Ana Sayfa » KÖYLER » Mudanya'nın köyleri - 5

Mudanya'nın köyleri - 5

Mudanya'nın birbirinden güzel ve özel köylerini tanıtan, Araştırmacı Hüzeyin Genç'in kitap çalışmasından, yeni bir bölüm sunuyoruz sizlere. Bu hafta da Göynüklü, Hançerli, Hasköy, Işıklı, İmralı ve İpekyayla'yı yakından tanıyacaksınız...

 
 
Mudanya'nın köyleri - 5
 

 

Yazan: Hüseyin GENÇ

 

 

 

GÖYNÜKLÜ

Bursa – Mudanya yolunun Tepederbent denilen yerinden 1,5 km. kadar kuzeydoğuya doğru gidildiğinde bu köye varılır. Buranın 1 km. kadar kuzeyinde de 1969 yılında Karadeniz Bölgesi’nden, özellikle de Akçaabat’tan gelenler tarafından kurulan bir bölüm daha vardır. Buraya ‘Yeniköy’ denilmektedir. Köye Burgaz üzerinden de gidilir. Mudanya’nın en güzel köylerinden biridir. Köy merkezindeki evler ile çevredeki villalar denizi gören yamaçlarda kurulu. Gemlik körfezinin en güzel manzarası buradan seyredilir. Köyün içinde 2 adet tarihi çınar vardır. Çevrede öbekler halinde küçük küçük orman alanları bulunuyor. Villalar bunların adasındaki ormansız alanlara yerleştirilmiştir. Köy yeni yapılarla Burgaz ve Bursa yolu yönüne doğru genişlemektedir.

Mudanya’ya 8, Bursa’ya 20 km. uzaklıktadır.

Köyün, Osmanlı döneminde Bolu - Göynük’ten gelenler tarafından kurulduğu için bu adı aldığı ifade ediliyor. Bunun 1800’lü yıllarda olduğu köylülerce ifade ediliyorsa da, XVI. yy. da olduğu daha akla yakındır. Zira XVI. yüzyılda II. Bayezit’in torunu Hançerli Fatma Sultan’ın ‘vakıf köyüydü’ burası. Dolayısıyla köyü ilk kuranların oradan gelmiş olduğu savı büyük olasılıkla doğrudur denilebilir. O zamanlar nüfusu çok az olduğu için Çağrışan da buraya dahil edilmişti. O yıllarda burası Kite kazasına (Ürünlü) bağlıydı.

Köy evleri genelde, ortasından geçen Burgaz – Tepederbent ana yolunun iki tarafına yerleşmiştir. Günümüzde köyde yaşayan halkın %70 kadarı Karadenizli, özellikle de Akçaabatlıdır. Bunların arasında Rizeliler de vardır. Bunların büyük bölümü 1970’li yıllarda buralara gelip yerleşmiştir.

Asıl yerli halk, kendilerini Manav olarak nitelendiriyorlar. Geçmişte Yörük olarak bilinirlerdi.

Çevreden toplanan birkaç parça tarihi taş köy meydanında sergileniyor. Bu taşların Roma ve Bizans dönemlerinden kaldıkları sanılıyor!

Güneybatıdaki meşelik tepe üzerinde ‘Kayıp Dede’ diye bir yatır gömütü var. Burası mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

XVI. yy.larda burada en çok nohut ve mercimek ekimi yapılıyordu.

Arazisi verimli ve çok değerlidir. Günümüzde zeytincilik, kara incir yetiştirilmesi ve fasulye üretimi en önemli geçim kaynakları arasındadır. Büyükbaş hayvancılık da yapılıyor. Süt inekçiliği yaygın.

2014 yılında 450 hane kadar olup, villalarda yaşayanlarla birlikte 1420 nüfusa sahiptir. 2015’te 1443 ve 2016’da da 1477’e yükselmiştir. 1017 nüfusu 1464 olmuş ve 2018 nüfusu ise 1459 olarak gerçekleşmiştir. Nüfus yapısında yıllara göre azalma ve artmalar gözlenmektedir.

 

 

 

 

HANÇERLİ

Mudanya’ya 26, Nilüfer çayı boyunca doğuya doğru Bademli kavşağına çıkan yoldan Bursa merkezine de 30 km. mesafededir.

Bazı belgelerde İznik'in Anadolu Selçukluları'nın başkenti olduğu XI. yy.da atlı Türkmen alplerinin buralara kadar akınlar düzenledikleri yer alıyor. Ancak köyün asıl kuruluşunun Osmanlı’nın ilk döneminde olduğuna dair bilgiler vardır. Mudanya'nın en eski tarihi köylerinden biridir. 600 yıllık bir geçmişe sahip olduğu sanılıyor! Orhan Gazi zamanında kurulmuş olma olasılığından söz edilir. Zira bir söylenceye göre; 'Hançerli Ali Dede'nin Orhan Gazi'nin damadı ve haznedarı olduğu' dile getirilir. Eski adı ‘Bataklıgöl’dür. Yüzyıllar sonra XX. yy. başlarında hemen kuzey tarafta, Balkan göçmenlerinin kurmuş olduğu küçük Mübarek’ (Kutlu) köyüyle birleşmiştir. Köy evleri toplu yerleşme şeklindedir.

Güneyden gelip Eşkel limanına doğru giden eski tarihi yol üzerindedir.

İlk yerleşilen yer 1 km. kadar kuzeydeki ‘Eskiköy’ denilen yamaçta olmuştur. O zamanlar şimdiki oturulan yerler ormanlıktı. Yıllar sonra, büyük bir çiftliğin bulunduğu şimdiki alana iniyorlar.

Osmanlı’nın tahrir defterlerinde ve vakıf kayıtlarında adına rastlanır. Köyün arazisi II. Bayezit’in Mahmut adlı oğlunun kızı olan Fatma Sultan’ın vakıf arazisidir. 1537 yılındaki vakfın şeceresinde adı geçer.

Caminin olduğu yerde Bizansılar döneminde bir kilise vardı. Fatma Sultan bunun geride kalan temelleri üzerine yeni bir cami yaptırıyor. Artan taşlarla da dere üzerine bir köprü kurduruyor. Köy o yıllarda Kite (Ürünlü) kazasına bağlı bulunuyordu. Daha sonraları Mudanya’ya geçmiştir. Bir süre de Tirilye Bucağı’na bağlı kalmıştır.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Bandırma dolaylarında ortaya çıkan Padişah yanlısı 'Anzavur İsyanı’ sırasında buralarda sık sık çatışmalar yaşandığı söyleniyor. İsyancılar köylüleri kendilerine katılmaları için zorlamışlardır. Yine de o yıllarda fazla zarar görmemişlerdir. Yalnız Yunan askerleri geri çekilirken biraz eziyette bulunmuşlardır. Manol adlı bir eşkiya köylüler tarafından öldürülmüştür.

Köyün 1 km. kadar kuzeyindeki tepe üzerindeki ‘mesire yerinde’ asırlık meşe ağaçları arasında ‘Hançer Ali’ adında bir şahsın gömütü var. Köy adını bundan almaktadır. Buradan çok şahane bir doğa manzarası izlenir. Her yıl 10 mayıs'ta burada 'panayır' düzenlenmektedir.

Temel geçimi tarım ve hayvancılıktır.

Hicri 1325 (M. 1907) yılına ait salname defterinde 83 hane olara kayıtlıdır.

1927 yılındaki nüfusu 381’dir. 1955’te 418, 1970’de 520, 1980’de528, 1990’da 467, 1997’de452, 2000’de 453, 2007’de 500, 2010’da 572, 2012’de 389 ve 2015’te de 352’dir. 2016’da 350’ye inmiştir. 2017'de 342'ye 2018'de de 341'e inmiştir.

 

 

 

İstanbul Eyüp'te Hançerli Fatma Sultan Türbesi

HANÇER ALİ VE HANÇERLİ FATMA SULTAN

Kayı, Kızık ve Çepni gibi Oğuz boylarının Bizans ülkesinin Güneydoğu Marmara kıyılarına ilk yerleşmeleri Osmanlılar'dan çok daha önce olmuştur. Bunlar davarlarıyla birlikte obalar halinde buralardaki bazı yerleri yurt edinmişlerdir.

Söylenceye göre; Kutalmış oğlu Süleyman Şah’ın İznik’i alarak Anadolu Selçuklularının başkenti yaptığı 1090’lı yıllarda, daha başka yeni fetihlerde bulunmak üzere Hançer Ali adındaki beyin kumandanlığındaki 40 yiğit alp, Bizans toprağı içindeki, çevreyi gözetlemeye müsait konumdaki Hançerli köyünün 1,5 km. kadar kuzeyinde yer alan tepeye gelirler, lâkin Bizans askerlerinin ani bir baskınıyla tümü şehit düşerler ve toplu olarak buraya defnedilirler.

"Bizans’ın yazılı kaynaklarında yer alan bilgilere göre; I. Kılıçarslan (1092 – 1107) zamanında, ‘Sultan’ adındaki bir kumandanının (Bu kişi muhtemelen I. Kılıç Arslan'ın Davut adlı kardeşi olmalı!) emrine verilen kuvvetlerin ve Sultan Mesut (1116 – 1156) döneminde Selçuklu ordusunun Balıkesir ile Bandırma’ya değin akınlar düzenlendiği bilinmektedir! Hatta bu arada Kirmastı’yı (M. Kemalpaşa) da ele geçirdikleri kayıtlara girmiştir. Bu akınlardan birinde Selçuklu kuvvetleri Kamytzos adındaki bir Bizans kumandanın emrindeki askeri birliği bozguna uğratır. Bu saldırılar boyunca batıya doğru giden Selçuklu güçleri, büyük bir olasılıkla bugünkü Mudanya sınırları içindeki topraklardan da geçmiş olmalıdır! Bu bilgiler ışığında yukarıdaki tezin doğru olabileceğini söylemek pek yanlış olmasa gerek, diye düşünüyoruz!"

Bu konuyla bağlantılı olarak çevre halkı arasında şöyle bir olay da anlatılmaktadır:

Hançerli köyünde Hançer Ali Türbesi

Osmanlı kuvvetleri 1308'deki II. Dimbos (Erdoğanköy) Savaşı'nda çevredeki Bizans tekfurlarıyla yaptıkları savaşı kazanınca, Bursa ovasından geçip Apolyont (Ulubat) gölüne doğru ilerlemeye başlarlar.. Bu akın sırasında daha Anadolu Selçukluları döneminde Prusa ovası etrafındaki yamaçlara yerleşmiş olan Türkmenler / Yörükler'le karşılaşınca şaşırırlar ve; 'Siz buralarda ne arıyorsunuz?' Diye sorarlar. Onlar da; 'yıllardır buralarda olduklarını' söylerler ve bu akıncıları oba çadırlarında ağırlarlar.

Diğer bir söylence de şöyle:

Osman Bey zamanında Prusa’nın kuşatma altında tutulduğu 1314 ile 1326 yılları arasında Eşkel limanı üzerinden Bizans’tan gönderilen yardımları engellemek üzere görevlendirilen Hançer Ali adındaki bir akıncı beyi ve 40 alpereni bu geçit yerinde görevlendirilirler. Prusa’nın alınışına yakın günlerde (Eğer tarih doğruysa, mezar taşındaki ölüm yılı 1325 – 1326 yıllarına tekabül ediyor) burada Bizans askerleri ile savaşırken tümü şehit düşerler ve bu büyük gömüte defnedilirler.

Bir başka söylencede ise, buradaki gömütte yatan Hançer Ali adlı şahsın Orhan Gazi'nin damadı ve haznedarı olduğu geçer.

Söylenceye göre; huzursuzluk yarattığından dolayı İstanbul'daki saraydan çıkarılan Fatih’in oğlu II. Bayezit’in Mahmut adlı oğlundan olma torunu Fatma Sultan, Bursa'ya gelir. Geçimini sağlaması için Hançerli köyü çevresindeki tarım alanları, meralar ile ormanlık sahalar kendisine tahsis edilir. O da bir vakıf kurarak buralardan elde ettiği gelirle kendini hayır işlerine adar. Daha sonra bu çevre ile birlikte Kaymakoba, Mirzaoba, Göynüklü ve Burgaz gibi köylerin arazisi de bu vakfa verilir.

Bu Hanım Sultan gördüğü bir rüya üzerine, yukarıda sözü edilen zatın kabrinin üzerine bir türbe yaptırır. Bundan sonra da Hançerli Fatma Sultan diye anılmaya başlar. Buralardan elde ettiği gelirle Bursa, İstanbul, Göynük ve diğer bazı yerlerde cami, han, hamam ve medrese gibi pek çok eser yaptırmıştır. Türbesi İstanbul’dadır. Bursa’da I. Murat’ın türbesinin içinde bulunduğunu söyleyenler de vardır.

Geçmişte bu muhteşem güzellikteki tepe üzerinde yılda bir kez perşembe günü kadınlara, pazar günü erkeklere panayır tertip edilirdi. Panayır sırasında; at yarışları, güreşler ve çeşitli eğlenceler düzenlenir, ayrı bir bölümde de hayvan pazarı kurulurdu. Gelen konuklara 'dede pilavaı' ikram edilirdi.

 

 

 

HASKÖY

Mudanya’ya 15, Bursa merkezine 21 km. uzaklıktadır. Toplu, büyükçe bir köydür. Arazisinin güneyi düz, kuzeye doğru olan kısımları ise hafif meyillidir. Yakınından Nilüfer çayı geçmektedir. Geniş meydanı bir dinlenme alanı şeklinde düzenlenmiş. Görkemli büyük camisi ve kahve gibi sosyal tesisler meydana bakıyor. Birkaç tane eski kâgir tipli ev de bulunuyor köyün içinde.

2014 yılına göre köy 220 hane olup 853 nüfusa sahiptir. 2015’teki nüfusu 868 ve 2016’daki nüfusu da 888’e yükselmiştir. 2017 yılında bir miktar azalarak 857'ye inmiş ve 2018'de ise yeniden yükselişe geçerek 898'e çıkmıştır.

‘Has’ sözcüğü bir şeyin gerçeği, hakikisi anlamı taşır. Osmanlı döneminde padişah ailesi için ayrılan topraklara verilen bir addı. Osmanlı’nın ilk dönemlerinden itibaren bu çevredeki araziler Osmanlı sarayına mensup kimselerin vakıf arazisi konumundaydı. Buraların batı taraflarına ‘çoban kırı’ denirdi. Yine buradan itibaren Nilüfer çayı boyunca Karacabey’e kadar uzanan meralarda, otlaklarda çok sayıda koyun sürüleri barınırdı. Bunların arasında padişah koyunları da vardı. Bunlar padişah ‘hassı’na aitti. Bundan dolayı buraları ‘hassa’ arazisi olarak kabul edilmiştir. Köyün adı büyük bir olasılıkla bundan geliyor olsa gerektir.

Hasköy Nilüfer Hatun Köprüsü

Köy halkının çoğunluğu, 93 harbi denilen 1877 – 1878 Osmanlı Rus Savaşı’ndan sonra Bulgaristan’ın Filibe ve Kızanlık gibi yerlerinden gelmişlerdir. Zamanla önceki mera statüsü değiştiği için o yıllarda burası bir çiftlik arazisi imiş. Daha sonraları bu yer satılığa çıkarılınca toprak satın alıp buraya köy kuruyorlar. Çiftlik sahipleri, Bursa ve İstanbul’a göç ediyorlar. Çiftliğin çalışanları buraya temel atıyorlar. Onlara Yerli / Manav deniyor. Köy bu şekilde kuruluyor. 1980’li yıllarda Gümüşhane’nin Torul ilçesinden 20 hane kadar göçmen gelip buraya yerleşiyorlar.

Güneyindeki Nilüfer çayı üzerinde tarihi bir Roma / Bizans köprüsü bulunuyor.

Bademli kavşağından sonra köye gelen yol boyunca iki taraflı olarak küçük sanayi tesisleri ve depo gibi işyerleri mevcut.

Köye iki saatte bir Bursa’dan halk otobüsleri gelip gidiyor. Ulaşımı gayet iyidir.

Köyde ilk ve ortaokul var. Beş köyün öğrencisi burada okuyor. Yakınında özel okullar da kurulmuş. Meşeli Sokak Bademli köyü ile sınır teşkil ediyor.

Köy yakınlarında geniş bir meşe koruluğu yer alıyor. Köy sınırları içinde epeyce bağ var. Meyvecilik başlıca geçim kaynağıdır. Şeftali ve üzüm başta gelir. Sebze olarak en çok domates yetiştiriliyor. Kavun karpuz ekimi de yapılıyor. Ürünleri pazarlarda aranıp sorulur.

Küçük ve büyükbaş hayvancılık köy ekonomisinde önemli bir yer tutar. Büyükbaş hayvan olarak süt inekçiliği yapılıyor.

Mudanya Belediyesi buraya bir 'Tarım Fuarı ve Kongre Merkezi' kurma planlaması başlatmıştır.

 

 

 

 

IŞIKLI

Küçük bir yerleşimdir. Zeytinlikler ve ormanlık alanlar arasında bulunan bir köydür. Ulaşımı kolaydır. Mudanya’nın merkeze en yakın köyüdür. Mudanya – Bursa asfaltına 3 km. kadardır. Köye çıkan bu yolun iki tarafı ev, işyeri, hurdacı, kömür ve maden depoları ile doludur. İlçe merkezine uzaklığı ise 4,5 km.dir. Buraya Mudanya’nın ‘Su deposu’ mevkiinden Çepni köyüne giden yoldan da ulaşmak mümkündür. Evler, köy içinden geçen dar yolun iki yanından yer alıyor. Yerleşim şekli yarım ay şeklindedir. Küçük bir meydanı vardır. Köy camisi burada yer alıyor. Cami avlusuna birkaç parça Roma veya Bizans dönemlerine ait olduğu sanılan tarihi değeri olan taşlar konmuş. Buradaki tarihi çınarların biri 150 biri de 200 yıllıktır.

Kuruluş tarihi epeyce eski bir köydür. Önceki adı ‘Frenkli’dir. Eskiden Kiteye (Ürünlü) bağlıydı. Atatürk bir Mudanya ziyareti sonrasında akşam saatlerinde trenle Bursa’ya dönerken, trenin penceresinden kuzeybatı yönünde parlayan bir ışık görür. Yanındakilere; bunun ne olduğunu sorar. Onlar da; “Orası Frenkli köyüdür” derler. Bu isim Atatürk’ün hoşuna gitmez. Oranın adı “Işıklı” olsun der. Ondan sonra köyün adı “Işıklı” şeklinde değiştirilir.

Çok eskilerde burada Hıristiyan Rumların yaşadığı da söylenir. Frenkli adının pek de Rum adına benzer bir tarafı yok. Orhan Gazi’nin II. eşi Asporça’nın 1324 yılına ait vakfiyesinin sınırları sayılırken ‘Pirenlibayır’ diye bir yerden söz ediliyor. Bundan kasıt piren otunun (süpürge otu) yetiştiği yeri vurgulamak için olsa gerektir! Daha sonraları bu ad ‘Frenklibayır’ diye de telaffuz edilmiş olabilir! Kesin olmamakla birlikte bu ad, kanımca değişim sonucu yanlış kullanılmıştır yıllarca. Bir de Mirzaoba yakınlarında ‘Pirenlibayır’ diye bir yer vardır. Frenkli adı, bu sözcüğün yanlış teleffuzu ve yanlış yazılmış olmasından kaynaklanmıştır belki de!. Bu konuda net bir bilgi yoktur.

Köyden bazı kimselerin söylediğine bakılırsa; Çanakkale Savaşı’na katılan 76 kişiden sadece ikisi geriye dönebilmiştir. Köy kadınlarının bir kısmı o zamanlar Rumeli’den gelen göçmenlerle evlenmişlerdir. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan askerleri zaman zaman köye baskınlar düzenleyip ortalığa korku salmışlardır. Geri çekilirken de bir kısım Yunan askeri buradan geçip Çepni, Dereköy taraflarına doğru gitmişlerdir. Halk bunlara görünmemek için çatı aralarında, kuytu yerlerde, ormanda gizlenmişlerdir.

Okulu kapalıdır. Öğrenciler taşıma ile Mudanya’daki okullara gidiyorlar.

Köyün arazisi çok değerlidir. Arazi satışı çoktur. Son yıllarda çevresinde villalar yapılmaya başlanmıştır. Köyün en önemli geçim kaynakları zeytincilik ve siyah incir üretimidir. Köyde zeytin depoları vardır.

XV ve XVI. yy.larda burada 18 hane kayıtlıdır. Miladi 1900 yılı başlarındaki Osmanlı kayıtlarında Frenkli’de 58 hane ve 269 kişi yaşıyordu. H. 1325 (1907) Salnamesi’nde de 58 hane olarak kayıtlıdır.

1927’de 63 hane ve 439 nüfusludur. Köyde daha çok yaşlılar yaşamaktadır. 2014 yılına göre köy 80 – 90 hane kadar olup 371 nüfusa sahiptir. 350 civarında seçmeni vardır. 2015’te 365 nüfusa düşmüştür. 2016’da ise 351 olmuştur. 2017'de biraz yükselerek 356'ya çıkmış ve 2018'de de artmaya devam eden nüfusu 462 olmuştur.

 

 

 

İMRALI

Yüzölçümü 10 km.2 kadardır. Uzunluğu 6, genişliği 3 km.yi bulur. Mudanya’nın 14 mil kuzeybatısındadır. Uzaktan ve havadan görünüşü kabaca bir çekicin metal kısmına benzer.

Aya İlya Burnu’nun 1 km. güneyindeki Triko çıkıntısı yakınlarında bir manastır kalıntısının izleri görülür.

Antik dönemdeki adı Besbikos’tur. Bir dönem, ada anlamına gelen İkarus denmiştir. Kalolimni diye de bilinir.

Osmanlı zamanında; büyük olasılıkla 1308’de Emir Kara Ali tarafından fethedilmiştir. Sonrasında da bunun adıyla anılır olmuştur. Bu ad zamanla ‘İmralı’ halini almıştır.

XVII. yy. da Arnavut ve Rumların yaşadığı 2 köyü bulunuyordu. XIX. yy. da Arnavutlar buradan ayrılmışlardır. Yerlerine yeni Rumlar geldi. 1835’te burada 3 Rum köyü kurulmuştur. 1850’lerde adada 100 hane kadar yaşayanı vardı. 1870’te hane sayısı 80 – 90 civarına düşmüştür.

1908 salnamelerinde yer alan bilgilere göre; M. S. 700 yılından kalma bir kilise kalıntısının varlığından söz edilir.

1900’lerin başında burada 1 Türk nahiye müdürü ile 3 memur görev yapıyordu. O yıllarda burada yaşayan Rumlar 200 haneyi bulmuştu.

Kurtuluş Savaşı başlarında Rum nüfus Gemlik ve Bursa’da zorunlu ikamete tabi tutulmuşlardır. Bir tedbir olarak ada boşaltılmıştır. Savaş sonrasında göç ettirilen Rumlar tekrar yurtlarına dönmüşlerdir. 1922’de 400 hane Rum yerleştirilmişti bu şirin adaya. Bir Türk nahiye müdürü, bir liman başkanı bir jandarma kumandanı ve 4 de er görev yapıyordu burada.

Rumlar; 1924’teki ‘Mübadele Antlaşması’ gereğince Yunanistan’a göç etmişlerdir.

1935’te adada bir açık cezaevi kuruldu.

Ülkeyi iyi yönetemediği gerekçesiyle 1960 yılındaki ihtilalde iktidardan düşürülen Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ya verilen idam cezaları burada infaz edilmiş ve burada defnedilmişlerdir. Yakın yıllarda cenazeleri başka yere taşınmıştır.

Sinema artisti Yılmaz Güney de işlediği bir suç nedeniyle buradaki cezaevine yatmıştır.

Adada şimdi ‘Teröristbaşı’ denilen Öcalan ‘ömür boyu hapis’ cezasını çekiyor. Bununla birlikte bir miktar asker de burada görev yapıyor.

Adaya ulaşım vapurla yapılmaktadır.

 

 

 

İPEKYAYLA

Eski adı ‘Kızılköy’dür. Mudanya – Dereköy yolu üzerinde küçük bir yerleşmedir. Yolun köy içinden geçen kısmı çok dar ve virajlıdır. Bu durum, zaman zaman trafik sıkışıklığı yaratıyor. Kuzey tarafı yüksekçe bir tepe ile çevrilidir. Güneyi eğimli bir arazi şeklinde uzanır. Dar bir meydanı, büyük ve güzel bir camisi var. Mudanya’ya Çepni üzerinden 10, Yörükali üzerinden ise 13 km. dir. Mudanya’nın rakım olarak en yüksekteki köylerinden biridir..Çevredeki araziye hakim bir konumda bulunuyor. Buradan Bursa ovasını ve Uludağ’ı seyretmek insana doyumsuz bir haz veriyor.

Köyün tarihinin 500 – 600 yıl kadar öncesine dayandığı ifade ediliyor. Anlatılanlara göre, ataları önce Kite (Ürünlü) civarına yerleşiyorlar, daha sonra buraya geliyorlar. Kızıl adlı bir Türkmen oymağına mensuplar. Osmanlı döneminde Kite’ye (Ürünlü) bağlıydı.

Son dönemde köye, zarfının üzerinde; ‘Kızılbaş Köyü’nün Öğretmeni’ne diye yazılı bir mektup geliyor. Muhtar ve köylüler buna pek bir anlam veremiyorlar. Lakin bu iş hoşlarına gitmiyor. Düşünüp taşınıyorlar!. Valiliğe müracaat edip köyün adının ‘İpekyayla’ olarak değiştirilmesini istiyorlar. İstekleri kabul ediliyor. Bundan sonra köyün adı ‘İpekyayla’ oluyor. Bu adı istemelerinin nedeni de şundan dolayıdır: Köy, Mudanya’nın en yüksek yerindedir yani burası bir yayladır. Bir de o yıllarda burada ipekböcekçiliği yapılıyormuş. İşte İpek ve yayla sözcüklerinin birleşmesiyle köyün yeni adı doğuyor.

Son yıllarda buradan arsa alıp yeni yerleşenler de oluyor.

Okul ilk kez 1949 yılında açılmıştır. Günümüzde köyün öğrencileri taşmalı sistemle başka yerlerdeki okullara gidiyorlar.

Ekili dikili alanları azdır. Köyün en önemli geçim kaynakları zeytincilik ve kara incir üretimidir.

İnsanları çalışkan ve konukseverdir.

M. 1990 yılında 69 hane olup 190 nüfusludur. 1325 (1907) yılında yine aynı haneye sahiptir. Nüfus büyük olasılıkla 200 civarındadır.

1927’de 84 hane ve 535 nüfusludur. 2014’te 90 - 100 hane kadar olup, 377 nüfusa sahiptir. 2015’te 365 ve 2016’da 345 nüfusu vardır. 2017'de yeniden artışa geçen nüfusu 351'e çıkmış ve 2018'de 362 olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


İlgili Haberler
left
right
 
 
14 Nisan 2019 Pazar 14:45
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Röportajlar
Geri İleri
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık