Ana Sayfa » MAKALELER » Kafdağı'ndan Uludağ eteklerine Kafkas göçleri

Kafdağı'ndan Uludağ eteklerine Kafkas göçleri

Kafkasya Bölgesi, aslında insan varlığının 400 bin yıl önce ortaya çıktığı, hemen hemen tüm dünya dillerinde tüm dünya masal ve destanlarında yer alan ulaşılmaz, efsunlu, gizemli, atlas renkli düşsel bir mekandır. Aynı zamanda mutluluklar ve de malesef büyük acıların yaşandığı, dünyanın en önemli bölgelerinden biridir.

 
 
Kafdağı'ndan Uludağ eteklerine Kafkas göçleri

Mahmut Bİ

Tarihçi-Yazar

Bir efsaneye göre; yeşil zümrütten bir kaya olan Kafdağı’nı, Allah, dünyaya destek diye yaratmıştır. Kafdağı ayrıca azametli, şerefli Kur’an-ı Kerim ile birlikte anılmıştır. Kafkasya, eski filozofların gizemli bir kutsallıkla taçlandırıp kutsallaştırdığı bir ülke olduğu kadar, eski batık bir uygarlığın da beşiğidir.

Bugün haritaya şöyle bir göz attığımız zaman, Kafkasya Bölgesi’nin Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesiştiği jeopolitik ve jeostratejik açıdan dünyanın en önemli bir bölgesini oluşturduğunu ve dünyamızın ‘Bereketli Altın Kuşağında’ yer aldığını görürüz.

Kafkasya Bölgesi, aslında insan varlığının 400 bin yıl önce ortaya çıktığı, hemen hemen tüm dünya dillerinde tüm dünya masal ve destanlarında yer alan ulaşılmaz, efsunlu, gizemli, atlas renkli düşsel bir mekandır. Aynı zamanda mutluluklar ve de malesef büyük acıların yaşandığı, dünyanın en önemli bölgelerinden biridir.

 

Kafkas adının menşei

Tarih boyunca birçok ırkların beşiği ve mezarı olan Kafkasya’ya bu adın kimler tarafından ve ne zaman verildiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, eserlerinde Kafkasya’dan değişik şekillerde söz eden bazı yazarların görüşleri bir söylentiden öteye gitmemektedir. Ancak, araştırmalarda varılan fikir birliğine göre, bu topraklar üzerinde türeyen beyaz ırkın ilk temsilcisi “ Kasiyen “e izafeten “ Kovkas = Kaslar’ın ülkesi “ diye adlandırılmıştır.

 

Kafkasya Bölgesi’nde Yaşayan Halklar:

Bugün Kafkasya Bölgesi’nde yaşayan otokton (yerli) halklardan; Abazalar, Abhazlar, Çeçenler, İnguşlar, Çerkesler, Dağıstan Bölgesi’nde yaşayan Kafkas Avarları, Lezgiler ve Laklar Kas kökenlidirler.

Ülkenin cazibesine kapılarak burayı kendilerine yurt edinen diğer halklardan; Ari grubuna mensup Osetler (Asetinler) lisanen İranlı’dır. Karaçay-Malkar (Balkar) lar ise Türk kökenlidirler. Dağıstan Bölgesi’nde, sözkonusu Kas kökenliler dışında Darginler, Tabasaranlar, Tatlar, Rutullar, Tsahurlar, Agurlar, Kuriler, Arçiler, Lidiler, Khinaluglar, Dzekler, Budukhlar, Khaputlar, Andiller, Didolar, Kumuklar, Terekemeler, Karapapaklar ve Nogaylar yaşamaktadır.

Kafkas Dağları’nın güney yamaçlarında (Kafkas ötesinde), bugünkü Gürcistan’da Anadolu’dan göç eden Kartveller ( bugün Gürcü deniliyor.), Acaralılar ve Ahıska Türkleri; Ermenistan’da Kafkasya üzerinden gelen Kimmerler, kısmen de batıdan, Balkanlar ve Küçük Asya’yı geçen Frigyalılar ile birlikte gelip yerleşen Haylar ( bugün Ermeni deniliyor.); Azerbaycan’da ise, milattan önceki devirlerde dönem dönem bu bölgeye gelip, burayı kendilerine yurt edinmiş, çeşitli Türk uruklardan oluşan Azeriler yaşamaktadır.

Kafkasya Bölgesi’nde değişik etnik kökenden gelen toplumların bir arada yaşadığını gören eski Arap coğrafyacı ve tarihçiler Kafkasya’ya “Cebelü’l-Elsan / Diller Dağı “ adını vermişlerdir.

Soy ve dil bakımından birbirinden tamamen farklı özellikler gösteren Kafkasyalılar, çok eski zamanlardan beri ortak folklorü, ulusal gelenekleri, giyim tarzı, ortak kültürel ve ekonomik pratikleri (Kafkas Kültürü) paylaşmışlardır. Birleştirici temel unsur olan Nart destanları, Kafkasya’nın otokton (yerli) Çerkes toplumunun diğer boylarla birlikte oluşturduğu müşterek destanlardır.

                

Kafkasya’nın Tarihçesi:

Kafkasya tarihi mücadeleler ve istilalarla doludur. Kafkasya tarihinin her döneminde dünyanın dikkatlerini üzerinde toplamıştır. Kafkas tarihi, kesin dönemlere ayrılmayan uzun ve sürekli bir öykü gibidir. Ancak, tarihin seyri içinde Kafkas Halkları’nın kaderinde son derece belirleyici olan olayları üç temel dönemde sınıflandırabiliriz:

Birinci Dönem: Başlangıçtan 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması’nın imzalanmasına kadar geçen ve binlerce yıl süren büyük istilalar ve işgaller dönemidir. Bu dönem sonunda, Ruslar 9 Eylül 1783’de Kırım’ı işgal ettiler. Soykırım ve sürgün neticesinde 1,8 Milyon kişinin yurdundan edilmesine sebep oldular. Sürgünde de açlık ve hastalık nedeniyle yüzlerce Müslüman insan hayatından oldu.

Aynı tarihte (1783) öteden beri Rusya’ya meyleden Tiflis Kralı II. Heraklius tarafından 24 Haziran 1783’de Rusya’nın himayesinin kabulünden sonra, Gürcistan toprakları 1801 yılında Rusya’nın hakimiyetine geçmiştir.

Bu her iki olay, Kafkasya’nın 1864 yılındaki sonunun başlangıcı olmuştur.

İkinci Dönem: Kafkaslıların tarihinin Çar ordularına karşı direnişini kapsayan yaklaşık yüz yıllık bir dönemdir. Bu dönem, Kafkasya’nın adım adım Ruslar tarafından işgal ve Kazaklar tarafından kolonize edilmesi üzerine; batıda 1763 yılında ilk defa ayaklanan Çerkeslerin 1764 yılında toplanan Büyük Xase (Büyük Meclis) de savaş kararının alınmasıyla başlayan ve doğuda İmam Mansur’un (1785-1791) önderliğinde tüm Kafkasyalıların birleşerek işgalci Rus ordularına karşı 1864 yılına kadar yürütülen “Özgürlük Savaşı”nda uygulanan katliam ( Soykırım )da, özellikle Çerkes, Vubıh ve Abaza kabilelerinin etkisiz hale getirilmeleri ve kitleler halinde vatanlarından koparılarak sefalet içinde Osmanlı İmparatorluğu’na sürgün edilmeler ile sona erdi.

Üçüncü Dönem: Doğuda İmam Şamil’in önderliğinde yürütülen “Özgürlük Savaşı”nın 1859’da teslimiyet ile kaybedilmesi sonucu sükut eden Dağıstan ve Çeçenistan bölgeleri’nin ardından, mücadeleyi Batı Kafkasya’da yürüten Çerkesler’in de 1864’de yenilgisi üzerine sükut eden Çerkesya yöresi ile başlayan yeni bir dönem günümüze kadar sürer. Henüz daha tam anlamıyla da tamamlanmamıştır.

Ruslar’ın Kafkas Halkları’na Uyguladığı Soykırım ve Sürgün:

Yukarıda değinildiği gibi, işgalci Rus ordularına karşı yüzyıla yakın bir süre içinde (1764-1864) sürdürülen kutsal “Özgürlük Savaşı”nda; Ruslar tarafından itaat altına aldıkları Dağıstan Bölgesi halkları, Çeçenler ve bu dönemde 1810-1864 yılları arasında özerklik tanınan Karadeniz kıyısındaki Abhazlar’ın başka yerlerde iskan edilmeleri veya Osmanlı İmparatorluğu topraklarına göç etmek konusunda, başlangıçta her hangi bir zorlayıcı politika takip edilmemiştir.

Halbuki Batı Kafkasya’da “Çerkesya ” da ki Çerkesler dahil, dağlık kesimde yaşayan Abaza (Abazin) ve Vubıh kabilelerine karşı Rus idaresinin tutumu farklı olmuştur. Rus idaresi, kendilerine karşı daima baş kaldırmaya eğilimli kitleler olarak gördüğü için onları ya tamamıyla kontrol altında tutabileceği ovalarda yerleştirmek veya onların çıkartabileceği sorunlardan tümüyle kurtulabilmek için Kafkasya dışına sürmek istemiştir.

            Bazı araştırmacılar; ‘Kafkas Sürgünü’ne Osmanlı ajanlarının vaatlerinin yol açtığını iddia ederken, diğerleri Kafkas soylularını göçü teşvik etmekten sorumlu tutarlar. Kimilerine göre ise, Kafkaslılar dini fanatizm sebebiyle Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Ancak, somut deliller savaş, soykırım ve sürgünün “ Çerkesya “yı ele geçirmeyi hedefleyen bir Rus politikası olduğunu kanıtlamaktadır. Tek sebep Rusya’nın devletsiz bir Kafkasya istemesiydi. Kafkaslıların yurtlarını isteyerek terk etmedikleri, özellikle zorlandıkları tarihi bir gerçektir.

            Kafkas tarihinde, Kafkas halklarının kaderini son derece belirleyen ikinci dönemde (1763-1864) yaşanan katliamlar-soykırımlar yazılacak olsa; acıdan, üzüntüden kalemler bile yazmaz. Kitap sayfaları utancından kızarır. Çarlık Rusya ordusunun Kafkasya’da uyguladığı insanlık dışı yöntemler için Jean Carol şunları yazar; “ Rusya’nın Kafkasya Bölgesi’ni fethi, çağımızın barbarlık tarihinin en feci tablosunu oluşturur. Kafkas Halkı’nın direnişini kırabilmek için 60 yıllık askeri terör ve kıyım gerekti.”

            Rusya’nın Kafkas-Rus savaşında, Kafkas halklarına ve özellikle Çerkes halkına karşı uyguladığı soykırım gaddarlık, konuşlanan askeri kuvvetlerin miktarı ve zaman açısından tarihte bir benzeri yoktur. Bu olay tarihte; “Muhaceret”, “Sürgün”, “Büyük Göç”, “Soykırım”, “Kara gün”, “ Yistanbulakue (İstanbul Yolculuğu)” gibi adlarla anılır. Dünya Çerkes Birliği, Nalçık şehrinde 20 Mayıs 1991 tarihinde ilk düzenlenen kongrede aldığı bir kararla; Çerkes halkının sürgün edildiği 21 Mayıs tarihini sürgün ve soykırımı anma günü “ Kara gün “ olarak bütün dünyaya ilan etmiştir.

Bu olaylardan son derece rahatsız olan Rus yönetiminin siyasi manevralarda bulunmaya başladığını görüyoruz. Bunlardan biri; 21 Mayıs’ın Sürgünü Anma Günü olarak değil, savaşın sona eriş günü olarak anılmasını, bir diğeri; yıllardır “Kafkas-Rus savaşı” olarak yazılan olayı, terminolojiyi tartışmaya açarak değiştirmek ve Kafkas Savaşları olarak anılmasını sağlama çabasıdır. Bu manevralardan amaç; sürgün konusunun kapanması ve dolayısıyla Çerkesler’e uygulanan ” soykırım” gerçeğinin yeni nesillere unutturulmasıdır.

Ruslarla Çerkesler’in ilk karşılaşmalarından, onların yüz kızartıcı bir şekilde vatanlarını terk etmeye zorlanmalarına kadar geçen süre içinde, Rus ordusunun Kafkasya’da uyguladığı insanlık dışı yöntemlerle her zaman Çerkes halkına zalimce ve haince davrandıkları kendi kaynaklarınca da doğrulanmaktadır.

 

Kafkasya Bölgesi’nden Göçler:

 

İşgalci Rus ordularına karşı yüzyıla yakın bir süre içinde sürdürülen kutsal “Özgürlük Savaşı”nın Kafkaslılar aleyhine sonuçlanması üzerine, Kafkasya Bölgesi’nden Osmanlı Ülkesine doğru gelişen tarihi bir mecburiyetin doğurduğu kitle göçleri, Osmanlı Devleti’nin sosyal, etnik ve dini kompozisyonunu radikal olarak etkileyen bir nüfus hareketidir.

Bu göç üzerine oluşmuş zengin literatürde, kaynakların çoğunda Çerkes ve Türk kökenli boylar herhangi bir ayırıma tabi tutulmadan “Kafkas” veya daha çok “Çerkes” genel adı ile adlandırılmışlardır. Aslında, XIX. Yüzyıldan sonra, yani Çerkesler’in Kafkasya’dan sürüldükten sonra Kafkas Halkları’nın tüm temsilcileri için “Çerkes” teriminin kullanılmasının tek nedeni Kafkasya’dan sürgün edilenlerin ezici sayısal çoğunluğunu, asıl Çerkesler’in oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, araştırmacılar hangi etnik topluluktan ne kadar göçmenin geldiğini tespit etmekte güçlük çekmektedirler.

1768’den önce, tarihin akışı içerisinde, bireysel olarak Osmanlı ülkesine XV. yüzyıldan itibaren gelmeye başlamışlardır. Kırım Savaşı (1853-1855) ardından İmam Şamil’in 6 Eylül 1859’da Ruslar’a teslim olması üzerine, bütün kuvvetlerini Batı Kafkasya Bölgesi’ne ( Çerkesya ) ya kaydıran Ruslar, 1860’da 200.000 kişilik bir orduyla saldırıya geçtiklerinde, Kafkaslıların mevcut kuvvetleri sadece 60.000 kişiden oluşuyordu.

1859-1866 yılları arasındaki ” Büyük Sürgün “ döneminde Kafkasya Bölgesi’nden Çerkesler ve Abazalar (Abazinler) yüzde 80-85 düzeyinde, Vubıhlar ise tümüyle, Osetler ( Asetinler), Çeçen ve Dağıstan Bölgesi halklarından yüzde 5-10 arasında olmak üzere iki milyona yakın Kafkas insanı soykırım ve sürgüne tabi tutularak yurdundan sökülüp atılmış, dünyanın dört tarafına dağıtılmıştır. Soykırım ve sürgün sırasında, yüzde 25 dolayında yani 500.000 dolayında insan; savaşta uygulanan katliamlar, sürgün sırasında çektikleri eziyetler ve Yeminevuz (Veba), Vızışkho (kolera), Tehağu (sıtma), Jeğuvuz (verem) gibi çeşitli bulaşıcı hastalıklar nedeniyle hayatlarını kaybetmişlerdir.

Büyük Kafkas- Çerkes Sürgünü yıllarında oluşmuş anonim bir Çerkes Ğıbze’sinde ( halk ağıtı ) şöyle denmektedir:

            “Rus Çarları can atıyorlar Kafkası almak için.

            Yiğitlik yağıyormuş gibi bizimle savaşıyorlar.

            Yüz milyondan fazlaydılar bize bunu yapanlar.

            Ve avuç içi kadar bir halk vardı karşılarında.

            Ne kadar acıydı o hicret günleri..

            Kalbimizi kemiriyor hala o geçmiş acılar.”

Çerkesler, “kötü bir çağda dünyaya gelmişlerdi.” Öyle olmasaydı bir salgına uğramış gibi, binlerce yıl sürekli yaşayıp yücelttikleri güzel vatanlarından yok olup giderler miydi? Dünyada başka hiçbir halk göçmen sözcüğüne Çerkesler kadar düşman olmamıştır. Onlar başka bir köye yerleşmek için kendi köylerini terk eden öz soydaşlarını bile “ Xexes “ diye tabir edilen (Göçmen ) sözcüğü ile küçümserlerdi.

 

Osmanlı Devletinin Kafkas Göçleri Karşındaki Tutumu:

Bab-ı Ali’nin, başlangıçta bir emri vaki sonunda karşılaştığı göç olgusunun, ileride kendisine yarar sağlayacağını düşünmek, yapılan harcamanın boşa gitmeyeceğine kendisini inandırmıştır. Yani karşılaşılan büyük felaketin gelecekte yarar sağlayacağı düşüncesi bir teselli unsuru oluyordu. Nitekim, hükümetin bu konudaki bakış açısı 12 Aralık 1863 tarihli Arz Tezkeresi’nde özetle şöyle belirtilmiştir: “Bab-ı Ali, Saltanat-ı Seniye’nin tebası yeterli olmakla birlikte, iltica emeli ile vatanlarını terk edenleri reddederse Rusya’nın kahr ve şiddetine bırakmanın Hilafetin şanına muvafık bulunmadığı için göçmenlerin kabul edilmesini kararlaştırdı.”

Anadolu’ya sürgün edilen, başta Çerkesler olmak üzere, Kafkaslıların tahminlerin çok üzerinde bir sayıya ulaşması Osmanlı yönetimini şaşkına döndürmüş, göçmenler için yeni yerleşim alanları bulma zorunluluğu yanında, göçmenlerle daha ciddi ilgilenecek “Muhacirin Komisyonları” kurulmasını da beraberinde getirmiştir. 1861 yılı sonlarında Kafkasya’dan zorunlu göçe tabi tutulan 150.000 dolayındaki Çerkes, Vidin -Tulça ( Tulçi = Dobruca ) arasına yerleştirildi. 1864 Nisan ayında Trabzon’da 25.000, diğer Kafkas limanlarında da 20.000 olmak üzere 175.000 kişinin gelmek üzere olduğunun anlaşılması ile de göçmen trafiğinin yeniden Balkanlar’a kaydırılmasına çalışılmıştır.

1863 yılından itibaren ilk zamanlar göç edenlerden Çerkesler’in özellikle Balkanlar’a yerleştirildikleri biliniyor. Bianconi’ ye göre, 1876 yılı sonuna kadar Balkanlar’a 600.000 Çerkes zorunlu olarak göç etmiştir. K. Sax ise, sürgün sırasında ölümlerin yüzde elliye ulaştığını yazıyor. Buna göre en az 400.000 Çerkes Balkanlar’a göç etmiştir. Kemal H. Karpat ise, Selahaddin Bey’in 1876’da Paris’te yayınlanan “ Osmanlı Devletinin Nüfusu “ adlı eserine dayanarak, Avrupa yani Balkanlar’a 595.000 Çerkes’in iskan edildiğinde hem fikirdir.

Diğer taraftan; Ruslar “ Şark Meselesi”ni halletmek ve Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan Hristiyan ahaliyi korumak bahanesi ile Osmanlı Devleti’ne Avrupa topraklarında 24 Nisan 1877’de savaş açtılar. Tarihte “ 93 Harbi “ diye anılan, 1877 - 1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Balkanlar ve Doğu Anadolu’da olmak üzere iki cephede gerçekleşmiştir.

İstanbul Hükümeti, bu savaşta, Kafkaslıların Rusya’ya karşı ayaklandırmak için Musa Paşa ve Sefii Bey gibi Osmanlı hizmetindeki bazı Kafkaslı tanınmış kişileri Trabzon üzerinden Kafkasya’ya göndermiştir. Ayrıca, ayaklanan Kafkaslılara yardım etmek, silah ve mühimmat göndermek üzere, Ahmet Vefik Paşa’nın Başkanlığında bir komisyon kurulmuştu. Abhazya’da ayaklanan 15.000’den fazla Abhaz Osmanlı kıtalarını destekleyerek 15 Mayıs’ta Sohum’u, sonra da Oçamçira’nın zapt edilmesini sağladılar. Bu olay ayni tarihlerde Dağıstan ve Çeçenistan’da yankılar uyandırdı. Oralarda da ayaklanmalar çıkmıştı. Fakat, Ruslar Anadolu’daki saldırılarını durdurarak bazı birliklerini Kafkasya’ya gönderek kuvvet dengesini lehlerine döndürüp, ayaklanmaları bastırarak duruma hakim oldular. Bilindiği gibi, Gürcistan’ın 1801’de işgalinin ardından Abhazya’ya giren Ruslar, Abhazlara (1810-1864) dönemi için Özerklik tanımıştı. Kafkasya’yı terk eden Osmanlı kuvvetleri ile birlikte 30-35.000 dolayında Abhaz, Osmanlı askerleri ile birlikte Osmanlı topraklarına göç etmiştir.

                                

Rumeli Topraklarından Göçler:

31 Ocak 1878 tarihine kadar süren Osmanlı-Rus Savaşının ilk günlerinden başlamak üzere masum Türk ve Müslüman Kafkas ve diğer etnik gruplara karşı girişilen acımasız katliam gayri insani, mezalim haline dönüşmüş ve bu katliamdan kurtulabilenler, işgal edilmeyen bölgelere, Rumeli ve İstanbul istikametine doğru giderek mal ve mülkünü terk etmiş olarak can havlıyla göç etmeye başlamıştır.. Türk tarihinin ve Türk insanının vicdanında “Koca Bozgun”, “Bulgar Mezalimi” ve “ 93 Göçleri” olarak yer alan büyük “ Sıngın “ günümüze kadar devam etmekte olan Türk ve Kafkas tarihinin en acılı ve en unutulmaması gereken sayfalardan birini teşkil etmektedir.

            

Kafkasya ve Rumeli’den Bursa Vilayetine Kafkas Göçleri:

Kafkas göçmenlerinin en fazla yerleştirildiği bölge, Marmara Bölgesi olmuştur. Kafkaslılar, özellikle Çerkesler Osmanlı Devleti’nin kalbi olan İstanbul’u üç taraftan korumaya almak için Çanakkale, Biga, Bandırma, Balıkesir, Bursa, Adapazarı ve İzmit’e yerleştirilmişlerdir. Böylece İstanbul’un çevresinde hilal biçiminde bir koruma çemberi oluşturuldu. Bu suretle İstanbul’a giden yolların güvenliği ve denetimi sağlanmak istendi.

1764 -1864 Kafkas-Rus Savaşı’nın Kafkaslılar aleyhine sonuçlanması üzerine, Kafkasya Bölgesi’nden Sürgüne tabi tutulan Kafkas halklarından Çerkesler ve Vubıhlar ile, Dağıstan göçmenlerinden bir haylisi Hüdavendigar Vilayeti (Bursa ve çevresi) dahilinde iskan edilmişlerdir.

Diğer taraftan; yukarıda detaylı açıklandığı gibi, Balkanlar’da devam eden ve “ 93 Harbi “ diye anılan 1877-1878 Savaşı’nda yaşanan soykırım ve sürgün sırasında Çerkes, Vubıh ve Abaza göçmenlerin büyük bir kısmı Hüdavendigar Vilayetine gönderilmiştir. Bu durum, özellikle, Bursa’da izdihama sebebiyet vermiştir. Vilayetçe gelen göçmenlere barınmaları için acil olarak çadırlar dağıtılmıştır.

Bab-ı Ali tarafından 1877’de Bursa’ya tayin edilen İskan-ı Muhacirin Sevk Memuru Sabık Aydın Mektupçusu Halim Bey’in görevinde başarılı olamayınca, yerine, 1884-1885 yılları arasında, yüksek derecede maaşlı Nafiz Bey görevlendirilmiş ve bunun Başkanlığında Bursa’da “ İdare-i Muhacirin Komisyonu “ kurulmuştur. Bu Komisyon Bursa Bölgesine sevk edilen Kafkaslı göçmenlerin iskan ve her türlü sorunları ile ilgilenmişlerdir.

Rumeli’den sürgün edilen Türk ve Müslüman Kafkaslı göçmenlerden büyük bir kısmını oluşturan 495.339 kişi sadece 1877-1891 tarihleri arasında Anadolu’ya sevk edilmek üzere İstanbul’da toplanmıştır. Bu göçmenlerden, Kafkaslılar dahil 162.028 kişi Hüdavendigar Vilayetine sevk edilmişlerdir.

                

Bursa Vilayetinde Yerleşik Kafkas Göçmeni Köyler:

Bursa Vilayeti, dışarıdan gelen göçmenlerin en çok yerleştirildikleri bölgelerin başında gelmektedir. Devlet, gayrimüslim nüfusun yüksek olduğu Vilayetlerden biri olan Hüdavendigar’da ( Bursa’da) gayrimüslim oranı 1831’de yüzde 34,69’a, 1876’da ise yüzde 36,08’lere tırmanması karşısında, Devlet bölgedeki Müslüman nüfusu arttırmak için “ 93 Harbi “ göçmeni Türk ve Müslüman etnik gruplardan ve özellikle Kafkaslıları çoğunlukla Bursa ve civarına yerleştirmiştir. Kültürel açıdan oldukça eski bir geçmişe sahip olan Bursa, 93 Harbi’nden sonra   “göçmen şehri “ olarak anılmaya başlanmıştır.

Bursa Vilayetinde fazla sayıda göçmen yığılması, yerli-göçmen sürtüşmelerine, hatta çatışmalara sebep olmuştur. İskan yerlerine gönderilen bazı Çerkesler, bu yerleri gördükten sonra orada yerleşmeyi kabul etmeyerek her ne kadar göçmenlerden önce vekillerini ( Beylerini ) çağırarak iskan bölgelerini onlara göstermişlerse de, yine de bazı olaylar meydana gelmiştir.

Örneğin; Mihaliç (Karacabey) kazasında ortaya çıkan olaylar üzerine, burada yerleşik Hıristiyanlar, Çerkes göçmenlerin kendilerine tecavüzde bulunarak zarar ve ziyana sebep oldular iddiası ile 1876’da Bab-ı Ali’ye şikayette bulunmuşlardır. Ancak mahalli idarenin tahkikatı sonunda konunun Hıristiyanlar tarafından abartıldığının anlaşılması ve sonuçta mahalli idarece ve gerekli tedbirler alınması nedeniyle olay kapanmıştır.

Göçmenlerle yerli ahali arasındaki üzücü olaylardan birisi de, Kirmasti (Mustafakemalpaşa) nahiyesi Dere-i Kebir köyünde Çerkesler’in, iskan memurlarının dikkatsizliği ve kayıtsızlığı neticesinde yerlilere ait arazide iskan edilmeleri iki grup arasında çatışmalara yol açmış ve yerli ahali tarlaları üzerine inşa edilen göçmen meskenlerini yıkmıştır. Bab-ı Ali’nin talimatı ile Çerkes göçmenlerin uygun başka yerlerde iskan edilmeleri kararlaştırılmıştır.

Bu ve benzeri olaylara ve ihtimallere sebebiyet vermemek; dış basının diline düşmemek ve göçmenlerin maddi zarara uğratılmaması için, Sultan II. Abdülhamid’in emri ile miri arazilerle yerli ahalinin tasarrufundaki tarlaların sahiplerinden satın alınarak göçmenlere terk edilmesi yoluna gidilmiş ve bölgeye hususi memurlar gönderilmiştir.

Sultan II. Abdülhamid Kırım, Kafkasya ve Rumeli’den zorunlu olarak göçe tabi tutulan göçmenlerle ilgili nakil, geçici barınma ve iskanlar gibi tüm konularla yakından ilgilenmişti.” İdare-i Umumiyye-i Muhacirin Komisyonu”nu yeterli görmeyip, Yıldız Sarayı’nda ve kendi Başkanlığında “Umum Muhacirin Komisyonu” adlı ile ayrı bir komisyon daha teşkil etmiştir.

Osmanlı Devleti’nin 1877 - 1878 Savaşı’ndan sonra, özellikle Kafkaslı göçmenlere gösterdiği ilgi, dönemin Padişahı Sultan II. Abdulhamid’in (1876-1909) yürütmeye çalıştığı politikanın yanı sıra Çerkesler ile olan akrabalık bağlarından da kaynaklanmaktadır. Çünkü annesi Tir-i Müjgan II. Kadı-Efendi de Abülmecid’den sonraki bütün Osmanlı Padişahları gibi bir Çerkes kızı olup, Şapsığ kabilesinden olduğunu sarayda memleketlisi olan eski Çerkes kalfaları da anlatmışlardır.

Nitekim, Sultan II. Abdulhamid döneminde Kafkas göçmenleri kendilerine iaşe ve rahatlıklarını temin hususunda gösterilen ilgi ve gayretten dolayı Muhacirin Sevk Şubesi memurlarına 1883 yılında sundukları teşekkürnamenin, “Muhacirin İdare-i Umumiyesi” tarafından 12 Haziran 1883’de, (BA.Yıldız Mütenevvi Maruzatı, Nr.14/95) nolu tezkere ile Mabeyn Başkatipliğine takdim edildiği anlaşılmaktadır.

Kafkasya ve Rumeli’den gerçekleşen göçler neticesinde Bursa Vilayetinde Uludağ eteklerindeki arazilerde kurulan ve içinde Çerkes, Abaza ve Dağıstanlı göçmenlerin yaşadığı ve tarafımızdan da ziyaret edilen “ Kafkas Göçmeni Köyler”nin ilçelere göre dağılımı şöyledir:

I-Kirmasti ( Mustafakemalpaşa ) ilçesine bağlı Kafkas göçmeni köyler:

Kafkas göçmenlerinden Çerkesler; Güllüce, Boğazköy, Taşköprü, Adaköy, Karaorman, Güvem, Soğucak, Döllük, Soğukpınar, Kadirçeşme, Tepecik ve Söğütalan köylerinde. Dağıstan göçmenleri ise, Koşuboğazı ve Doğancı köylerinde iskan edilmişlerdir. Ziyaret ettiğimiz Çeltikçi Belediyesi’nden edindiğim bilgiye göre, Çeltikçi beldesinde 21 hane ve ana tarafında 19 Hane Çerkes ailesi yaşamaktadır.

II-Karacabey (Mihaliç ) İlçesine bağlı Kafkas göçmeni köyler:

Kafkas göçmenlerinden Çerkesler; Yolağzı, Gönü, Tophisar, Ekinli, Ekmekçi, Akçasusurluk, Ulubat, Harmanlı, Cambaz, Hayırlar, Hürriyet ve Danişmend köylerinde; Abazalar Ulubat köyünde; Dağıstanlı göçmenler ise, Danişmend köyünde iskan edilmişlerdir. Ekinli köyünde edinilen bilgiye göre; Türkmen köyü Ballıkaya ile Ekinli köyü arasında ve köyün hemen altındaki Çeçen köyü mevkiine, Çanakkale savaşından önce yaklaşık 30 Hane Çeçen gelip yerleşmiş, ancak erkeklerin tamamı şehit düştüğünden, kalan bayanlar ve çocukların çoğu sıtmadan kırılıyor. Geri kalan bayanlar ise, diğer köylerde evlenmek süretiyle hayatlarını devam ettiriyorlar. Ziyaret ettiğimiz İsmetpaşa (Kelesen) köyünde edinilen bilgiye göre 10 ‘ar hane Çerkes ve Dağıstanlı aileler yaşamaktadır.

III-İnegöl İlçesine bağlı Kafkas göçmeni köyler:

Kafkas göçmenlerinden Çerkesler; Fındıklı ve Hacıkara köylerinde; Abaza göçmenleri ise, Kestanealanı, Eskikaracakaya, Tüfekçikonak, Mezit, Güneykestane, Osmaniye, Gedikpınar, Rüştiye. Sultaniye ve Sulhiye köylerinde; ayrıca, 1980’li yıllarda Muş tarafından göç eden 70 Hane Dağıstan göçmeni Merkez İlçeye bağlı Alanyurt beldesinde yaşamaktadır.

IV-Yenişehir İlçesine bağlı Kafkas göçmeni köyler:

Yenişehir İlçesine bağlı köylerden sadece “ Kavaklı “ köyünde Çerkesler yaşamaktadır.

V-Osmangazi İlçesine bağlı Kafkas göçmeni köyler:

İlçeye bağlı köylerden “ Armutköy “, 1987 yılında Mahalleye dönüştürülmüştür. Armutköy, Dağıstanlı İmam Şamil’in Çerkesya Naibi Dağıstanlı Muhammed Emin Paşa dışında, birçok şahsiyeti de barındıran çok zengin bir tarihi geçmişe sahip bulunmaktadır. Bugün köyde birkaç hanede Dağıstanlılar yaşamaktadır.

VI-Nilüfer İlçesine bağlı Kafkas göçmeni köyler:

İlçeye bağlı köylerden sadece ‘Yolçatı’ köyünde Çerkesler yaşamaktadır.

VII- Orhangazi İlçesine bağlı Kafkas göçmeni köyler:

İlçe merkezinde Dağıstan göçmenleri dışında, İlçeye bağlı Yeniköy’de de, Dağıstanlı ve Kumuk göçmenleri yaşamaktadır.

VIII-Gemlik İlçesine bağlı Kafkas göçmeni köyler:

İlçeye bağlı Umurbey kasabasında Dağıstanlı göçmenlerden Avar ve Darginler yaşamaktadır.

Bu kısımda belgelere yansıyan Abaza, Çerkes ve Dağıstan Kafkas göçmenlerin yerleşim alanları araştırılarak yerinde sözlü tarih çalışmaları yapılmıştır. Göçmenlerin iskan edildikleri yerlerin tamamı Osmanlı yazışmalarına yansımamıştır. Ancak, genelde yeni yerleşim yerlerine isim verilmesi, göçmenlerin iaşe, ziraat yardımı, göçmenlerin çıkardıkları problem, göçmenlerle yerli ahali arasında yaşanan olumsuzluklardan dolayı iskan edildikleri yerler belgelere yansımıştır. .Bunun dışında, köylerde gerçekleştirilen görüşmeler sayesinde yeni yerleşim yerleri ortaya çıkartılmıştır.

Kafkas kökenli halkların göçleri Osmanlı Devletinin sosyo - kültürel, ekonomik ve siyasi yapısına katkısına yönelik genel değerlendirmeler meyanında; ziyaret edilen köylerin kuruluş hikayeleri, kültürel yaşantıları içinde ‘Xabze’ diye adlandırılan örf ve adetleri, yemekleri, müzikleri v.b. gibi bazı değerlendirmeleri içeren yazımız, bundan sonra yayınlanacak dergide yer alacaktır.

           

           

İlgili Haberler
left
right
 
25 Ocak 2015 Pazar 17:27
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık