Ana Sayfa » RÖPORTAJLAR » KATIRLI DAĞI ETEKLERİNDE BİR KARAKEÇİLİ KÖYÜ

KATIRLI DAĞI ETEKLERİNDE BİR KARAKEÇİLİ KÖYÜ

 
 
KATIRLI DAĞI ETEKLERİNDE BİR KARAKEÇİLİ KÖYÜ

KATIRLI DAĞI ETEKLERİNDE BİR KARAKEÇİLİ KÖYÜ:

KAYACIK

 

Kayacıklı olan ve halen eski eser koleksiyonculuğu yapan Hüseyin Bayram ile yaptığımız röportajda kendisini ve köyünü bize şöyle anlattı:

-Hüseyin Bayram kimdir?

-1949 doğumlu olarak Kayacık Köyü nüfusuna kayıtlıyım. Emekliyim. Çok erken yaşlardan itibaren tarihi eşyalara ilgi duymaya başladım. Koleksiyonculuk yapıyorum. Zamanla, eski eser toplayıcılığı hobim oldu. Büyüklerimden intikal eden aile kütükleri, nüfus kayıtları, evlenme varakaları, 50’li yılların faturaları, mektup ve tebrik kartları gibi her türlü resmi-gayri resmi evraka, 100 - 150 yıllık simli çevrelere, yağlıklara, masa oyalarına sahip çıktım. Yani, öncelikle sandık eşyalarımızı korudum.

Rahmetli babam Galip Bayram’ın 1950 - 1954 yılları arasında Kayacık Köyü Muhtarlığı’nı yapması, ailesinden kalan tapu - nüfus evrakları, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi paraları gibi bazı belgeleri saklamış olması, işlerimi kolaylaştırdı. Onun dosyalarında bulduğum, İstanbul’daki akrabalardan, eşten dosttan gelen Osmanlıca mektuplar, muhtarlıktan yardım talep eden muhtelif kişi ve kurumlara ait dilekçeler, Cumhuriyetin ilk yıllarına ait bayram ve yılbaşı kutlama kartpostalları, beni, bunları biriktirmeye heveslendirip koleksiyoncu yaptı.

-Köyünüzü tanıtır mısınız?

-Kayacık, Katırlı Dağı’nın eteğinde kurulan en eski Osmanlı köylerinden birisidir. Önceleri Gürsu’ya bağlıydı, sonradan Kestel’e bağlandı. Doğusunda Nüzhetiye, batısında Dışkaya, Barakfaki ve Ağlaşan var. Güneyde Dudaklı, kuzeyde Paşayayla köyüne kadar, sınırlarımız uzanır. Yörenin en geniş arazisine sahibiz ama topraklarımız engebeli olduğu için pek fark edilmeyiz.

Osmanlı Ordusu Yenişehir tarafından Bursa ovasına doğru gelirken, Narlıdere’nin üst tarafındaki yüksekçe bir kayalığın üzerinde mola vermiş, askerler bir süre Bursa’yı gözetlemişler. Buraların özellikle küçükbaş hayvancılık için uygun yerler olduğunu görmüşler. 1302’deki I. Dimbos Savaşı’nın ardından, öncü komutanların eşliğinde yöreye gelen askerlerin ailelerini getirerek, yerleşime uygun yerlerinde obalar oluşturmuşlar, Kayacık’ın da bu arada kurulmuş olduğu sanılmaktadır. Kesin bilgi yok. Türklerin Bursa’nın Mollaarap taraflarında yaptıkları ilk kuşatma kalesi Balabancık inşa edilmeye başlandığında, Katırlı Dağı eteğindeki o yerleşimler vardı. Arazi Türklerle meskûndu.

Büyüklerimizden bizlere intikal eden bilgilere göre, Kayı Boyu’nun Karakeçili Aşireti’ne mensubuz. Bu aşiretin ‘Kayıcık’ oymağına mensup olduğumuz da söylenceler arasındadır. Dededüzü mevkii denilen yerde kabri bulunan Ahmet Dede, köyümüzün kurucusu olarak bilinmektedir. Her yıl mayıs veya haziran ayalarında onun adına bir gün ‘dede hayrı’ yaparız. O günde dışarıdaki Kayacıklılar mevlide gelirler. Çevre köylülerden de iştirak edenler olur. Katılanlara etli pilav ve ayran ikram edilir.

Köyümüz adını Kayı boyundan almış olabileceği gibi, Narlıdere’nin üst tarafındaki yüksekçe bir kayaya yakın yerde kurulmasından dolayı almış olabileceği konusunda, Araştırmacı - Yazar Raif Kaplanoğlu’nun ‘Bursa Yer Adları Ansiklopedisi’nde bilgi bulunmaktadır. Ayrıca yine aynı kaynakta, buranın Hatice Sultan’ın vakıf köyü olduğu yer almaktadır. 1530 tarihli tahrirat defterinde Yenişehir’e bağlı olarak gösterildiği, 1895 Bursa Yıllığı’nda 60 hanenin bulunduğu belirtilmektedir. 1997’de 106 kişinin yaşadığı bilinmektedir. Günümüzde köyde 40 hanede 45 kişi yaşamaktadır.

Eski hamamımız ve camimiz günümüze ulaşmadı…

1970 yılına kadar taştan tek kubbeli bir hamamımız vardı. Zamanın tahribatına dayanamayıp yıkıldı. Köy camimiz de 1942’de yenilenmiş. Eskisi kaç tarihiydi, nasıldı, bilemiyorum.

-Kayacıklıların geçim kaynakları nelerdir?

-Köyümüzün geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Bir zamanlar köyümüz buğday, arpa, yulaf, çavdar, susam ambarıydı. 1960’larda köye tütüncülük girdi, Bir süre aile bütçemize katkı sağladı. Kozacılık da halkın geçim kaynağıydı. Sundurmalı evlerde 40 - 45 günde böcekler kozaya dönüşürdü. Peşin para ile tüccara satılırdı. Halkın eline nakit para geçerdi. Dut bahçelerinin çokluğu göze çarpardı o zamanlar. Kozacılık bitince ağaçların büyük bir kısmı kesildi, eski dutluklar yok oldu.

Küçük ve büyükbaş hayvancılık yaygındı…

Küçük ve büyükbaş hayvancılık yaygındı. Ağırlık küçükbaş hayvancılıktaydı. Eskiden köyümüzde sürü sürü koyun ve keçi vardı. Birçok ailede 500 - 600 arası küçükbaş hayvan bulunurdu. Mayıllar, Elmalık, Kızılcıkdereler, Dedebayırı mıntıkalarında ve Narlıdere’ye dönük kısımda; Kocabağlar, Akçaalan, Karadikenlik, Meşelikaltı, Köprücek, Kaya Yolu, Alanlar mevkilerinde hayvanlar güdülürdü. Tarım arazilerimiz de adı geçen mevkilerdeydi. Çoban tutan aileler olmasına rağmen çoğunlukla insanlarımız sürülerini kendileri güderdi. Kimileri hayvanlarının sütlerini, yoğurt ve peynir yaparak evlerinde değerlendirirlerdi. Kimileri de ovadaki ve Kestel’deki süthanelere verirlerdi. Hayvanların yünleri kırkılır, yapağı olarak tüccarlara satılırdı.

Hayvancılık önemini kaybedince sürü sahipleri azaldı. Köyü önce varlıklı kesim terk etti. Ardından diğerleri. Sigortalı iş bulmak amacıyla şehre göçtüler. Öğrenim yapmak için gidenler de geri dönmedi. Nüfusumuz yıldan yıla azaldı.

(Foto: Narlıdere Başı Kayalığı-Köy ismini buradan almış)

Eski köy evlerimiz konak gibiydi…

Eski evlerimiz, Cumalıkızık evlerinin adeta kopyasıydı. 200 - 300 yıllık evlerdi. Sağlam, eski kestane ağaçları, yapılarımızın ahşap malzemelerini oluştururdu. Altı taş örme, üstü ve iç kısımları tamamen ahşaptan yapılmışlardı. Kışlık barınma yerleri girişte alt katlardaydı, üst katlardaki bölümler yazlık olarak kullanılırlardı. Merdiven çıkışlarında büyük sundurmalar bulunurda. Sundurmalar, oturma odası olarak kullanıldığı gibi, ipek böceği yetiştirilirken de sergi olarak yararlanılırdı. Yatak odası, misafir odası, ikinci katta olurdu. Alt katta mutfak, küçük oda ya da odalar ve ahır vardı.

Evlerimizin o kadar görkemli olması, bir zamanlar gelir durumumuzun çok iyi olduğunu göstergesidir. Bugün o tür evleri yaptırmak için epeyce bir para harcamak gerekir. O evlerden büyük bir kısmı yıkıldı. Bir bölümü de bakımsızlıktan yıkılmak üzeredir. Bazıları tamir görmüş fakat kullanılan malzeme uygun değil. Örneğin, ahşap pencereler, kapılar gitti, yerlerine demirleri, plastikleri geldi. Kimi güzelim evler de yıkılıp yerine betonarme binalar dikildi. Keşke, Büyükşehir Belediyesi sahip çıksaydı da, Cumalıkızık, Aksu köyleri gibi özelliklerini koruyarak günümüze gelebilmeleri sağlanabilseydi. Evet, evlerimiz her geçen gün özelliklerini ve güzelliğini kaybediyorlar. Şimdilerde onların büyük bir kısmını yerinde görmek maalesef mümkün değil. Çünkü onlar artık eski sararmış fotoğraflarda kaldı. Köyümüz arazisinin, bağ ve bahçelerinin bir kısmı dışarıdan kimselere satıldı. Köyde nüfus azaldı. Mesela 1950 - 60’lı yıllarda köyümüzde üç kıraathane vardı. Dolu doluydu hepsi. Şimdi tek kahvehane insan yokluğundan akşamları zor açılıyor. Sebep köyden şehre göç. Yeni düzenlemeler sonucu Kestel’e bağlı bir mahalle konumuna geldik.  

-Köyünüzün tarihi çeşmeleri hangileridir?

-Merkezde; Köy Çeşmesi, Kitabeli Hacıveliye Çeşmesi, Hamambaşı Çeşmesi, Derviş Çeşmesi halen sularını şırıl şırıl akıtmaktadırlar. Karapınar, Küppınar, Taşpınar, Soğanlık çeşmeleri kırdadır. Bir kısmı akıyor, araziye giden köylüler oralardan susuzluklarını gideriyorlar, yalaklarından ise hayvanlar yararlanıyorlar.

Hamambaşı’nda çıkrıklı bir kuyumuz vardı, özelliğini kaybettiğinden kapatıldı. Kır çeşmelerinin bazılarındaki toprak künk borular, çok eski dönemlerden beri buraya su akıttıklarının kanıtıdır.

Değirmendere köyümüzün akarsuyudur…

-Köyümüzün batı kısmında Narlıdere’ye akan Değirmendere var. Eskiden üzerinde birkaç un değirmeni bulunuyordu. Günümüzde biri onarılmış olup, başka amaçla kullanılmaktadır. Uludere ile Ağlaşan deresinin birleştiği yerde iki değirmen vardı; Hakkı Ağa’nın değirmeni ve Kuşcu Alisi’nin değirmeniydi. Daha altlarında da Manav’ın Değirmeni bulunmaktaydı.

-Köyünüzde eğitim öğretim nasıldı?

-Köye okul 1930’lu yıllarda geldi. Benim tanıdığım ilk öğretmeniz Aşık Alisi idi. Bizim köylüydü. Arifiye Öğretmen Okulu’nda okuyup köyümüzde öğretmenlik yaptı. Benim de ilk öğretmenimdi. Dışardan birçok öğretmen geldi, görev yaptı. Şerafettin Dalkıran Bey de köyümüzden yetişen öğretmenlerden biriydi, fakat başka yerde öğretmenlik yaptı. Birkaç öğretmenimiz daha vardı. Günümüzde öğrenci yetersizliğinden köy okulunda eğitim - öğretim yapılamamaktadır. Birkaç öğrenci taşımalı eğitimle Narlıdere’ye gitmektedir.

-Kayacık’tan yetişen aydınlar kimlerdir?

-Bir siyasetçimiz vardı. Mehmet Emin Dalkıran Bey. Milletvekilliği ve Gemlik’te Belediye Başkanlığı yaptı. Ünlü sanayicilerimiz de var. Bunlardan biri Rıza Aydın, diğeri kardeşi Ziya Aydın beylerdir. Rıza Aydın Bey uzun yıllar Bursa Ticaret Borsası başkanlığını yaptı. Kardeşim Bünyamin Bayram köyümüzden yetişen ilk avukattır. Halen mesleğini sürdürmektedir. Doktorlarımız, mühendislerimiz de var. Ayrıca, birçok meslekten çalışanlarımız bulunmaktadır.

Kayacıklılar vatan savunmasına koştular…

Kayacıklılar vatan savunmasına hep koştular. Şehit ve gazilerimiz var. Birçok ailenin lakabı, zabit, paşa, çavuş gibi sıfatlarla anılmaktadır. Gazi Hüseyin dedem, 12 yıl askerlik yapmış. Yemen’e kadar girmiş. Aylarca süren yolculuktan sonra köye geldiğinde, üstü başı perişan vaziyette, ayakları yara bere içindeymiş. Yakınları ve köylüler kendisini tanımakta zorlanmışlar.

1990’lı yılların sonlarında köyde büyük bir orman yangını çıktı…

1990’lı yılların sonlarında köyde büyük bir orman yangını çıktı, ormanımız yandı, bazı bitki türleri de geri gelmeyecek şekilde yok oldular. Bunların bir kısmı endemik bitkilerdi. Adaçayı, yaban nanesi, kekik, yaban gülü, sarı nergis, yaban menekşesi, lale gibi birçok bitki türleri köyümün arazisinde mevsimi gelince yetişirler. Çeşitli mantarlar da çıkar, halk mevsiminde doyasıya yer.

-Muhtarlarımız kimlerdi?

-Köyümde şu anda Nebattin Uysal Bey muhtarlık yapmaktadır. Yukarıda da belirttiğim gibi, babam Galip Bayram da bir dönem muhtarlık yaptı. Hatırladığım bazı muhtarlar: Mustafa Sevinç, Şükrü Bayram, Mesut Arı ve Ahmet Tetik beylerdir.

-Köye ulaşım nasıl ?

-Kayacık; Bursa’ya 28, Kestel’e 16 km. mesafededir. Kestel’den Barakfaki sapağından içeri girilerek Narlıdere istikametinde 20 - 25 dakikada Kayacık’a varmak mümkün. 2014’ten itibaren Bursa Büyükşehir Belediyesi, köyümüzden de geçen güzergâha otobüs seferleri koydu. Geliş gidiş yapıyor.

-Son olarak ne söylemek istersiniz?

-Bursa’ya yerleşen Kayacıklılar, tatil günlerinde köylerine gidip hasret gideriyorlar. Bağ ve bahçe işlerine bakıyorlar. Yeni Kayacıklılar da yazlık ev yapıp, tatillerini köyde bahçeli evlerinde geçiriyorlar. Köyümün eski özelliğini her gün biraz daha kaybetmesi beni üzüyor. Katırlı Dağı’nın adeta nadide kır çiçeği güzelliğindeki o eski Kayacık köyünü arıyorum.

 

Röportaj: Fevzi ŞEN

Kent Tarihi Araştırmacısı

 


İlgili Haberler
left
right
 
27 Aralık 2015 Pazar 19:33
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık