Ana Sayfa » TURİZM » Kudüs, Mescid-i Aksa ve Mirac

Kudüs, Mescid-i Aksa ve Mirac

Peygamberlerin babası, yani Halilurrahman olan Hz. İbrahim’in üç şehrini ziyaret imkanı bulduk bu yıl. Önce Mekke, sonra bizim Şanlıurfa ve Kudüs el-Halil. Her üç şehrin kendine özgü özellikleri, güzellikleri ve kutsallığı var. Önce Kudüs'ü anlatalım...

 
 
Kudüs, Mescid-i Aksa ve Mirac

Erol BODUR

Kudüs, Haçlılar tarafından birçok kez kanlı kuşatmalara şahit olmuş, Müslümanlar tarafından birkaç kez fethedilmiş bir mukaddes şehirdir. Çevresi bereketli, kutsal topraklardır.

Türkiye halkı Kudüs ile Gazze şehirlerini birbirine karıştırıyor. Bundan dolayı Kudüs seyahatlerine biraz çekingen ve temkinli bakıyorlar. Tv’ lerde yayınlanan Gazze’deki Müslüman gençlerin mücadele ve yaşam savaşı görüntülerinin Kudüs’te olduğu sanılıyor. Oysa Kudüs’te bu tür görüntülere pek rastlanmıyor. Özellikle havayoluyla giriş yapıldığında rahat bir geçiş sağlanabiliyor.

Telaviv’in Ben Gurion havaalanında indikten sonra polis kontrolünde, ‘pasaportumuza mühür basmayın’ talebimiz yerine getirildi ve grubumuz eksiksiz olarak otobüsümüzde toplanarak Kudüs’e doğru yola çıktık. Yaklaşık bir buçuk saatlik bir yolculukla Kudüs’ün Yahudi yerleşim birimlerini geçerek otelimizin olduğu Şeyh Cerrah Mahallesi’ne gelip odalarımıza yerleştik. Kudüs’e gelen ziyaretçilerin zorluk çektikleri hususlardan biri de, Avrupa ülkelerindeki gibi tuvaletlerde temizlik musluğu olmayışı. Kendine özgü çözümlerle bu sorunu aşıp, hazırlığımızı yaparak Mescid-i Aksa’yı ziyaret için hareket ediyoruz.

ESKİ KUDÜS VE MESCİD-İ AKSA NERESİ?

Otobüs şoförümüz Filistinli. Bizi Babul Asbat denilen Aslanlı Kapı’ya bırakıyor. Bu kapının girişinde TİKA tarafından restore edilen Kanuni Sultan Süleyman surları dikkatimizi çekiyor. Yine bu kapının girişinde sahabeden Ubade bin Samit ve Şeddad bin Evs’in kabirlerinin de bulunduğu kabristanı ziyaret ediyoruz.

Surların içerisindeki şehre Eski Kudüs deniliyor. Bu Eski Şehir, 1982′de Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Şu anda tehlike altındaki dünya mirası kabul ediliyor. Zorluklarla yaşanılan eski evler, Sepulchre Kilisesi ve tarihi eserler ile Mescidi Aksa bu tarihi şehirde bulunuyor. Mescid-i Aksa’nın kapılarından sadece birkaç tanesi açık. Bu kapılarda tam teçhizatlı İsrail askerleri nöbet tutuyor. Amaçlarının ise güvenlik ve yalnızca Müslümanların Mescid-i Aksa’ya girişlerini temin etmek olduğunu söylüyorlar. İçeride ise Ürdünlü görevliler var. Bunların davranışlarının daha iyi olması gerekiyor. Zaman zaman Filistinli gençleri de geri çevirdikleri oluyormuş ama biz şahit olmadık.

Mescidi Aksa, etrafı surlarla çevrili 7 büyük kapısı olan 144 bin metrekarelik büyük bir alan. Bu alanda zeytin ağaçları içerisinde, Kubbetü’s-Sahra ve Hacerul Muallaka ( Asılı Taş) , Kıble Mescidi, Burak Mescidi, Eski Mescid, Mervan Mescidi, tarihi su kuyuları, çeşme ve sebiller bulunuyor. Çokları Kubbetüs Sahrayı Mescidi Aksa olarak biliyor. Ziyaretler arttıkça bu bilgi de düzeltilmiş oluyor. Mescidi Aksa’nın Kıble Mescidi’nde namazımızı kılıyoruz. Sabah kahvaltısını yaptıktan sonra Kudüs gezisi için hareket ediyoruz. Önce meşhur Zeytindağı’ndan Kudüs’ü temaşa edip, bu güzelliği fotoğrafladık. Bir hayal ülkesi gibi. Kudüs için gökte tasarlanıp, yerde inşa edilmiş şehir deniliyor. Mescidi Aksa tüm ihtişamıyla karşımızda duruyor. Çevresinde Müslüman ve Yahudi kabristanları, cami ve kiliseler, Siyon Dağı.. İnsan bakmaya doyamıyor. Şehir dört bölüme ayrılmış: Müslüman, Yahudi, Hıristiyan ve Ermeni yerleşim birimleri. Zeytindağı’nda, Kudüs tarihi hakkında bilgiler veriyoruz.

KRONOLOJİK KUDÜS TARİHİ

M.Ö. 1000′li yıllarda kenti, Hz. Davut ele geçiriyor ve Yahudi Krallığı’nın başkenti yapıyor. Bu sırada o dönemdeki adı Uruşalim olan Kudüs’de bir Kenani topluluğu olan Yabusiler ve Filistinliler yaşıyordu. Hz. Davut, kente Davut’un Şehri adını verir. Kente sonradan Yeruşalim denir. Hz. Davut beraberinde Ahit Sandığı’nı da getirir. Bu, günümüze kadar gelen anlaşmazlıkların da başlangıcı olur. Çünkü Ahit Sandığı’nda, Hz. Musa’ya indirilen ve din ile ahlakı birleştiren ilk belge kabul edilen On Emir’in yazılı olduğu iki tablet saklıdır.

Hz. Davut’un oğlu Hz. Süleyman, kenti genişleterek bir saray ve Beytü’l-Makdisi yaptırır; Ahit Sandığı’nı buraya yerleştirir. Bu birinci tapınak, şimdiki Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu yerdeydi. Yahudiler, halen sandığa ve On Emir tabletine ulaşınca beklenen mehdinin geleceğine
inanıyorlar.

M.Ö. 586′da tapınak ve kent, Babilliler tarafından tamamen yakıldı; işte bu dönemde Ahit Sandığı’na ne olduğu bilinmiyor. Yahudiler, Babil’e sürülüyor.

538′de Kudüs’e dönen Yahudiler tapınağı ikinci kez yaptılar.

Tapınak M.Ö. 168′de Helenler’in saldırısına uğradı.

M.Ö. 63 yılı Roma işgalinin başlangıcı oldu. Yahudiler M.S. 66′da Roma’ya karşı ayaklandılar. 70′de Romalılar kente girip tapınakla birlikte her yeri yaktılar. Roma işgalinden sonra Yahudiler dünyanın dört bir yanına yayıldılar.

Büyük Konstantin’in 313′te Hıristiyanlığı tanıması ve annesi Azize Helena’nın 326′da Kudüs’e giderek gerçek haçı bulması, ünlü tapınakların inşa edilmesine yol açtı. Kudüs artık Hıristiyanlığın da kutsal merkezi olmuştu.

İran’daki Sasani İmparatorluğu’nun hükümdarı 2. Hüsrev, 614′te kenti Yahudilerin yardımıyla ele geçirdi. Kudüs’ün kaybı, Hıristiyanlar için darbe oldu ama çok geçmeden İmparator Heraklios kenti aldı ve kutsal haçı Kudüs’e geri getirdi.

Hz. Ömer’in 637′de kenti alışına kadar Museviler ve Hıristiyanlar arasında sürtüşme devam etti.     661-750 yılları arasında İslam devleti olan Emeviler Kudüs’de hüküm sürdüler. 691′de Abdülmelik bin Mervan, Kubbetü’s-Sahra’yı yaptırdı. Kent 750′de Abbasiler, 969′da da bir başka İslam devleti Fatımiler’in eline geçti.

1099′da Kudüs’e varan Haçlılar Kudüs Krallığı’nı kurarak 450 yıllık İslam hakimiyetine son verdiler. Yahudilerle Müslümanlara kenti yasaklayan Kudüs Krallığı’na ise 1187′de Selahaddin Eyyübi son verdi.

13. yüzyılın ortalarında Yahudiler yeniden kente gelerek, mahallelerini kurmaya başladılar. 1517′de Yavuz Sultan Selim’in Kudüs’ü fethi ile 400 yıllık Osmanlı egemenliği başladı. Kanuni Sultan Süleyman devrinde yeni surlar, medreseler, imarethaneler yapıldı. 1831′de Osmanlı’ya başkaldıran Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa kenti ele geçirdi. 1840′ta Osmanlılar kenti geri aldı ve reformlar yapıldı.

1917′de Kudüs’te yönetimi İngilizler ele geçirdi. Kent, 1922 yılında, İngiltere’nin koruması altındaki Filistin’in başkentiydi. 14 Mayıs 1948′de İngiltere koruma rejimine son verdi ve sorumluluğu BM’ye bıraktı. Aynı gün İsrail devleti kuruldu.

1948′de kent, İsrail ile Ürdün arasında bölüşüldü. Eski Kent ve Doğu Kudüs’ün diğer bölümleri Ürdün’de; Batı Kudüs de İsrail’de kalmak üzere paylaşıldı. İsrail, Batı Kudüs’ü başkent ilan etti. 1967′deki ‘Altı Gün’ savaşından sonra İsrail, Doğu Kudüs’ü de işgal ederek kentin tümünü ele geçirdi ve başkent yaptı.

ZEYTİNDAĞINDA ZİYARETLER…

Evliyanın büyüklerinden Rabiatü’l Adeviye rh.a. ve Sahabeden Hendek Savaşı’nın kahramanı Selman-ı Farisi’yi (r.a.) ziyaret ediyoruz. Hıristiyanların İsa’nın asansörü diyerek göğe yükseldiği yer olarak bildikleri ve Osmanlı tarafından yaptırılmış kubbeli bina ile Cemal Paşa’nın 4. Ordu karargahını görüyoruz. Siyon dağındaki Hz. Davud ziyaretimizi yaparak Cuma Namazı için Mescidi Aksa’ya geçiyoruz. Caminin içi, Eski Cami, Mervan Mescidi ve avlu tamamen dolu. Bayanlar ise Hacerul Muallak Taşı’nın bulunduğu Kubbetü’s-Sahra’da kılıyor Cuma namazını. Namaz sonrası Filistinli hatipler konuşmalar yapıyor, Filistinli gençler ellerindeki siyah pankartlarla Yahudi zulmünü protesto ederek, adaletli saydıkları eski hilafet günlerini talep ediyorlar.

AĞLAMA DUVARI VE HIRİSTİYANLARIN HAC YOLU…

Yahudiler için dünyadaki en kutsal mekân olan Ağlama Duvarı, Müslümanların ise Burak Mescidi’ne bitişik olduğundan Burak Duvarı dedikleri yeri turnike ve kontrolden geçerek görüyoruz. Bayanlar ayrı bir bölümden görebiliyorlar. Duvara yanaştıkça bu işi görev edinmiş siyah giysileri ve fötr şapkalarıyla fark edilen din adamları, diğer ülkelerden gelmiş ve burada ibadet eden ziyaretçileri görüyoruz. Yakınlarının gönderdiği küçük mektupları duvarın boşluklarına yerleştirip onların dilek ve dualarını getirmişler buraya. Süleyman mabedini koruyamadık, yenisini de yapamadık diye ağladıkları söyleniyor. Burada yerdeki cam zeminden Süleyman Mabedinin ayakta kalabilmiş son duvarları görülebiliyor. Büyük bir iskelenin Burak Duvarı’na dayanmış olması, içerde bir şeyler yapılması, Mescid-i Aksa’ya zarar verilebilir endişesi Müslüman ziyaretçileri rahatsız ediyor.

Hıristiyan aleminin serbest ve oldukça yoğun ayinli ziyaretlerinin temelinde yatanın ise; Vatikan’ın İsrail politikasının, Katoliklerin kutsal mekanlara ulaşımını ve buralarda ayinlerin gerçekleştirilmesini garanti altına alacak şekilde yapılmış olmasına bağlıyoruz.

Hıristiyanların hac yolu dedikleri, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden önce son üç gün işkence yapıldığı Via Dolorosa’da, çarmıhtan sonra defnedildiğine inandıkları Kıyam Kilisesi’ni ziyaret ediyoruz. Hıristiyanlarca buradaki Golgotha taşını öpmek, Kutsal Kabir’de ağlamak asırlar boyu bir şeref olarak görülmüş. Hıristiyan mezhepleri kendi aralarında pek anlaşamadığından kilisenin anahtarları Müslüman bir ailede ve bu kişiler kapıda görülebiliyor. Bize de kartvizitini verdi. Hz. Ömer, 634 yılında Kudüs’ün anahtarlarını kan dökmeden Hıristiyan rahiplerden teslim almış ve ısrarlara rağmen bu kilisede namaz kılmayıp yan tarafta bir alanda namaz kılmış. Burada günümüzde Ömer Mescidi var.

EL HALİL ŞEHRİ..

Sabah namazını Mescidi Aksa’da kılıp, kahvaltımızı yaparak, El Halil şehrine hareket ediyoruz. El Halil Kudüs’e çok yakın. Burada Hebron deniyor. Hz.İbrahim’in şehri. Haremlerden bir Harem. Peygamberlerin atası Hazreti İbrahim burada yaşamış. Irak’ta Basra’ya yakın Ur şehrinde doğan Hazreti İbrahim, ailesiyle Harran’a (Şanlıurfa) gelmiş. Hz. İbrahim’in Nemrut’la giriştiği amansız mücadele, hak ve batıl savaşında yaşanmış en büyük mücadelelerden biri. Harran’dan ayrıldıktan sonra Kudüs’e gelen Hz.İbrahim ’in Mısır ve Mekke yolculuğu da var. Hazreti İsmail ile birlikte eşi Hacer validemizi burada bırakan Hz. İbrahim çoğunlukla Halil kentinde yaşamış.

Yolda her geçen gün artan Yahudi yerleşim birimlerini kale gibi çeviren duvarlar dikkatimizi çekiyor. Evliya Çelebi’nin öve öve anlattığı muhteşem üzüm bağlarını görüyoruz. El Halil’in Yahudi yerleşim mahallesi çok modern ve düzenli. Bahçeli evlerin pencere ve balkonları çiçeklerle süslü. Müslüman yerleşim bölümü ise bakımsız, ilgisiz ve garip. Çocuklar ellerinde eski yoğurt kaplarıyla bir yerlerden geliyorlar. Soruyoruz; “Bu nedir?” diye. “Çorba dağıttılar onu aldık evimize gidiyoruz” diyorlar. “Ne çorbası?” “Un çorbası.” Gözünüzün içine bakıyorlar. Bir şeyler vermek iyi mi kötü mü çözemiyorsunuz. Vermek bir yana, mağduriyeti kabullendirmek ağır geliyor insana. B.M.nin kontrolündeki işgal altındaki şehirde Türk askerleri de dikkat çekiyor. Üzgünler. Ama ellerinden bir şey gelmiyor. Harem-i İbrahimî’yi ikiye bölmüşler. Müslümanlar Hz. İbrahim ve Hz. İshak ile Hz.Sare’yi ziyaret edebiliyor. Hz. Yakup ve Hz. Yusuf diğer bölümde kalmış. Gerçek kabirler mescidin altında bulunan mağarada. Üst bölümdeki sandukaları görebiliyoruz. Ziyaretimizi tamamlayıp ayrılıyoruz şehirden.

BEYT LEHİM, ERİHA VE LUT GÖLÜ..

Dönüş yolunda Beyt Lehm şehrini ve oradaki Doğuş Kilisesi’ni görüyoruz. Hz. İsa’nın buradaki mağarada doğduğuna inanılıyor. Çok yoğun Hıristiyan ziyaretçi var. Doğum mağarasının ziyaret kuyruğu kilise kapısına kadar gelmiş. Kilisenin kapısından eğilerek geçebiliyoruz. Osmanlı zamanında atlarıyla vs girmesin insanlar, böyle önemli bir yere saygı göstersinler diye bu küçük kapı yapılmış. Bir kez daha hayranlığımız artıyor ecdadımıza. Şehirde Hıristiyan Araplar yoğun yaşıyor. Müslüman Filistinliler de var. Felafil denilen şehre özgü nohut ezmesinden yapılan köfte ve kuruyemiş satıyorlar. Bizler de alıp atıştırıyoruz.

Otobüsümüzle Eriha şehrine doğru yol alırken, yolumuz üzerinde Hz. Musa Makamı ve külliyesini ziyaret ediyoruz. Deniz seviyesinin altına indiğimizi gösteren -100,-150, -300 derken -400’ü görüyoruz. Kudüs’te püfür püfür esen hava iyice ısınıyor ve Sodom Gomore halkının helak olduğu Ölüdeniz adı verilen Lut Gölü’nü görüyoruz. Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Eriha’da meyve ve hurma bahçeleri ile çiçek açmış ağaçlar bizi karşılıyor. M.Ö. 740’ta inşa edilen ve Ortadoğu’nun Versay’ı olarak isimlendirilen antik sarayı ve kalıntılarını görüyoruz. Kente özgü meyve ve hurmalardan bir miktar satın alarak Kudüs’teki otelimize geri dönüyoruz.

MESCİDİ AKSA’DA MİRACI ANLAMAK…

Mirac gecesi nedeniyle akşam ve yatsı arası mescitte kalmaya karar verdik. Zeytin ağaçlarıyla kaplı bahçede, Miracın gerçekleştiği mekânda miracı konuştuk. Peygamberimizin miraçtan getirdiği hediyeleri tefekkür ettik. Türkiye’den getirilen hatimlerin dualarını yaptık. Camide yoğun bir Türk ziyaretçi var. Ülkemizin farklı şehirlerinden birçok dostumuzla Mescidi Aksa’da karşılaşmanın ve buluşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Tebrikleşiyoruz. Yüzler gülüyor. Bir köşede tesbih namazları kılınıyor. Diğer köşede Kur’an okunuyor. Kubbetü’s Sahra ziyaret ediliyor. Böyle bir mutluluk insan ömründe kaç kez yaşanır bilinmez.

BİR OSMANLI KENTİ YAFA…

Sabah kahvaltı sonrası otelimizden ayrılarak Hz. Meryem, anne ve babasının medfun olduğuna inanılan mekanı ziyaret edip, dönüş yolculuğuna başlıyoruz. Telaviv şehri kurulmadan var olan bir Osmanlı kenti Yafa’yı ziyaret ediyoruz. Buradaki Mahmudiye Külliyesi’nin restorasyonu tamamlanmış ve huzurlu bir mekan. Sultan II.Abdulhamit’in dünyayı bezeyen saat kulelerinden biri Yafa meydanında. Taht’a çıkışının 25. yılı anısına yapılmış. Bahriye Camii, sebil çeşmesi ve hükümet sarayını görerek çok yakındaki Telaviv Gurion havaalanına geliyoruz.

Kudüs ve Mescidi Aksa ziyareti bizlerde unutulmaz haz ve izler bıraktı. Mescidi Aksa’da kılınan namazlar, Mekke ve Medine gibi naklen verilse, umarım ziyaret etmek isteyenlerin sayısı artacaktır. Otobüste hep birlikte okuduğumuz merhum M. Akif İnan’ın şiiriyle gezi notlarımızı tamamlayalım;

“Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde,

Götür Müslüman’a selam diyordu.

Dayanamıyorum bu ayrılığa,

Kucaklasın beni İslam diyordu.”


İlgili Haberler
left
right
 
22 Haziran 2016 Çarşamba 19:52
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık