Ana Sayfa » MAKALELER » Muradiye Külliyesi restorasyonu

Muradiye Külliyesi restorasyonu

Sultan II. Murat tarafından 1425 Mayıs ayında inşasına başlanıp 1426 Kasım ayında bitirilen ve bulunduğu semte de adını veren cami, medrese, hamam, imaret, çeşme, türbe ve tabhanelerden oluşan yapılar topluluğuna, banisine nispetle Muradiye Külliyesi denilmektedir. Bir diğer Murat da Bursa’nın Çekirge semtinde külliye yaptırmıştır ki, o da yine banisine izafeten Hüdavendigar ya da Çekirge I. Murat Külliyesi gibi isimlerle anılmaktadır.

 
 
Muradiye Külliyesi restorasyonu

Doç. Dr. Doğan YAVAŞ

Sultan II. Murat tarafından 1425 Mayıs ayında inşasına başlanıp 1426 Kasım ayında bitirilen ve bulunduğu semte de adını veren cami, medrese, hamam, imaret, çeşme, türbe ve tabhanelerden oluşan yapılar topluluğuna, banisine nispetle Muradiye Külliyesi denilmektedir. Bir diğer Murat da Bursa’nın Çekirge semtinde külliye yaptırmıştır ki, o da yine banisine izafeten Hüdavendigar ya da Çekirge I. Murat Külliyesi gibi isimlerle anılmaktadır.

Orhangazi, I. Murad, Yıldırım ve Yeşil külliyeleri gibi kendisinden önce inşa edilen komplekslerle aynı amaçla yapılmıştır; şehrin etrafa doğru yayılmasını ve açılımını sağlamak. Sultan II. Murat’ın türbesinin bulunduğu hazire, daha sonraki yıllarda birçok hanedan mensubunun gömülmesiyle saraya ait bir kabristan görünümü kazanmış ve İstanbul’dan sonra en çok saraylıyı barındıran ikinci hazire haline gelmiştir.

 Külliyenin ana binası olan cami, zaviyeli camiler formundadır, beş gözlü son cemaat yeri, arka arkaya iki büyük kubbeli harim kısmı ve iki yanda birer kubbeli zaviyesiyle, bu tipin Bursa’daki ilk örneği olan Orhan Camii planındadır. Çekirge I. Murat, Yıldırım ve Yeşil camilerinin girift plan şemaları bu yapıda terk edilmiş, tabhaneler dışarıda ayrı binalar halinde inşa edilerek caminin planı daha basit bir şekilde uygulanmıştır. Duvarlar üç sıra tuğla ve bir sıra moloz taş ile örülmüş fakat, taşların ebatları birbirinden farklı olduğundan aralarına düşey tuğlalar yerleştirilerek daha düzenli gösterilmeye çalışılmıştır.

Tuğladan inşa edilmiş iki minareden doğuda olanı eskidir ve hem aşağıdan hem de asma kattan girişi vardır, batıdaki ise yeni olup sadece asma kattan girilmekte ve kaidesinde 1322 Muharrem (Nisan 1904) hicrî tarihi okunmaktadır.

Caminin, basık kemerli cümle kapısı üzerinde yer alan celi sülüs hat ile mermere yazılmış üç satırlık Arapça kitabesinden cami inşaatının 1425 Mayıs ayında başlayıp 1426 Kasım ayında yani bir buçuk yılda bittiği anlaşılır. Yapının önünde yer alan beş gözlü son cemaat yeri kubbe ve aynalı tonozlarla örtülüdür. Son cemaat yeri revak kemerlerinin alınlıkları, çeşitli boyut ve biçimde tuğlaların on beş değişik geometrik şekilde örülmesiyle hareketlendirilmiş ve bilhassa kuzey cephesi saçak silmesinin alt kısmında bu süslemeye firuze renkli sırlı tuğlalar da katılmıştır.        

Bursa kemerli ana eyvanın eni ve boyu yaklaşık aynı ölçülerde ele alınmış, ahşap kapısı da kündekârî tekniğinde yapılmıştır. Mihrabın doğu tarafında firuze ve lacivert çini ile beyaz konturlardan oluşan panolar panoları çevreleyen bordürlerin daha önce Yeşilcami’de de kullanılmış olması, aynı Tebrizli usta gurubunun bu yapıda da çalışmış olduğunu düşündürmektedir.

Ana kubbe ile doğu ve batı eyvanlar prizmatik Türk üçgenlerine oturur ve trompludurlar. Mihrap kubbesi ise üçgenli kasnağa oturur ve geçiş elemanı olarak da çok iri mukarnaslı ve neredeyse duvarın ortasına kadar inen damlalı tromplar kullanılmıştır. Caminin mihrabı rokoko üslubundadır ve tamamen alçıdan yapılmıştır, hem kavsarası hem de süslemesi devrin bu özelliklerini yansıtır. Bir yangında yanan minberin yerine son derece basit ve birkaç basamaklısı yapılmıştır. Civar köylerin birinden getirilerek buraya monte edildiği hakkında bir rivayet de bulunan 1315 tarihli ahşap minber, mihrabın üslubu ile hiçbir benzerlik göstermediği gibi kötü bir şekilde beyaz yağlı boya ile boyanmıştır. Mihrap ve minber, caminin bünyesine hiç uymamaktadır.

Şadırvan 1623 tarihli bir vesikadan anlaşıldığına göre o tarihlerde mevcut idi, ancak şimdiki şadırvanın mihrap ile beraber yapıldığı düşünülebilir. 1855 Bursa depreminde cami hafifçe zedelenmiş, minaresi yarılmış, türbe kubbesi ayrılmış, medresenin de dershane ve duvarları zarar gördüğü için büyük bir onarım geçirmiştir.

On altı hücreye, sekizgen şadırvanlı revaklı avluya ve yazlık dershane eyvanına sahip olan medrese ise tipik bir erken devir medresesidir. Tamamen moloz taş ve tuğla hatıllı inşa edilmiştir. Her odada bir ocak, bir pencere ve duvarlarda üçer niş, köşe odalarda ise ikişer pencere ve altışar adet niş bulunmaktadır. Bina, daha önceki tarihte restore edilirken ocak yaşmakları kapanmıştır. Dershanenin, pencerelerin üst sövelerine kadar çini ile kaplı olduğu anlaşılmaktadır fakat firuze renkli bu çinilerin yarısı yok olmuştur. Medresenin kurşunları tamamen dökülmüş ve duvarları da harabe halinde iken dönemin sağlık bakanı tarafından 1951 yılında restore ettirilerek Verem Savaş Dispanseri olan yapı halen de sağlık kurumu olarak hizmet vermektedir.

Külliyenin en batısında ve dört yol ağzında yer alan hamam üç sıra moloz taş ve üç sıra tuğla hatıllı inşa edilmiştir. Sekizgen kasnağa oturan, 10 m. çapında, sivri tromplu bir kubbe ile örtülü olan soğukluk kısmı, iki eyvanlı ve dikdörtgen biçimli sıcaklık kısmı ile iki halvetten oluşan hamam çok basit ve sadedir. 1986 yılına kadar dökümhane olarak kullanılmakta iken bu tarihte onarılarak yine aslına döndürülmüş ve geçtiğimiz yıllarda Özürlü Rehabilitasyon Merkezi haline getirilmiştir.                

Külliyenin bir diğer yapısı olan imaret, caminin doğusunda ter alır. 13 x 40 m. ebadında olup moloz taştan inşa edilmiş ve alaturka kiremitle kaplanmıştır. Uzun yıllar depo halinde ve bakımsız kaldıktan sonra Aralık 1996’da restore edilmiştir ve günümüzde Dâruzziyâfe olarak kulllanılmaktadır.

II. Murad Türbesi 1451 yılında, Sultan II. Murad’ın vasiyetine uygun olarak kare şeklinde, üzerine yağmur yağması için üstü açık, hafızların Kur’an okuması için de etrafı galerili olarak inşa edilmiş, sultanın na’şı da sanduka veya lâhit içine konulmadan doğrudan toprağa gömülmüştür. Bir sıra kesme taş ve iki sıra tuğla duvar örgüsüne sahip türbenin özellikle kalemişleriyle süslü ahşap saçağı çok muhteşemdir. İçinde hiçbir süslemenin bulunmadığı türbe, 13.45 x 13.45 m. ile 6.90 x 6.90 m. ebadında iç içe geçmiş iki kareden oluşmaktadır, arada 3.25 m. genişliğinde bir galeri vardır. Orta bölüm dört sütun ve dört paye üzerine sivri kemerlerle oturan tromplu kubbe ile örtülüdür. Sütunların hem kaideleri hem de başlıkları devşirmedir. Kapının bulunduğu duvar ile karşısında ikişer, diğerlerinde ise üçer pencere açılmıştır.

Türbenin doğu kenarına bitişik, pencereden bozma bir kapı ile girilen Şehzade Alâaddin türbesi vardır. Kare mekânlı türbede II. Murad’ın Şehzade Alâaddin, Şehzade Ahmed, Şehzade Orhan adında üç oğluyla Şehzade Hatun adında bir de kızı yatmaktadır. Alâaddin, babasından evvel ölmüş ancak türbesi babasından sonra yapılmıştır.

Bunlardan sonra inşa edilen türbelere göz atacak olursak; Muradiye Camii ile II. Murad Türbesi arasında yer alan sekizgen plânlı Şehzade Ahmed Türbesi, bir sıra kesme taş ve iki sıra tuğla duvar işçiliği göstermektedir. Yavuz Sultan Selim’in 1513 tarihli bir fermanıyla inşa olunan yapının mimarı Alâaddin, bina emîni Bedreddin Mahmud Bey, kâtipleri de Ali, Yusuf, Muhiddin ve Mehmed efendilerdir. Türbede Şehzade Ahmed, annesi Bülbül Hatun, kardeşi Şehinşah, Şehinşah’ın oğlu Mehmed ve Yavuz’un kardeşi Şehzade Korkud gömülüdürler. Diğer iki sandukanın da ihtilaflı olmakla beraber, II. Bayezid’in kızı Sofu Sultan ile Şehzade Ahmed’in kızı Kamer Sultan’a ait olduğu düşünülmektedir.

Fatih’in oğlu Şehzade Cem Türbesi, kesme taş ve tuğladan temiz bir işçilikle inşa edilmiştir. Mermer bir revak ile girilen altıgen türbenin yine altıgen kasnağa oturan, kurşun kaplı kubbesi vardır. Muradiye türbeleri içinde en zengin süslemeye sahip olanıdır. Duvarlar yerden 2.35 m. yüksekliğe kadar firuze ve lâcivert altıgen çinilerle kaplıdır, çinilerin çevreleri ve ortaları Yeşil ve Muradiye camilerinde olduğu gibi yaldızla stampalıdır. Kemerler, alınlıklar, kasnak ve kubbe gibi çini olmayan yerler çok zengin kalemişleri ile donatılmıştır, bilhassa servi motifleri malakârî tekniğindedir. Kubbe içi rumî ve hatâyîlerle doldurulmuş, eteğinde ise celî sülüs ile ve altı kartuş halinde Âyete’l-kürsî yazılmıştır. Fatih’in oğlu Şehzade Mustafa, 1474 yılında Niğde yakınlarında Bor-Pazarcığı’nda vefat etmiş, önce Konya’ya sonra da Bursa’ya getirilerek amcası Alâaddin Bey’in türbesine gömülmüştü. 1479 yılında kendisi için inşa olunan bu türbeye nakledilmiş, daha sonra Napoli’de vefat ederek cenazesi 1499’da Bursa’ya getirilen Cem Sultan da buraya gömülünce daha çok Cem Sultan Türbesi diye meşhur olmuştur. İçindeki dört adet mermer sandukada Şehzade Mustafa, II. Bayezid oğlu Şehzade Abdullah (1485), Şehzade Cem ve yine II. Bayezid’in oğlu Şehzade Alemşah (1503) medfundurlar.      

Bir diğer Şehzade Mustafa da Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu olup 1553 yılında Konya Ereğlisi’nde bir komploya kurban giden Şehzade Mustafa’dır. Cesedi Bursa’ya getirilerek burada önce başka bir yere defnedilmiş, kapısındaki iki satırlık mermer kitabeden anlaşıldığına göre 1573 yılında üvey kardeşi II. Selim’in bu türbeyi inşa ettirmesiyle de yeni kabrine nakledilmiştir. Bir sıra kesme taş ve üç sıra tuğla ile inşa edilmiş, kubbe ile örtülü, sekizgen mekân, 16. yüzyılın natüralist üslûplu İznik çinileri ile kaplıdır.

 Muradiye türbeler topluluğunun en gerideki, en küçük ve mütevazı binası olan Gülşah Hatun Türbesi, bir sıra taş ve iki sıra tuğla işçilik gösteren kare planlı, kubbe ile örtülü yapıdır. Kapı kanatları kündekârî tekniğinde imal edilmişlerdir. Son yapılan onarımda özelliğini büyük ölçüde yitiren türbede 1487 tarihinde vefat eden ancak daha sağlığında iken bu türbeyi yaptıran Fatih’in kadını ve Şehzade Mustafa’nın annesi Gülşah Hatun yatmaktadır.

Mükrime Hatun Türbesi, bir sıra taş ve üç sıra tuğla ile işlenmiş duvar örgüsü, revaklı girişe sahip kare mekânı ve yüksek sekizgen kasnağa oturan kubbesi ile Şirin Hatun ile Gülruh Hatun türbelerinin bir benzeridir. Kündekârî tekniğinde kapı ile girilen ve on iki pencere ile aydınlatılan mekânda zengin kalemişi süslemeler göze çarpar, zeminden tromplara kadar duvarlarda, üç sıra mukarnaslı mihrabın tepeliği ve pencerelerin alınlıklarında rumî – palmet tezyinatı vardır. Geniş bir yazı kuşağı içinde celî sülüs ile Âyete’l-kürsî yapının içini çepeçevre dolanmaktadır. Mihrap üzerinde, dairevî ve dilimli madalyonlarda çeşitli ayetler ve esmâü’l-hüsnâdan seçmeler yer almaktadır. II. Bayezid’in oğlu Şehzade Şehinşah’ın kadını ve Şehzade Mehmed’in annesi Mükrime Hatun’a atfedilen türbenin tuğla zemininde üç sanduka yer almaktadır.

Bir sıra kesme taş ve üç sıra tuğla duvar işçiliği gösteren Şehzade Mahmut Türbesi, çini, kalem işi ve malakârî süsleme açısından çok zengin bir iç mekâna sahiptir. Firuze ve lâcivert altıgen çinilerle birlikte mavi-beyaz İznik çinileri kullanılmıştır. Rûmîler, kıvrık dallar ve palmetler, vazodan çıkan çiçek demetlerinden oluşan stilize bitkisel motifler bütün yüzeyleri kaplamaktadır.

II. Bayezid’in oğlu Şehzade Mahmut, Manisa’da vali iken 1506 yılında vefat etmiş, cenazesi de Bursa’ya getirilerek üzerine türbe yapılmıştı. Mimar Yakup Şah bin Sultan Şah’ın inşa ettiği türbede dört tane mermer sanduka yer alır ki, burada gömülü olanlar, Şehzade Mahmut ile 1512’de vefat eden oğulları Orhan, Emir ve Musa’dır.

Baldaken plânlı iki türbeden biri Ebe Hatun Türbesi olup, Saraylılar Türbesi gibi bunun da etrafı açıktır. Moloz taştan ayaklar ve kesme taş ile tuğla sıraları ile işlenmiştir. Kubbesinin altında bir tane lâhit bulunur, kitabesi yoktur ancak burada yatan kişinin Fatih’in ebesi olduğu bildirilmektedir. Diğer açık türbe Saraylılar Türbesi’dir, kitabesi bulunmayan bina hakkında vesikaya da rastlanmamıştır. Kime ait olduğu tesbit edilemeyen türbe, isminden de anlaşılacağı üzere saraylı kadınlara atfedilmektedir.

Gülruh Hatun Türbesi de Mükrime ve Şirin Hatun türbeleri gibi kare plânlı, yüksek sekizgen bir kasnağa oturan mukarnaslı tromplu kubbelidir. Duvarlar bir sıra kesme taş ve iki sıra tuğla ile örülmüştür, temiz bir işçiliği vardır. Türbenin içini dolanan Âyete’l-kürsî yazı frizi ile rûmîli palmetli bitkisel motifler yine Mükrime ve Şirin Hatun türbelerinde olduğu gibidir. Bu üç türbenin inşaatlarının kısa aralıklarla yapılmış olması ve de süslemelerinin birbirine benzemesi hem mimarının hem de nakışlarını yapan nakkaş gurubunun aynı olduğunu düşündürmektedir. Gülruh Hatun ile aynı plan şemasına sahip Şirin Hatun Türbesi’nin kalem işi süslemeleri ve yazı frizi Mükrime Hatun Türbesi ile tamamen aynıdır.

Altıgen plânlı ve kubbeli mütevazı bir yapı olan Hüma Hatun Türbesi bir sıra taş ve iki sıra tuğla duvar işçiliği gösterir. II. Murat’ın kadını ve Fatih’in annesi Hüma Hatun’a ait olan türbenin kitabesinden 1449 tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Uzun yıllar bakımsız kalıp çok büyük tahribata maruz kalan türbelerde geri dönülmesi mümkün olmayan kayıplar meydana gelmiştir. Erken ve Klasik Osmanlı öncesi devre ait nakış ve kalem işi süslemelerin ilk örneklerinin görüldüğü Bursa yapıları, maalesef sahip oldukları bu birikimi koruyamamış ve tezyini sanatların nadide örnekleri yok olup gitmiştir. Özellikle 19. Yüz yıl ortalarında Bursa camilerinde süsleme geleneği bozulmuş ve bize ait olmayan figürler ve renkler kullanılır olmuş bu da süsleme sanatımızın tamamen kaybolmasına yol açmıştır. Bursa’daki tarihi mirasımızın birçok örneğini onarıp, ayağa kaldırıp yeni işlev kazandırmak suretiyle de daha sonraki nesillere ulaşmasını sağlayan sayın valimiz ve belediye başkanımızın girişimleriyle bu güzide külliyemizin de içler acısı durumdan kurtarılması programlanmıştı. İki yıl kadar süren rölöve ve restitüsyon çalışmalarından sonra geçtiğimiz yıl ortalarında caminin bu yıl başında da türbelerin restorasyonu başlamıştı. Caminin son cemaat yerinde ve haremde yapılan sıva raspaları neticesinde altta orijinal kalem işi izlerine rastlanmış, Türk üçgenlerinin ve trompların aslında nakışlı olduğu ortaya çıkmıştır. Sıva ve badana raspaları hızla devam etmekte, yan eyvanlarda ve harim kubbesinde de süsleme izlerine rastlanacağı ümit edilmektedir.

Türbelerde ise ilk olarak genel bir yalıtım çalışması yapılmış, temellerine kadar kazılarak zeminden nem almaları engellenmiştir. Daha sonra Şehzade Mahmut Türbesi’nde çalışmalara başlanmış ve kubbede on altıncı yüz yıla ait orijinal süslemeler bulunmuştur. Daha sonra Gülruh Hatun Türbesi’nin kubbesinde de aynı devir süslemeleri ortaya çıkarılmış ve tabii ki bu buluntular büyük heyecan uyandırmıştır. On altıncı yüzyılın nadide örnekleri olan bu süslemelerin yeniden sanat tarihimize kazandırılması, mimarlık kültürümüzün eksik halkalarından birkaç tanesinin yerine konması demektir ki, tarihi kültürel mirasa duyarlı insanların bu gelişmeler karşısında heyecanlanmaması mümkün değildir.

İlgili Haberler
left
right
 
 
13 Ocak 2015 Salı 12:28
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık