzenişte bulundu.

Soğuktan kendimi koruyamadığım için okuldayken zatürreye yakalandım. Bir ay revirde yattım.

Okul yaşamınız boyunca şiir, öykü yazdınız mı?

Mustafa Muşlu adlı öğretmenimizin sınıfta şiir okuması beni çok etkilemiştir. Şiir yazardım. Edebiyatın diğer dallarıyla ilgilenmezdim o yıllarda. Şiir dinlemeyi de çok severdim. Kendim de okurdum. Bir bayan edebiyat öğretmenimiz vardı. Önceleri tek ders altında toplanan edebiyatla kompozisyon, sonradan ayrı ayrı ders olmuşlardı. İlk kompozisyondan 6 almıştım. Ondan sonra ne kadar gayret ettiysem de bundan fazla olmadı. Zatürre olduğumda; derse devam edemediğim için öğretmenimiz; “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” atasözünü benim revirde yazıp vermemin bir mahsuru olmadığını söyledi. Mustafa Teke adlı bir arkadaşım vardı. Kompozisyondan hep 9 – 10 alırdı. Ben de yüksek not kazanmak için kompozisyonu ona yazdırdım, fakat yine 6 aldım.

Sizi derinden etkileyen öğretmenleriniz oldu mu?

Bir gün okulda birkaç arkadaşla okul arazisi içinde gezintiye çıkmıştık. Yolda yürürken, kenardaki tarlada çalışan iki kişi gördük. “Kolay gelsin amca” dedik. Bizi yanlarına çağırdılar. Meğer bunlardan biri müdür, diğeri de öğretmenmiş. Köy Enstitüsü’nde böyle görmüşler, böyle yapıyorlardı. Bize nasihatlarda bulundular. Çok etkilendik.

Tarih öğretmenimiz Emin Güner mezuniyetimiz sırasında; “Bir Müslüman için Kur’an-ı Kerim ne ise Türk çocukları için de ‘Nutuk’ odur. Bu iki şeye iyi sahip çıkın. Birini başının üstüne as, diğeri de yastığının altında dursun” dedi. Yaşamım boyunca bu nasihati hiç unutmadım ve uyguladım da. “Bir şeyin ucundan tuttunuz mu başarmalısınız” da derdi.

Eğitim Enstitüsü Müdürü Halis Özgü 1961’de bize; “ Haksızlıklar karşısında katiyen eğilmeyin. Çünkü şerefinizi kaybedersiniz. Bir daha da kazanmak çok zor olur” demiştir.

Öğretmenlik yaşamınız nasıl geçti? Nerelerde öğretmenlik yaptınız?

Eğitim Enstitüsü’ne gitmeden önce 3 yıl ilkokul öğretmenliğinde bulundum. Kocaeli’nin birköyünde görev yaptım. Her konuda yardımcı oluyordum kendilerine. Beni çok severlerdi. İnegöl’ün Bayramşah köyünde de öğretmenlik yaptım. Sağ olsunlar köylüler halâ arayıp sorarlar.Bursa Eğitim Enstitüsü’nübitirdikten sonraGaziantep, Mersin, Sivas, Balıkesir ve Bursa gibi illerin liselerindeTürkçe/edebiyat öğretmenliği yaptım.Liseli öğrencilerimden beni sevenler de olurdu sevmeyenler de. Sevmeyenler notumun kıt olduğunu söylerlerdi. En son görev yaptığım İnegöl Lisesi’nde okuyan bir öğrencim; “Sizi çok seviyoruz ama notunuz kıt. Sizden beş alamıyorduk ama, Kamil Bey’den 7 – 8 alıyoruz” diye sitemde bulundu. Ben de; “Hangimizin daha iyi olduğu Üniversite Giriş Sınavları’nda belli olacak” dedim. Nitekim de hep haklı çıktım. Bazı öğretmenler kendilerini sevdirip saydırabilmek için bol keseden not dağıtırlardı. Akıllarınca yi bir şey yaptıklarını sanırlardı!

Siyasilerin ve bazı cahil eşraf takımının teşviki ile öğrencilerin tehditlerine ve saldırılarına da uğradım. Ama ben hep iyi niyetli oldum. Orta yolu izledim. Diğerleri ile denge sağlamak için yoksul öğrencilere bir not fazla vermeye gayret ederdim. Ötekilere aynı toleransı gösteremiyordum. Öğrencilerin olumsuz davranışlarını idareye bildirmezdim. Hoşgörülü ve sabırlı davranırdım. Onları doğru iş yapmaya ikna etme yolunu seçerdim. Korumaya çalışırdım. Sigara içenleri bu alışkanlıklarından vazgeçirmeye çalışırdım. Yöneticiler her şeyi kaba kuvvet ve idari cezalarla halletmeye çalışırlardı. Psikolojiyi ve genç insanın nasıl davrandığını bilmezlerdi.

Öğrencilerimi ideolojik veya inanç kıstaslarına göre değerlendirmezdim. Topyekun ders başarılarını esas alırdım. Objektif davranırdım. Bazı öğretmenler kendi ideolojik, inanç ve hemşerilik duygularıyla değerlendirme yaparlardı. Ben, kendimi ‘demokrat’ bir öğretmen olarak görürüm. Öyleyim de…

Öğretmenken önemli olaylar yaşadınız mı? İlginç şeylerle karşılaştınız mı?

Gaziantep’te Ticaret Lisesi’ne tayin olmuştum. Derslere karşı ilgi uyandırmak ve hazırlık amacıyla sınıflarda şiir okuyordum. Bir gün bir sınıfta Halim Yağcıoğlu’nun bir şiirini okuyordum. Öğrenciler birden ayağa kalktı ve “Biz Komünist bir öğretmenin şiirini dinlemek istemiyoruz” dediler. Şaşırdım ve afalladım. Meğer adı geçen ozan, daha önce burada edebiyat öğretmeniymiş. Fikirlerinden dolayı buradan sürülmüş. Benim de adım komüniste çıktı. Bütün kente yayılmış. Çarşıdan gelip geçerken bile insanlar tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Oysa ben ‘Demokrat’ görüşlü Atatürk hayranı bir öğretmendim. Sonra şikâyet üzerine 3. şubeye çağrıldım. İfadem alındı. İfadem alınırken yanı başımdaki masada biri bozuk para sayıyordu ve sık sık yüzüme bakıyordu. Ben de beni bir yerlerden tanıyor da yardım etmek istiyor hissine kapıldım. Buradan önce Mersin’e ve ardından daha başka illere gittim. Ama o şahıs nereye gitsem peşimde. Hep beni izliyor. Bi kere mimlenmiştim. Göre göre ben de onu iyice tanımıştım. Yalnız yanıma iyice yaklaşıp benimle konuşmuyordu.

Bir gün Sivas’ta evin pencere kenarına oturmuş eşimle birlikte dışarıyı seyrediyorduk. Eşim; “Ağacın altındakine bak” dedi. Aynı adam karşıdan evimizi gözlüyordu. Hava da çok soğuktu o gün. Eşim; “Çağıralım da ısınsın bari zavallı” dedi.

Daha sonraları başınıza neler geldi?

1964 – 1966 yılları arasında ‘Amerikan Barış Gönüllüleri’ vardı. Aslında bunlar Amerikan casusuydu. Bunlarla çok uğraştım. Toplantılarda aleyhlerine konuşmalar yaptım ama benden kötüsü olmadı yine. Oysa vatanımızın bağımsızlığını savunuyorduk. Bugün Güneydoğu’daki olayların altında ta o yıllarda hazırlanan eylem planları var.

İvrindi’de Öğretmen Şair Ahmet Köklügiller’in evini taşladılar. Ben de; Taşa Karşı Barış ve Anayasa’ adlı bir bildiri yayınladım. Öğretmenler de destek verdiler. Ben hep göz önündeydim. Beni izleyen o polisi ya da MİT ajanını Balıkesir’de de gördüm. Bazı yerlerdeki okullarda kendi arkadaşlarımdan bile darbe yedim. Bunların arasında İnegöl Lisesi’ndeki arkadaşlar da var. Beni komünist, solcu diye şikâyet ederlerdi. Hatta beni öğretmenlikten attırmak için dolap bile çevirdiler. Zor günler yaşadım. Neredeyse müstafi duruma düşeyazdım. Öğrencileri üzerime kışkırttılar ama yılmadım, korkmadım. Kasaba kültürünü aşamamış insanlarla uğraşmak zordur. Neyin ne olduğunu tam bilmezler çünkü.

O yıllarda siyasi durum nasıldı?

1966yılının Eylül ayında ‘Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’ne girdim. 6 bin kişinin katıldığı sınav sonunda 120 kişi alındı. Bunlardan biri de bendim. Prof. Mümtaz Soysal sözlü sınavda komisyonu üyesiydi. Bir zarf çektirdiler bana, içinde 3 tane soru. Biri Ortadoğu ile ilgiliydi. ‘İleride bu coğrafyada petrol yüzünden savaşların çıkabileceğini söyledim.’ Sözlü sınavı da kazandım. 20 kişi kalmıştık geriye. Sanırım 6 kişi bitirebildi burayı. Şimdi düşünüyorum da söylediklerim büyük ölçüde gerçekleşti. Kerkük’e kültür ataşesi olarak atanacaktım o sıralar. Süleyman Demirel Başbakan’dı. Sol görüşlü olduğum gerekçesiyle engellendim. Oraya gitmiş olsaydım. Çok güzel derlemeler yapmak niyetindeydim. Ben Türk kültürü ile yoğruldum. Askerliğimi yedek subay olarak yaptım. O yıllarda bir birlikten Erzurum’a asker götürdüm. Oradaki komutandan teslim tarihini geç göstermesini istedim. Amacım çevrede incelemeler yapmaktı. Komutan bu isteğimi geri çevirmedi. Dönüşte Tunceli üzerinden gelerek orayı da gördüm. Dersim olayları hakkında halktan bilgi aldım. Bilmediğimiz, duymadığımız birtakım olayların da yaşandığını öğrendim. Ben vatanımı da insanlarını da seviyorum. Ayrım yapmam.

Öğretmen dernek ve sendikalarında görev aldınız mı?

1964’te askerden terhis oldum.Sivas Ticaret Lisesi’ne tayin oldum.OradaTürkçe/Edebiyat öğretmeni ihtiyacı olmadığıiçin beni Balıkesir’e gönderdiler.1964 – 1966 yıllarında Balıkesir’de çalışırken Öğretmenler Sendikası’nın genel sekreterliğini yaptım. Milli Eğitim Müdürü sürgün edildi. Öğretmen camiası olarak kendisine sahip çıktık. Ona yemek verdik. 9. Jet Üs Komutanı da yemeğe katıldı. Hükümet aleyhinde konuşmalar yapıldı. Öğretmen okulundaki tarih öğretmenim, ılımlı olmam konusunda beni uyarmıştı o zaman. 4 bin öğretmen Milli Eğitim Müdürü’nü uğurladık. Yanlış tayinden dolayı 1971 yılında buradan tekrar Sivas’a gittim. 6 yıl kaldım orada. Orada beni içeri aldılar. Kısa bir süre gözaltında kaldım. O yıllarda ‘Varlık’ dergisinde ve diğer bazı dergilerde şiirlerim ve öykülerim yayınlanmaya başlamıştı.. Göze batıyordum.

1981’de İnegöl’e geldim. Beni, 52 gün içeride kalmış, meslekten ayrılmış gibi göstermişler. İnegöl’ün yöneticileri de bunu düzeltmemiş. Beni öğretmenlikten uzaklaştırmak istiyorlardı. Oysa ben, bahsettikleri süre içinde görevimin başındaydım. Haklılığımı anlatmak için çalmadığım kapı kalmadı. Kaymakama anlattım durumu. Ama çözülmedi. Işıklar Askeri Lisesi Komutanı’na bile gidip başıma gelenleri anlattım. Beni devlet memurluğundan atmak istediklerini söyledim. O zaman ‘Sıkı Yönetim’ var. Biraz etkili de oldu diyebilirim! Sonunda valiye kadar çıktım ve durumu kurtardık. Yoksa hiç uğruna gitmiştik.

Kitap yazarken zorlanır mısınız?

Hayır zorlanmam. Rahat yazarım. Çünkü konuyu önceden zihnimde hazırlarım. Gözlem yaparım. Not alırım. Ondan sonra arkası gelir.

Şimdiye dek kaç kitabınız oldu? Adları nedir?

40 kadar oldu. İstersen birlikte sayalım. 5 Türkçe sözlük. Deyimler Sözlüğü. Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü. İlköğretim okulları için Türkçe Sözlük. Liseler için Türkçe Sözlük. İsimler ve Ninniler. 10 Masal kitabı. Liseler için 9 cilt Edebiyat kitabı. (3’ü ayrı teknikle sonradan yeniden yazılmıştır.) 2 öykü kitabı. Bir Öğretmenin Anıları. ‘Kocacık’ adlı araştırma kitabı. (Kültür Bakanlığı basımı) 2 adet İnegöl Folkloru ile ilgili kitap. Pedagoji kitabı. Bir tiyatro eseri: Gazi Şehir Gaziantep. Eğitimi Güç Çocuklar İncelemesi.

38 saydım. Artık bunu 40’a, 41’e tamamlarsınız. (gülüştük) Atatürk ile ilgili araştırmalarınızın olduğunu biliyoruz. Bu konuda daha başka neler yapıyorsunuz?

O konu bitti. Atatürk ve Kocacık Türkleri adında kapsamlı bir kitap yazdım. Kültür Bakanlığı bunu bastırıp dağıttı. Hatta 2. baskısı yapıldı. Atatürk’ün atalarının köyü olan Makedonya’nın Manastır iline bağlı Kocacık’ı ve ailesi ile ilgili olarak derlediğim bilgiler bu kitapta yer alıyor.

Kocacık’tan ve oradan Anadolu’ya gelerek dört bir tarafa dağılmış olan Kocacıklılardan derleyeceğim giysileri ve kullandıkları diğer eşyaları toplayıp, bir etnografya evi açmayı çok istiyorum. Böyle bir niyet içindeyim. Bununla ilgili girişimlerim var.

Daha çok hangi tür kitaplar yazmaktan hoşlanıyorsunuz?

Folklor dalında. Ben halk kültürünü incelemekten hoşlanıyorum. Bu konuda araştırmalarım, incelemelerim ve bildirilerim var.

Yönetici/Yazar Enver Naci Gökşen’le tanıştım. Bu konuda onun fikirlerini aldım. Bir kitabımı incelemesini istedim. Bana önerilerde bulundu. O da bana bir gün, hasta yatağında yatmakta olan Eflatun Cem Güney’i tanıştırdı. Ona bir masalımı okudum. Çok beğendi. E. Naci Gökşen’e; “Bu çocuğa sahip çıkın” dedi. Mutlu oldum onun bu sözlerinden.

Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Fakültesi’nde Çocuk Edebiyatı konusunda konferans verdim. Bildiriler sundum. Aynı üniversite benim yazmış olduğum masalların çocuk edebiyatına etkileri konusunda bir yayın yaptı. Bazı masallarım da Sırpça’ya çevrildi.

Bir tarihte İstanbul’da bir yayınevindeydim. İyi giyimli biri içeri girdi. Profesör olduğunu söyledikten sonra; “Ben Numan Kartal’ın ‘Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’nü istiyorum” demesin mi? Şaşırdım!. Mutlu oldum, kitabımın aranmasından ve okunmasından. Sonra biraz sohbet ettik.

Yayıncılıkta baskı sayısını az göstererek bizim gibi iyi niyetli yazarları sömürüyorlar. Hem de vergi kaçırıyorlar. Bir lise ders kitabımı basan yayınevi 4 bin baskı yaptığını söyledi bana. Sonra konuyu araştırdım, meğer 40 bin bastırmış. Bizim gibilerin sırtından para kazanıyorlar. Ben o kadar kitabımdan pek bir gelir elde edemedim. Bir arabam bile olmadı. Yayıncılığı bir disiplin altına almak lazım.

Kitaplarımı öyle herkese armağan etmem. Okuyacağını bildiğim ya da umduğum kişilere veririm. Kitabın kıymetini bilmek lâzım. Yazı yazmak kolay bir iş değil.

İnegöl ile ilgili ne gibi kültürel çalışmalar yaptınız?

Özellikle İnegöl folklorunu, halk kültürünü araştırdım. Kurtuluş Savaşı’yla ilgili bazı gizli kalmış bilgileri açığa çıkardım. Bu konularda konuşmalar yaptım, konferanslar verdim. Gazetelerde, dergilerde makaleler yayınladım. Kitaplar yazdım. Bir müze kurmayı düşünüyorum.

3 bin kadar kitabımı çeşitli okullara dağıttım. Elimde son kalan bin 500 kitabı da İnegöl Lisesi Kitaplığı’na bağışlayacağım.

Yapmak isteyip de yapamadığınız işler var mı? Bundan sonrası için planlarınız nedir?

36 yıl öğretmenlikten yaptıktan sonra emekli oldum. Çalışırken ve emekli olduktan sonra pek çok eser verdim. Bu arada yaşadıklarımı da kitaplaştırmak istiyorum. Adını da; ‘Kırk Yıl Böyle Geçti’ koymak isterim. Yapmak istediğim işler çok. Daha 7 – 8 kadar kitap yazmayı düşünüyorum. Bunlar; İstiklâl Savaşı’nda İnegöl’de geçen olayları anlatan bir kitap ile öğrencilere ait birtakım yazılar, söylevler, röportajlar kitap olmayı bekliyor. Bu arada iki çocuk romanı yazmaya başladım. Birinin adı ‘Yaban Gülü’ diğerinin adı ise ‘Göçmen.’

Beğendiğiniz yerli ve yabancı yazarlar kimlerdir? Hangi eserlerini beğeniyorsunuz?

Refik Halit Karay (Memleket Hikayeleri), Ömer Seyfettin, Sait Faik Abasıyanık, Yaşar Kemal (İnce Memed), Yakup Kadri (Yaban), Falih Rıfkı (Çankaya), Orhan Veli, Ş. Süreyya Aydemir ve Nazım Hikmet beğendiğim yerli yazarlardır. Orhan Pamuk’u beğenmem.

Yabancılar arasından da Romanyalı yazar Panait İstirati, Mari Jose De, Carolina (Çöplük), İva Andriç (Drina Köprüsü), John Steinbeck (Gazap Üzümleri), Stendhal (Mavi ve Siyah). İlk anda aklıma gelenler bunlar.

Bana göre siz Bursa’nın en üretken yazarısınız. 40’a yakın kitabınız var. Bunu neye borçlusunuz?

Ben arı gibi çalışırım. Çok araştırırım. Gözlemlerin kuvvetlidir. Birçok kimsenin bakıp da göremediği ayrıntıları hemen fark ederim. Tabii ki yetenek de lâzım. Bir de yazma ruhu ve arzusu bulunmalı insanda.

Türk Dili’nin ve Edebiyatı’nın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Pek iyi görmüyorum. Post-modern görüşle eser yazılacaksa edebiyat, edebiyat olmaktan çıkar. Türkçemiz zor durumda. Maalesef yabancı dillerin boyunduruğu altında. Dilini yitiren bir millet benliğini de yitirir. Yok olur gider. Şimdiki durum doğrusu beni endişelendiriyor. Dilde bir devlet politikası uygulanmalı. Yayınevleri bu konuda titiz olmalı.

Sağlığınız nasıl?

Görüyorsunuz işte. Oturup kalkmakta zorlanıyorum. ‘Parkinson’ hastalığı yavaş yavaş yoklamaya başladı. Kalbe giden ana damar olan ‘aort’tan ameliyat oldum. On yıl önce ‘prostat kanseri’ne yakalandım ama onu yendim. İlacımı halâ kullanıyorum. Böyle işte. Ne iyi ne de çok kötü. Yuvarlanıp gidiyoruz.. Sağ olsun, eşim sağlıklı ve sağlam, bana çok iyi bakıyor. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır.

Aslında İnegöl Belediyesi’nin bir parka, caddeye, okula ya da bir müzeye sizin adınızı vermesi gerekir diye düşünüyorum!. Hatta bir alana büstünü koymaları bile uygun düşer!. Avrupa ülkeleri sanatçıların ve edebiyatçıların adlarını yaşatmak için her şeyi yaparlar.

Artık orası Belediye yetkililerinin ve halkın takdirine kalmış bir tasarruf !.. Orasını bilemem!.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Kültür dille yaşar. Edebiyat dille gelişir. Sonrasında evrensel hale gelir. Ben bu konuda hemşerim Mustafa Kemâl Atatürk’e hayranım ve minnettarım. Biz, dilimizin tadını onun sayesinde daha iyi öğrendik. Size de zahmetiniz için teşekkür ediyorum. Çok memnun oldum.

YEŞİL BURSA dergisi adına röportaj verdiğiniz için biz teşekkür ederiz.


İlgili Haberler
left
right
 
21 Haziran 2016 Salı 11:48
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık