Ana Sayfa » TARİH » Bir hürriyet kahramanı: Resneli Niyazi

Bir hürriyet kahramanı: Resneli Niyazi

1908 yılında; Padişah II. Abdülhamit’e ‘Meşrutiyet’i ilân ettirmek üzere isyan ederek, birliği ile Makedonya dağlarına çıkan, hürriyet kahramanı Osmanlı zabiti Resneli Niyazi Bey’in, son bulunan belgelerde 1911 yılında; Padişah V. Mehmet Reşat’ın İstanbul’dan Bursa’ya yapacağı ziyareti organize etmek üzere kentimize geldiği ortaya çıktı. Bu gelişin Mudanya’ya da Gemlik üzerinden olduğu sanılıyor.

 
 
Bir hürriyet kahramanı: Resneli Niyazi

1908 yılında; Padişah II. Abdülhamit’e ‘Meşrutiyet’i ilân ettirmek üzere isyan ederek, birliği ile Makedonya dağlarına çıkan, hürriyet kahramanı Osmanlı zabiti Resneli Niyazi Bey’in, son bulunan belgelerde 1911 yılında; Padişah V. Mehmet Reşat’ın İstanbul’dan Bursa’ya yapacağı ziyareti organize etmek üzere kentimize geldiği ortaya çıktı. Bu gelişin Mudanya’ya da Gemlik üzerinden olduğu sanılıyor. Kendisi o sırada kolağası (yüzbaşı) rütbesinde olmasına karşın garnizon komutanı, Vali Azmi Bey ile kalabalık bir subay ve halk grubu tarafından büyük bir törenle karşılanarak saygıda bulunulmuş, Belediye Başkanı halk adına kendisine; ‘Hoş geldiniz’ demiştir.

 

DOĞUMU VE YAŞAMI İLE İLGİLİ BİLGİLER

1873 yılında Arnavut Abdullah Ağa’nın oğlu olarak Resne’de dünyaya geldi. Alevi-Bektaşi inancına sahip bir ailenin çocuğudur. İlk mektebi ve Rüştüye’yi bitirdikten sonra, o da Mustafa Kemal gibi Manastır Askeri İdadisi’nde (lise) okudu. Daha sonra İstanbul Harbiye mektebini bitirip subay oldu. 1896’da 24 yaşındayken Makedonya’daki III. Ordu’da piyade mülazımı (teğmen) olarak göreve başladı.

1897’deki Türk – Yunan Savaşı’nda büyük kahramanlıklar gösterdi. Elinde kılıcı ile birliğinin en önünde savaştı. Binlerce Yunan askerini esir aldı. Daha sonra esir aldığı Yunan askerleri ile birlikte İstanbul’a gönderildi. Padişah II. Abdülhamit’in huzuruna çıkmadan önce rütbesi ‘mülazım-ı saniliğe’ (üsteğmen) yükseltildi. Taltif edildi. Oysa daha orduya yeni katılmıştı, rütbesinde altı ayını bile doldurmamıştı. Bunun ardından kendisine ‘padişah yaverliği’ unvanı verilmek istendi. Ancak ‘Kazasker’in 13 yaşındaki oğluna da aynı unvan verilmesi üzerine bu teklifi reddetmiştir. Padişah yaverliğini kabul etmeyince, tekrar cepheye dönmek istedi. Ancak Resne’de anbar memurluğu gibi pasif bir göreve atandı. 1903 yılına dek bu görevde kaldı. Sonra Bulgar, Makedon ve Sırp komitacılara karşı mücadele etmek üzere görevlendirildi. Başarılarından dolayı kolağası (yüzbaşı) rütbesine yükseltildi. Ardından ‘İttihat ve Terakki’ye katıldı. Kısa sürede İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen kişileri arasına girdi.

Üsküp’ten, Harbiye’yi birlikte okudukları arkadaşlarından birkaçı, o yıllarda Osmanlı’nın Paris Büyükelçiliği’nde görevlendirilmişlerdi. Bir gün oradan gönderdikleri mektubun içine, elçilik önünde çektirdikleri bir de resim koyarlar ve kendisine hitaben: “ Sen orada otur. Bak biz buralarda nasıl yaşıyoruz? Neler yapıyoruz” diye yazarlar.

Niyazi Bey buna sinirlenir ve Resne’de; o resimde görünen binanın aynısını yaptırarak burada yaşamaya başlar. Köşk halen sapasağlam yerinde duruyor.

 

DAĞA ÇIKMASI VE GELİŞEN OLAYLAR

1908 yılına gelindiğinde Avrupa’nın büyük ülkeleri ve özellikle de İngiltere ile Rusya, II. Abdülhamit’e baskı yaparak Makedonya’ya bağımsızlık verilmesini istiyorlardı. O yıllarda bir de, Makedonya dağlarında ve Rodoplar’da Bulgar, Makedon ve Yunan çeteleri türemişti. Bunlara halk arasında ‘komitacılar’ deniyordu. Bunlar birçok yerde sabotajlar düzenliyorlar. Türk köylerine ani baskınlar yapıyorlardı. Selanik’te tren istasyonuna, postaneye, Osmanlı bankasına ve limandaki gemilere bomba atmışlardı. Amaçları Osmanlı Devleti’ni yıpratarak bağımsızlıklarını elde etmekti. (Günümüzde bunların Makedonya’nın birçok yerine heykelleri dikilmiş.) Abdülhamit bunlara karşı sessiz kalıyor. Sesini çıkaranlara da baskı uyguluyordu. Genç subaylar bu durumdan rahatsızdı. İmparatorluktan bir parça daha kopmasını istemiyorlardı. Vatanın bütünlüğü tehlikedeydi. Selanik’teki Masonlar ve Sabataylar da ‘hürriyet-meşrutiyet’ hareketini destekliyorlardı. Aynı şekilde Aleviler ve Bektaşiler de Genç Türkler’in yanında yer almışlardır. Bunların başında Resneli Niyazi Bey geliyordu. İşte Avrupa ülkelerinin Osmanlı’nın iç işlerine karışmasını ve Makedonya’nın elden çıkmasını önlemek ve Abdülhamit’in baskılarını hafifletmek üzere genç subaylar buna bir çözüm bulma arayışına girdiler. Bunların arasından Resneli Niyazi Bey; memleketi Makedonya’ya bağımsızlık verilmesini önlemek ve Abdülhamit’e ‘meşrutiyeti’ zorla kabul ettirmek üzere bir kısım askerler ve etrafına topladığı gönüllülerle birlikte toplam 150 kadar kişiyle isyan ederek Ohri yakınlarındaki dağa çıktı. Resne Belediye başkanı Hoca Cemal, vergi katibi Tahsin, Polis Komiseri Tahir ve Mülazım Yusuf Efendi gibi kimseler de yanındaydı. Hatta gönüllü Bulgar ve Sırplar da vardı aralarında. Bir gün dağda gezerken dişi bir geyik kendilerine yol gösterip ormandan çıkmalarını sağladı. Sonrasında Niyazi Bey bu geyiği yanından ayırmadı. Çarpışmalarda bile adamlarının arasında geziniyordu. Manastır’ı ele geçirirken bile bu geyik onun yanı başındaydı. Bilindiği üzere Alevi-Bektaşi inancına göre; aslan gücü ve kahramanlığı temsil eder. Geyik ise; masumiyetin ve sadakatin göstergesidir. O nedenle bu geyiğin de bir ulviyet taşıdığı düşünülüyordu!. ‘Geyik muhabbeti’ deyimi onun bu geyiğine fazla düşkün olmasından ve o zamanlar her tarafta bu konunun konuşulmasından dolayı söylenmiştir. (Geyikli Baba’nın, geyiği ile birlikte Bursa’nın fethine katılması ile benzerlik gösteriyor!) Niyazi Bey dağa giderken, kışladan adam başına iki tüfek ile bol cephane, ordunun kasasından da 550 altın almış ve ‘parası sonra devlete ödenecek’ diye bir yazı bırakmıştır. Halktan da bir miktar para ve altın topladığı ifade edilir. Niyazi Bey’in ardından Eyüp Sabri Bey (sonradan Erzurum milletvekili) Ohri’de 900 mavzer ve 96 sandık cephane ile dağa çıktı. Daha başka kumandanlar da isyana destek verdiler. Gerebeneli Bekir Bey’in isyanını, Serez ve Firzovik başkaldırıları izledi. Abdülhamit önce olaya itidalli yaklaştı. Sonra yakalanmaları için gerekenlerin yapılması emrini verdi. Bu arada Kolordu komutanı Şemsi Paşa, Mülazım Atıf Bey tarafından Manastır’ın ortasında güpegündüz öldürüldü. Yerine Tatar Osman Paşa getirildi ancak bu da Niyazi Bey’in ve Eyüp Sabri Bey’in müşterek güçleri tarafından kaçırılarak dağa kaldırılır. Bunun üzerine Avlonyalı Ferit Paşa’nın sadrazamlık görevine de son verildi. Yerine Sait Paşa getirildi. Olaylar birbirini kovaladı. Bu arada Enver Bey (Paşa) Selanik yakınlarında isyana katıldı. Ertesi gün Selanik Hükümet Konağı İttihatçılar tarafından basıldı. Olayların daha da büyümesinden çekinen II. Abdülhamit; aynı gün, yani 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyeti kabul etmek zorunda kaldı.

 

MEŞRUTİYETİN KABUL ETTİRİLMESİNDEN SONRA NELER OLDU?

Niyazi Bey Selanik’e döndüğünde ‘hürriyet kahramanı’ olarak karşılandı. Meşrutiyet’in ilan edilmesini sağlayan isyanın lideri oydu. Herkes ona sevgi gösterisinde bulundu. Şapkasının önünde ‘vatan fedaisi’ yazıyordu. Cesur ve atılgan bir kişiliğe sahipti. Güney Makedonya ve Manastır çevrelerinde sevilip sayılan ve tanınan biriydi.

Meşrutiyet’in ilanından beş ay sonra ‘Meclis-i Mebusan’ açıldı. Kısa süre sonra ‘Ahrar’ adıyla bir muhalif grup oluştu. Bunlar genelde mutaasıp ve muhafazakar görüşte kimselerdi. Kendilerini destekleyenler arasında Volkan Gazetesi sahibi ve Nakşibendi Şeyhi Derviş Vahdeti ile başyazar Hasan Fehmi de vardı. İttihat ve Terakki taraftarlarına cephe aldılar. Gazetelerinde bu ‘Cemiyet’ aleyhinde yazılar yayınladılar. Halk arasında menfi propoganda yaptılar. Dini kullanarak halkı isyan çıkarmaya kışkırttılar. İrticai hareketler her tarafa yayılma eğilimi göstermeye başladı. 8 nisan 1909 günü Gazeteci Hasan Fehmi, Galata köprüsü üzerinde vuruldu. Muhalifler bunu bahane ederek olayları daha da körüklediler. Sokaklara, meydanlara dökülerek gösteriler yaptılar. ‘İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’ üyeleri olayları körüklüyordu. Olaylar sırasında Said-i Kürdi (Nursi) de İstanbul’da bulunuyordu. O da ‘İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’ne mensuptu. Ancak kendisinin isyancılara; ‘itidal’ tavsiye ettiği söylenir. (Nitekim, yaşanan olaylardan dolayı yargılandığı ‘örfi idare mahkemesi’ndeki davadan beraat etmiştir.) Cemiyet; olanlara temkinli yaklaşıyor, zira Selanik’ten getirilen ‘avcı taburlarına’ güvenleri tamdı. Şeriat yanlılarının yaptıkları gösterileri pek önemsemediler. Abdülhamit ve şeriat heveslileri ordu içinde, gizli gizli taraftar topluyorlardı. Bunda başarılı da oldular. Ardından büyük bir harekat için düğmeye basıldı.

Şeriatçılar ve alaylı subaylar İstanbul’da ’31 Mart Vak’ası’(13 Nisan 1909) denilen bir isyan hareketini ateşlediler. Önce ‘Mecli-i Mebusan’ın kapısına dayandılar. ‘Şeriat istiyoruz’ diye bağırdılar. Etrafa saldırıp, her şeyi, her yeri yıkıp döktüler. Sağa sola ateş açtılar. Mektepli genç subayları, mebusları ve gazetecileri öldürdüler. İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerine saldırdılar. Onların kellelerini istediler. Alaylı askerlerin nümayişlerinin ardı arkası kesilmiyordu. Sokaklarda insanlar boğazlanıyordu. Olaylar çığırından çıkarak büyük bir isyana dönüştü.

İsyan Selanik’te duyulunca Mahmut Şevket Paşa kumandanlığında ‘Hareket Ordusu’ adıyla anılan kuvvetler İstanbul’a doğru yola çıktı. Önde gelen subaylar ‘İttihatçılar’dan seçilmişti. Bu ordunun kurmay başkanı M. Kemal’di. Resneli Niyazi Bey’de bu kuvvetler içinde görev almıştı. Manastır taraflarından topladığı Alevi- Bektaşi inançlı gönüllülerle bu orduya katılmıştı. Hareket ordusu 24 Nisan günü İstanbul’a girdi. Yer yer sokak çatışmaları yaşandıysa da, kısa sürede vaziyete hakim olundu. Yıldız Sarayı kuşatıldı. İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenleri, Hareket Ordusu kumandanları ile Hükümet yetkilileri Yeşilköy’de bir araya geldiler. Abdülhamit tahttan indirildi. Yerine Mehmet Reşat padişah oldu. Abdülhamit Selanik’e sürgüne gönderildi. (1909)

31 Mart gerici ayaklanması, alaylı subaylarla, mektepli subayların mücadelesine sahne olmuştur. İsyanı bastıran subaylara ‘Halaskaran-ı Zabitan’ denmiştir. İsyanın bastırılmasından sonra bir kez daha ordudan ayrılan Niyazi Bey, Resne’nin imarı ve halkın eğitim-öğretimi ile ilgilendi. 1910 yılında; doğruluğunu ‘İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne de tasdik ettirdiği hatıralarını yayınladı.

 

DİĞER HİZMETLERİ VE ÖLDÜRÜLMESİ

Niyazi Bey’in eşinin adı Feride idi. Bundan Mithat ve Saim adlarında iki oğlu olmuştur. Torunu Ahmet Resnelioğlu’nun, Babaannesi Feride Hanım’dan naklen anlattığına göre; Niyazi Bey, beş yıllık evlilikleri süresince görevi nedeniyle kendisi ve çocuklarıyla pek bir arada olamamıştır.

1912 ve 1913’teki I. ve ve II. Balkan Savaşları’nda Makedonya ile birlikte Balkan ülkelerinin tamamı elimizden çıktı. Niyazi Bey Balkan Savaşları’nda da görev yapmıştır. Ülkesini, koruyup kollamak için canla başla savaştı. Lakin Balkanlar tamamen elimizden çıkması önlenemedi. Hele Tahsin Paşa tek kurşun bile atmadan 35 000 askeri ile birlikte Selanik’i Yunan kuvvetlerine teslim etti.

Niyazi Bey memleketi Makedonya elden çıkınca; İttihat ve Terakki’nin de davetiyle İstanbul’a gitmek üzere Arnavutluk’un Avlonya limanına gider. İttihat ve Terakki’nin bir adamı ona muhafızlık edip, korumalık yapacaktı. Ancak 8 kişi ile birlikte vapur beklerken, üç el ateş edilerek öldürüldü.(1913) Kırçıllı paltosu içinde yere düşen kişinin, Niyazi Bey olduğu zar zor anlaşıldı. Kimilerine göre Viyosa Geçidi’nde Arnavut çeteciler tarafından katledilmiştir. Kimilerine göre ise; Enver Paşa tarafından öldürtülmüştür. Kendisini öldürtenlerin arasında Arnavutluk’un bağımsızlığı için mücadele eden Esat Toptani ve İsmail Kemal gibi kimselerin adları da geçer. Velhasılı ‘kim vurduya’ gitti. Mezarı Avlonya’dadır. Buraya bir heykeli dikilmiştir. ‘Ne şehit oldu ne gazi, pisipisine gitti Niyazi” deyimi onun öldürülmesi üzerine söylenmiştir. Öldürüldüğünden iki ay kadar sonra küçük oğlu Saim dünyaya geldi.

Hiçbir makam ve rütbe uğrunda koşan bir adam değildi. İnsanlara ve devlete hizmet etmekten hiçbir zaman geri durmadı. Yüreği vatan ve millet sevgisi ile dolu bir kimseydi. Kendinden çok vatanını ve milletini düşünürdü!. Halk kendisini çok seviyordu.

Torunu Ahmet Resnelioğlu, Avlonya’daki naaşını İstanbul’a getirip ‘Hürriyet-i Ebediye Tepesi’ndeki diğer hürriyet şehitlerinin yanına defnetmek için birkaç kez resmi makamlara başvuruda bulunmuş ancak bir sonuç alamamıştır.

Yeşil Bursa Dergisi / Sayı 3

İlgili Haberler
left
right
 
 
27 Ocak 2015 Salı 12:20
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık