Ana Sayfa » MAKALELER » Bursa'nın prehistorik köyleri

Bursa'nın prehistorik köyleri

Bursa, Balkanlar ve Anadolu arasında oluşturduğu kültürel köprüyle bölgelerin tarihlerini anlamak için önemli bir role sahiptir. Bursa ve içinde bulunduğu Marmara Bölgesi, tarih sahnesi boyunca insanların, hammaddelerin ve ürünlerin Asya’dan Avrupa’ya ya da tam tersi istikametteki hareket alanı içerisinde yer almıştır.

 
 
Bursa'nın prehistorik köyleri

Fikret ALKAN

Arkeolog

Bursa, Balkanlar ve Anadolu arasında oluşturduğu kültürel köprüyle bölgelerin tarihlerini anlamak için önemli bir role sahiptir. Bursa ve içinde bulunduğu Marmara Bölgesi, tarih sahnesi boyunca insanların, hammaddelerin ve ürünlerin Asya’dan Avrupa’ya ya da tam tersi istikametteki hareket alanı içerisinde yer almıştır (Dinçer-Başlar 2007). Afrika’dan Avrupa’ya göç eden ilk insanların doğal yolları arasında bulunan bölge, Yakındoğu’da ve Anadolu’da evrilen kültürlerin Avrupa’ya aktarılmasında kilit rol oynamıştır.

Yapılan araştırmalar, kültürlerin Mezopotamya bölgesinden başlayarak Batı’ya ulaştığı ve bunun sonucunda; önce Anadolu’ya, buradan da Avrupa’ya açıldığını göstermektedir. Yapılan son kazılarla, aynı zaman diliminde Anadolu ve Trakya kültürlerinin de eş zamanlarda gelişim gösterebileceği ortaya çıkmıştır (Özdoğan 1998). Bursa, Anadolu ve Balkan kültürlerinin etkileşiminde doğal bir geçiş yoludur. Eş zamanlı gelişen kültürler içinde Avrupa’da var olan yaşamın kökleri, Anadolu üzerinden bir geçiş noktası konumunda olan Bursa’dan başlamaktadır (Karul 2009). Günümüzde Avrupalı bilim adamları başlattıkları ‘Avrupa ve Anadolu Neolitiği Arasında Köprüler Kurmak’ başlıklı proje (BEAN - Bridging The European and Anatolian Neolithic) ile Avrupa’nın kökenlerini Anadolu’da ve dolayısıyla Bursa Neolitik yerleşimlerinde aramaktadırlar.

Marmara Bölgesi'nde tarih öncesi döneme ait ilk sistematik kazı, Kadıköy’de bulunan ve yoğun yapılaşmadan dolayı günümüze ulaşamayan Fikirtepe’de, Kurt Bittel ve Halet Çembel tarafından 1952-54 yılları gerçekleştirilmiştir (Karul 2009). Bursa bölgesinde ise ilk insanın bıraktığı izlere yönelik araştırmalar, İsmail Kılıç Kökten ve Kurt Bittel ile 1930’lu yıllarda başlatılmıştır. 1960’larda Çatalhöyük gibi Anadolu’nun en büyük Neolitik merkezini keşfeden James Mellaart, Kuzey Batı Anadolu’daki izlerin bulunmasına yönelik çalışmalarda bulunmuş; C. Cullberg, David French gibi isimler kapsamlı çalışmaları yönetmiştir.

İnsanların yerleşik yaşama geçmeden önce bölgede bıraktıkları ilk izlere, Paleolitik Çağ’a ait Belen Tepe, Gavur Evleri Mevkii, Şahinkaya Mağarası’nda rastlanır. Bölgenin Neolitik ve Kalkolitik dönemlerine ait veriler, kültürlerin arkeolojik açıdan oldukça yeterli bilgi ve malzemeye sahip olduğunu gösterse de, günümüz Marmara Bölgesi’nin Türkiye’nin sanayi lokomotifi olması, buluntu yerlerinin sanayi-tarım-define tahribatlarına uğramasına sebep olmuştur. Türkiye arkeolojisinin ilgi alanının Yakındoğu-Mezopotamya coğrafi bölgelerinde yoğunlaşması ve Anadolu’daki kadar büyük höyüklerin Bursa ve çevresinde bulunmayışı bölgeye yönelik araştırmaların sınırlı kalmasına etken olmuştur.

Bununla birlikte, İstanbul Üniversitesi’nin 1980’li yıllarda başlattığı araştırmalarla olumlu sonuçlar edinilmiştir. Hollanda Arkeoloji Enstitüsü tarafından 1987 yılında Ilıpınar ve Hacılartepe, 1995 yılında Menteşe ve 2007 yılında Barçın Höyük kazı çalışmaları başlatılmıştır. 1999 yılında ise Bursa Arkeoloji Müzesi tarafından İnegöl I / Cumatepe Höyüğü’nde kısa süreli olarak kurtarma kazısı gerçekleştirilmiştir. 2004 yılında İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Necmi Karul başkanlığında Aktopraklık Höyüğü kazısı başlatılmıştır.

Görüldüğü üzere, tarih öncesi yerleşmelerin dağılımları Uluabat ile İznik Gölü çevresinde ve Yenişehir havzasında yer almaktadır. Uluabat ve İznik gölleri su kıyıları olduğundan ilk köylerin tarımsal faaliyete uygun, iklimin ılıman olması nedenleriyle tercih edilmiştir. Yenişehir havzasında ise bundan 8 bin yıl önce göl bulunduğu tespit edilmiştir (Kayan 1995).

Barçın ve Menteşe höyüklerinden elde edilen veriler, bölgeye gelen ilk mimari geleneğin kerpiç olduğunu, çamur levha tekniklerinin kullanılarak dörtgen planlı yapıların inşa edildiğini gösterir. Daha geç evrelerde ise kerpiç mimari, yerini çevrede malzemenin bol bulunmasıyla dal-örgü yapılara bırakır. Kerpiç mimarinin kullanıldığı dönemde Aktopraklık yerleşmesinde ise yuvarlak planlı basit kulübeler vardır (Karul 2009). Sazlıkla örülü evlerin örnekleri bugün Aktopraklık kazı alanında sergilenmektedir.

Mimari açıdan bilgi alabileceğimiz en güzel örnekler ise Orhangazi-Ilıpınar ve kazısı devam eden Aktopraklık höyükleridir. Mimari örneklendirmeyi Aktopraklık Höyüğü üzerinden değerlendirmeye çalışalım:

Akçalar Sanayi Bölgesi’nde bulunan Aktopraklık Höyüğü, Uluabat Gölü’nün kenarındaki teraslara kurulmuş bir yerleşimdir. Höyüğün bulunuşunda iki adet 4. ve 7. yüzyıllara ait Geç Roma-Bizans sikkesi yerleşimin varlığında değişik dönemlerin izlerini tespit eder. Sazlardan örülen 3 metre çapında yuvarlak planlı basit kulübeler, Roma Dönemi içinde çiftlik olduğu tahmin edilen yerleşimin yakınındadır. Evlerin önlerinde ise günlük uğraşlar için işlikler bulunur. Taban çukurlaştırılarak temel oluşturulmaktadır. Ölülerin yapı tabanlarına gömülmesi, öldükten sonra aynı evde yaşamaya devam etme inancını gösterir (Karul 2012). Teknik olarak çapı 6 metreden daha büyük, yuvarlak planlı, sazlıklı bir yapının inşa edilmesi zordur. Nüfusun artışı  ihtiyaçlara göre yeni ev planını doğurmuştur (Özdoğan 1998). Aktopraklık yerlilerinin, M.Ö. 6. binin ortalarında konutlarında, kerpiç kullanmaya başladığı görülür. Evler birbiri yanına bir yay etrafında toplanacak şekilde inşa edilmiş, köy yerleşimi de bu yay etrafına üç farklı hendek yapılarak koruma altına alınmaya çalışılmıştır. Hendek içi sıvalı ve içinde ölü hediyeleri ve ceset gömüleri bulunmaktadır.

Konutlar, 25-30 metrekareden oluşmaktadır. Ev İçlerinde payandalı bölmeler yapılmıştır. Her evde bir fırın olduğu gibi evin dış kısmında da evlerin önünde alet yapımı, buğday öğütme ve değişik günlük işlerin yapılması için üzeri kapatılmış bir avlu vardır. Avluların önünde ise yine evlerdekine göre ortak kullanıma yönelik daha büyük ve kubbeli fırınlar vardır. Akçalar Aktopraklık Kazı Alanı, İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Necmi Karul ve Bursa Büyükşehir Belediyesi ortaklığında Bursa’ya bir Arkeopark kazandıracak şekilde hazırlanmaktadır.

İznik Gölü havzasında ve Yenişehir’de, çanak çömlek birdenbire ve gelişkin bir biçimde ortaya çıkar (Dinçer-Başlar 2007). Ilıpınar, Marmaracık, Barçın ve Menteşe yerleşmelerinde bulunan (French 1967) kültüre, ilk kez tanımlandığı İstanbul-Kadıköy yakınlarındaki Fikirtepe isimli yerleşme yerinden dolayı “Fikirtepe Kültürü” denmektedir. Menteşe Höyük’te bulunan gömülerden birinde, Fikirtepe Kültürü’nü en iyi şekilde yansıtan geometrik desenli bir kutunun benzeri ele geçmiştir (Harmankaya et al.: 1997). El yapımı olan Fikirtepe çanak çömleğinin yüzey rengi, gri, kahverengi veya kırmızı olmaktadır. En önemli özelliği ise kutu şeklindeki parçalarda çizik bezeme bulunmaktadır.

Fikirtepe’nin aksine başta Aktopraklık C olmak üzere, Menteşe ve Barçın çanak çömleğinde koyu yüzlü, kırmızı ve açık renkli kapların oranının birbirine daha yakın olduğu görülmektedir.  

1990’lı yıllarda Eskişehir Bölgesi’nde gerçekleşen yüzey araştırmaları, Kuzeybatı Anadolu’da kendine özgü bir çanak çömlek topluluğuyla ayırt edilen kültürel bütünlüğü destekleyen sonuçlar vermiştir (Ünsal 2010).

Çanak çömleklerde ilk yapılan örneklerin tek renk ve düz dipli olduğu,  zamanın ilerlemesi ile birlikte ise kırmızı zemin üzerine beyaz boyanmış örneklerin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu durum Ege ve Balkan bölgeleri ile etkileşimin ispatı olmuştur. S profilli, küresel gövdeli, kızıl kahve ve tonlarının kullanıldığı kaplar, bitişik evler ile birlikte yaşam içine dahil olur.

Yerleşik yaşam yapılarını küçük köy benzeri özellikleriyle sürdüren dönem insanı, alıştığı avcı-toplayıcı yaşamını da gün geçtikçe geliştirmektedir. Yabani hayvanların evcilleştirilmesi, koyun, keçi, sığır gibi cinslerden yararlanılmaya başlanması ve  süt üretimi, köy yaşamının benimsendiğini ortaya koyar. Ovalarda bulunan yerleşmelerin ise (Ilıpınar, Menteşe, Barçın, Demircihöyük) bölgeye gelen ilk tarımcılar olduğunu söylemek mümkündür (Avcı 2010). Her yönden olduğu gibi kendi üretimlerinin de çeşitlenmesi, kemik, mermer ve renkli taşlarla yapılan boncukların kolye yapımında kullanılması, dönem insanının moda ve zevkini gözler önüne sermektedir.

Bursa ve çevresinde İlk Tunç Çağı’na tarihlenen bir çok yerleşme de bulunmaktadır. Bu dönemde, daha batıdaki Troas bölgesi ile olan ilişkilerin daha zayıf olduğu düşünülsede, Troia kültürünün belirgin öğelerine az sayıda da olsa rastlanmaktadır (Özdoğan 1985 ve French 1967). İlk Tunç Çağı sonu ve Orta Tunç Çağı başlarında, Çardak, Çakırca, Karadin, Bostin Boş Tepe gibi büyük “kent”ler ortaya çıkar (Özdoğan 1985).


Kaynaklar :

1-Avcı, M. B., 2010

Aktopraklık Verileri Işığında Doğu ve Güney Marmara’da Fikirtepe Çanak Çömleğinin Gelişim Süreci, İstanbul Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

2-Dinçer, B., M. Başlar, 2007

"Bursa'nın Tarih öncesi ve BAY Projesi", Paleo Berkay.cjb.net, http://paleoberkay.atspace.com/turkce/bursaarkeoloji.html, 15.01.2007.

3-French, D. H., 1967

“Prehistoric Sites in Northwest Anatolia, The İznik Area”, Anatolian Studies 17: 49-100.

4-Harmankaya, S. - O. Tanındı - M. Özbaşaran, 1997

TAY - Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri-2: Neolitik, Ege Yayınları, Takım ISBN 975-807-003-7, Cilt ISBN 975-807-010-X, İstanbul.

5-Karul N., 2009
‘
Kuzeybatı Anadolu’da Anahatlarıyla Neolitik-Kalkolitik Dönemler’

Türk  Eskiçağ Bilimleri Ensitüsü Haberler Dergisi, Mayıs 2009, Sayı 28.

6-Karul N., 2012
‘Bursa’da Yaşamın İlk İzleri’
Bursa’da Zaman Dergisi, Sayı 1, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları.

7-Kayan, İ., 1995,

"The Geomorphological Environment of the Ilıpınar Mound", The Ilıpınar Excavations I, Uitgave van het Nederlands Historisch-Archaeologisch Instituut, İstanbul: 17-33.

8-Özdoğan, M., 1998

"Tarihöncesi Dönemlerde Anadolu ile Balkanlar Arasındaki Kültür İlişkileri ve Trakya'da Yapılan Yeni Kazı Çalışmaları", Türkiye Bilimler Akademisi Arkeoloji Dergisi (TÜBA-AR) 1: 63-93.

9-Özdoğan, M., 1985

“1984 Yılı Trakya ve Doğu Marmara Araştırmaları”, III. Araştırma Sonuçları Toplantısı, T.C. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Ankara: 409-420.

10-Ünsal, B., 2010

Kuzeybat Anadolu’da İlk ve Orta Kalkolitik Çağ Geçiş Mimarisi,
İstanbul Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.


 
29 Ocak 2015 Perşembe 19:43
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık