Ana Sayfa » MAKALELER » Kadı sicillerinden hikayeler: Bursalı imam Recep

Kadı sicillerinden hikayeler: Bursalı imam Recep

İmam Recep’i hemen tanıdığınızı sanıyorum. Büyükbabalarının izinden giden torunları hep çevremizde çünkü. Konuyu dağıtmadan, Recep’in haleflerinin çok sevdiği yaklaşım olan soru-cevap şeklinde belgeyi analiz etmeye başlayalım...

 
 
Kadı sicillerinden hikayeler: Bursalı imam Recep

Prof. Dr. Nurcan ABACI

Ay takvimine göre tam da bizim gibi Regaib’i kutlamış Miraç kandilini bekliyorlardı. Bursa’nın eski mahallelerinden Azep Bey sakinlerinin kutlama faaliyetlerinde Kudüs’ü kıble kabul eden komşularını ihmal etmediklerini varsayabiliriz. Ancak aralarından sayılarının azalarak yok olmalarını dilediğimiz bir kısmı öz’e değil görünüme bakmaktaydı. Bunlardan birisi de Miskî Hatun mescidinin imamı Recep’ti. İşyerine giderken ve görev yerinde sürekli olarak gördüğü üç gayr-ı müslim evinin varlığı kendisini ve iddiasına göre cemaatini de rahatsız etmekteydi. 

İmam Recep’in anlatımı ile olayı görelim:

“Azep Bey mahallesi sınırları içinde kabul edilen Miskî Hatun Mescidi’nin imamıyım. Aynı mahallede yaşayan Boğazlıoğlı Ralti, Karti ve Suze’nin evleri görev yaptığım mescide yakındır. Ben ve cemaatim bu yakınlıktan rahatsız oluyoruz. Mahkemeden bahsettiğim durumun keşfinin yapılmasını ve kayıt altına alınmasını istiyorum.”

Bu istek karşısında mahkeme Mevlana İbrahim’i görevlendirir. Aşağıda verdiğim transkripsiyonda da görülen isimlerin katılımı ile durumun şu şekilde olduğu kaydedilir:

“Ralti’nin evi söz konusu mescide bitişiktir. Karti’nin evi ile imamın iş yeri arasından yol geçmektedir. Suze’nin evi ile mescid arasında ise yol ve Müslümana ait bir oda vardır. Ralti ve Karti’ninki ile karşılaştırıldığında Suze’nin evinin söz konusu mekana uzak olduğu,  İmam Recep’in de katıldığı inceleme sonucunda anlaşılmıştır.  Konu cemaatten kişilere sorulmuş, onlar da “Suze’nin evinin konumu ile ilgili bir sorunumuz yoktur” demişlerdir. İmam Recep de aynı fikirde olduğunu beyan etmiştir. Bu ifadeler olay yerinde yazıya geçirilmiş, daha sonra mahkeme durumdan haberdar edilmiştir.”

İmam Recep’i hemen tanıdığınızı sanıyorum. Büyükbabalarının izinden giden torunları hep çevremizde çünkü. Konuyu dağıtmadan, Recep’in haleflerinin çok sevdiği yaklaşım olan soru-cevap şeklinde belgeyi analiz etmeye başlayalım:

Soru: Recep’in istediği nedir? Ortada dava yok.

Cevap: Recep bahsi geçen kişilerin “varlığından” rahatsızdır. Mescidin yakınından ve dolayısıyla mahalleden sürdürme için elinde kanıt yoktur. Önce mekanın yakınlığını ve cemaatin rahatsızlığını kayıt altına aldırmaktadır. Sonraki aşama bu kaydı kullanarak söz konusu kişileri taciz etmedir. 

Soru: Cami dibinde gayr-ı müslim evi olur mu?

Cevap: Nereden “okuduğunuza” bağlı. Kariyerinde Bursa’da aldığı eğitim de bulunan Hacı Bayram-ı Veli’nin baktığı yerden görürseniz, üzerinde konuşulmaya değer bir durum yoktur.

Soru: Bu gayr-ı müslimler cemaati rahatsız edecek davranışlarda bulunmuş olamazlar mı?

Cevap: Hayır. Öylesi durumda İmam Recep büyük mutlulukla yapılanları anlatıp “mahalleden ihraç” kararı isteyecekti.

Soru: Belgeden yola çıkarak olayın geçtiği yüzyıl için “yükselen muhafazakarlık”, “mekanın kudsiyeti” vb. havalı, kendimizi hak ettiğimizden daha önemli gösteren terimler kullanabilir miyiz?

Cevap: Kullanamayız. IV. hikayede anlattığım ve bir Hıristiyan’ın Hz. İsa üzerine yemin ederek emekli Kadı karşısında dava kazandığını gösteren olay, bununla aynı yıl içinde gerçekleşmiştir. 

Soru: Olayın bir de öncesinin olması gerekiyor. Şikayet edilmeseydi, Ralti camiye bitişik evinde yaşamaya devam edecekti. Bu bir “hoşgörü/tolerance” ve “birlikte yaşama kültürü/co-existence ” değil midir? 

Cevap: Osmanlı tarih yazımından silinmesini umduğum ve entelektüel fakirlik göstergesi olan iki terim kullandınız. Kaybedenlerdensiniz! Müsamaha deseydiniz, olabilirdi. 

Soru: Bütün terimlere karşı çıkıyorsunuz. O zaman ne diyeceğiz? Mahmut mu diyelim?

Cevap: Bilmiyorum. İşleyişi anlayıp isimlendirmemiz gerekiyor. Halihazırda kullandığımız terminoloji temel olarak ithaldir ve pek çok noktada sorunsuz uyarlansa da örnekte kullandığım durumu açıklamaya yetmez. Eğer 17. yüzyıl Paris’inde ya da Lyon’unda kilise duvarına bitişik Müslüman evinin (daha kötüsü Huguenot evinin) konumu benzeri bir davaya  konu olsaydı, bunu ülkenin entelektüelleri değerlendirseydi ve isimlendirseydi, bir sorunumuz olmayacaktı. Kavramlarını alıp bu belgenin altına koyarak sevinçle “bizde de var, bizde de var!” diye haykıracaktık. Geçmişimizi anlamlandırma konusunda daha yolun başındayız. 

Meraklısına Notlar:

1- Müzik önerisi: Derdiyoklar/Korkmirem

2- Mazoşistler için transkripsiyon ve belgenin orjinali

Mahrûsa-i Bursa’da Azeb Beğ Mahallesi’ne mülhak olan Miskî Hâtûn mescid-i şerîfi’nin imâmı Receb Halîfe mahfil-i kazâda takrîr-i kelâm idüp mahalle-i mezbûrdan Boğazlıoğlı Ralti veled-i Dimitri ve Kartî veled-i Ağalı ve Suze veled-i Kostantin nâm zımmîlerin menzilleri mescid-i mezbûre karîb olmağla cemâ‘atim ile müte’ezzîleriz mahalline varılup vâki‘ hâl keşf ve tahrîr olunmak matlûbumdır didükde savb-ı şer‘den Mevlânâ İbrâhim Efendi irsâl olunup ol dahi zeyl-i sutûrda mestûrü’l-esâmî olan müslimîn ile mahfil-i mezbûre varup nazar eylediklerinde mezbûr Ralti’nin menzili mescid-i mezbûra muttasıl ve merkûm Kartî’nin menzili mescid-i mezbûr mukâbelesinde olan tarîk âmmda olup ve mezbûr Suze’nin menzili ile mescid-i mezbûr beyninde bir Müslümân evi oda bir tarîk-i âmm olup mezbûrân Ralti ve Kartî’nin menzillerine nisbet merkûm Suze’nin menzili mescid-i mezbûre ba‘îd olduğı imâm-ı mezbûr Receb Halîfe muvâcehesinde müşâhede olundukda merkûm Receb Halîfe’nin cemâ‘atinden Kurd Alî ve Kara Osmân ve Hasan nâm kimesneler merkûm Suze’nin menzilinin bize ve mescid-i mezbûra bir zarâr-ı şer‘îsi yokdur deyü ihbâr itdiklerini ve mezbûr Receb Halîfe dahi merkûm Suze’nin menziline müte‘âllik sözüm ve nizâ‘ım yokdur didüğini mevlâna-yı mezbûr mahallinde ketb ve tahrîr idüp ba‘dehû ma‘an irsâl olunan Çukadâr Hasan Beşe ile meclis-i şer‘e gelüp vukû‘ı üzre haber virmeğin mâ-vaka‘a bi’t-taleb ketb olundı fi’l-yev-mi’l-hâmis ve’l-ışrîn min şehri Recebi’l-Ferd li-sene ihdâ ve semânîn ve elf.

Şuhûdü’l-hâl

Hüseyin Efendi bin Mehmed 

Mustafâ Çelebi bin Abdullah 

Süleymân bin Hüseyin 

Mehmed Efendi bin Mehmed 

Ramazân bin Alî

Mehmed Çelebi bin Osmân

Kaynak: IV. hikayede künyesini verdiğim kitabım. s. 129-130.


İlgili Haberler
left
right
 
15 Mart 2015 Pazar 09:55
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık