Ana Sayfa » ARAŞTIRMALAR » Türk süsleme sanatının şaheseri

Türk süsleme sanatının şaheseri

Laleler, sümbüller, karanfiller, nar çiçekleri… Güller, şakayıklar, bahar dalları… Hepsi coşkunca açmış hepsi ateşin can verdiği ve sonsuza kadar solmadan yaşayacak çiçekler… Bunlar; İznik toprağında hayat bulan; nice yerli ve yabancı ustanın sırrını çözemediği, tekniğini öğrenemediği Türk Süsleme Sanatı’nın şaheserleri olan, dillere destan İznik Çinileri…

 
 
Türk süsleme sanatının şaheseri

Recep BOZKURT / Araştırmacı-Yazar     

 

Laleler, sümbüller, karanfiller, nar çiçekleri…

Güller, şakayıklar, bahar dalları…

Hepsi coşkunca açmış hepsi ateşin can verdiği ve sonsuzsa kadar solmadan yaşayacak çiçekler…(*)

Bunlar; İznik toprağında hayat bulan; nice yerli ve yabancı ustanın sırrını çözemediği, tekniğini öğrenemediği Türk Süsleme Sanatı’nın şaheserleri olan, dillere destan İznik Çinileridir…

Bu çiniler ki; 623 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun camilerini, köşklerini, anıtlarını süslemekle kalmamış, günümüzde de en ünlü müzelerin, özel koleksiyonların başköşelerinde yerlerini alarak, dünyaya parmak ısırtıp gözleri kamaştırırken; İznik’e de en parlak dönemini yaşatmışlardır…

Türk Dilini çini ustaları gibi işleyen ozan Ceyhun Atuf Kansu, İznik Çinilerini, çinicilerini bakınız nasıl anlatıyor:

            “…bu İznik, zamanın en büyük işlekleriyle uğul uğul ediyormuş ki, çiniciler ahisi, çıraklarına, bu güzel sanatı öğretip, kimine gök mavisinden haber getir, kimine pişmiş topraktan gül bitir; kimine dağdan sümbül kopar da gel, kimine laleyi sor da gel diye İznik kırlarına yollayıp ve sonra ustalarını, çıraklarını toplayıp, gündüz çini işi, gece ahi aşı; birlikte çalışıyorlar, birlikte yiyorlar, birlikte yaşıyorlarmış…” (**)

            15. ve 16. Yüzyıllarda büyük gelişmeler gösteren ve ülke sınırlarını aşarak evrensel boyutlara ulaşan,insanı kendine hayran bırakan;zengin bir renk ve nakış işlemesi ile çeşitli desenler ve mistik yazılardan oluşan;İznik çiniciliğinin gizemi neydi?..

            Bu işin gizemi: yapımındaki ustalık, üretim sırasındaki duyarlılık ve kullanılan malzeme; İznikli ustaların çini üretiminde ulaştıkları teknik üstünlükteki yaratıcı güç; desenlerde görülen çeşitlilik ve zenginliktir…

            Gidin,Rüstem Paşa Camisi’ndeki İznik Çinilerini görün;yalnızca burada 100’e yakın lale çiçeği çeşidi ile karşılaşır,şaşar kalırsınız!..

            İznik Çinilerinde ister evaniler (***), ister çini panolar olsun; bu eserlerin hiçbiri rastgele yapılmamıştır; her biri ayrı kompozisyonlar olarak düşünülmüş seri üretime gidilmemiştir…

            Kendine özgü bu sitili ve yapış tekniği ile zirveye ulaşan,el üstünde tutulan,250 yıl kadar güzelliği ile insanın başını döndüren İznik çiniciliği,peki,neden yok oldu?..

            Neden, uzun yıllar boyunca bu olağanüstü güzellikteki sanat dalı bir daha canlanamadı?..

            Bunun nedenleri, sanat tarihçileri, mimarlar, mühendisler tarafından yazıldı-çizildi. Burada bunları tekrara kalkarsak, bu derginin boyutunu aşar.Biz yalnızca şunları yazmakla yetinelim:

            “17.Yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu, uzun ve yıpratıcı savaşlar, bitmek tükenmek bilmez isyanlar nedeniyle eski gücünü ve zenginliğini yitirmeye başladı. Bu yüzden sanat eserlerin yapımı çok yavaşladı.İznik, kültür ve ticaret yolu olma özelliğinden uzaklaştı.Son çini ustalarının bir kısmı İstanbul’a getirilerek Tekfur Sarayı’nda çalıştırıldıysa da büyük bir kısmı işsiz kaldı ya da başka işlere geçti…vb”

            Tüm bu nedenlerin, İznik çiniciliğinin ölümünde etken olduğuna inananlardanız…

 

                         İznik’te Çinicilik Yeniden Doğuyor…

 

        Türk Çini Sanatı’nın büyük ustalarından Ameli Faik(****), nice kişinin ömür tüketip sırrını çözemediği İznik Çinileri’ni, yıllar süren araştırma, sabır ve çalışmayla 1980’li yıllarda yeniden üretmeye başladı.

            1987 yılında da İznik’e gelerek,1963 yılında itibaren Prof. Dr. Oktay Aslanapa ve Prof. Dr. Ara Altun’’un İznik Çini Kazıları’nda ortaya çıkardıkları bulguların ışığı altında ilk çini atölyesini Eşref Eroğlu ile birlikte İznik’te açtı.

            Ve 300 yıllık bir aradan sonra; alt yapısıyla, deseniyle, boyasıyla eski “İznik Çinileri”ne tıpa tıp benzeyen ürünler yeniden ateşte doğup, öbek öbek açmağa başladı…

            Ameli Faik Usta, çini üretiminin tüm zorluğuna rağmen sanatsal özelliklerden ve kaliteden ödün vermeden yoluna devam etti. Başta Rasih Kocaman, Eşref Eroğlu ve Güvenç Güven olmak üzere bu işi sevenlere hocalık yaptı; ta ki 10 Mayıs 2012 yılında aramızdan ayrılana kadar…

            Bize göre Faik Kırımlı;İznik Çini ve Seramiklerinin 20.Yüzyıldaki en önemli ve en başta gelen temsilcisi olup, “Ustaların Ustasıdır”..

        “Ateşten Doğan Çiçekler”in İznik’te yeniden tomurcuklanmağa başlamasından sonra bu konuda yapılan ikinci önemli girişim, Kültür Bakanlığı’nın 1989 yılını, “İznik Çini Yılı” olarak ilan etmesi ve dünyanın dört bir yanından getirilen İznik Çinileri’nin 16 Eylül-15 Aralık 1989 tarihleri arasında İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi’nde sergilenmesidir.

            O tarihler arasında İbrahim Paşa Sarayı’nda düzenlenen bu konu ile ilgili etkinlikler, konferanslar, kamuoyunun tekrar bu ata yadigârı sanat dalına ilgi ve sempati göstermesine neden olmuştur.

 

İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı’nın Kurulması ve Buna Bağlı Olarak “Çini- Seramik Araştırma ve Üretim Merkezi”nin Oluşturulması…

 İznik Vakfı…

İznik Vakfı’nın ve Çini-Seramik Araştırma ve Üretim Merkezi’nin İznik’te kurulması hem bu kentin kültürel ve ekonomik gelişimi hem de İznik’in dünyaya tanıtımı açısından son derece önemlidir.

Bu Vakıf sayesindeİznik Çinileri, ilk kez bilimsel, sistematik ve kurumsal olarak üretilmeye ve 1997-1998 yılında itibaren de yurt içinde ve yurt dışında ses getiren büyük projelere imza atmaya başladı.

Örneğin: Ülkemizin en büyük camilerinden olan Adana Sabancı Camisi’nin çinileri, İstanbul Borsası,İstanbul Metrosu,Yeşilköy ve Sabiha Gökçen Hava Limanları,Diyanet İşleri Başkanlığı,Tokyo ve Aşkabat Camileri çinileri hep İznik Vakfı tarafından üretilerek ilgili yapılara nadide bir inci gerdanlık gibi takıldı…

Bu üretim merkezinde “İznik Çinilerinin Modern Mimaride Kullanımı” ön plana çıkmağa başladı.

Aynı zamanda,”Çinide Minyatür” adıyla Türkiye, Ankara, Boğaziçi konulu özgün minyatür çalışmaları büyük beğeni topladı.

Dünyanın en büyük botanik bahçelerinden biri olan Kanada-Le Jardin’de İznik Vakfı’nda üretilen “9 Çini Kule ve 9 İznik Çini Panosu” sürekli olarak sergilenmeğe alındı.

Vakıf, tüm bu çalışmaları titizlikle sürdürürken atölyelerin hemen yanı başında açtığı “Konukevi” de, tarih ve sanatı sevenlerin huzur ve güven içinde geceleyeceği bir sıcak yuvaya dönüştü…

İznik Vakfı, kültür tarihimize damga vuran başka işler de yaptı. Çini tanıtım ve eğitim programları düzenledi. Burada yetişen ustalar İznik’te kendi iş ve üretim yerlerini açtılar. Bu Vakıf, adeta “Okul” görevi üstlendi. Dünyanın en önemli üniversitelerinden davet ettiği bilim insanlarıyla sempozyumlar düzenledi.(01-04 /

Kasım 2000 tarihleri arasında düzenlediği “1.Uluslararası İznik/Nikaia Sempozyumu” bunlardan yalnızca biridir),Tarih Boyunca İZNİK, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda İZNİK adlı kitaplarla da yayın dünyamızda ses getirdi.

 

İznik Meslek Yüksekokulu Çinicilik ve Porselen Bölümü ile İznik Çok Programlı Meslek Lisesi Çinicilik Bölümü’nün Açılması…

1995-1996 Eğitim ve Öğretim Yılı’nda Bursa Uludağ Üniversitesi’ne bağlı İznik Meslek Yüksekokulu’nun “Çinicilik ve Porselen Bölümü”nün 80 öğrenci ile kapılarını açması, İznik çiniciliği için bir dönüm noktasıdır. Bu okulu besleyecek ana kaynaklardan biri olarak da İznik Çok Programlı Meslek Lisesi’ne “Çinicilik Bölümü”nün açılması, o günlerde çok sevindirici gelişmelerdi.

Turgut Tuna, bu okulun hem Kurucu Müdürü, hem de bir Çini Hocası olarak çok zor koşullarda, çok özverili çalışmalarda bulundu. Eğer bugün bu kurumlar istediğimiz, özlediğimiz yerde değillerse bunu bizim beceriksizliğimize vermek gerektiğine inanırım…                          

 

İznik, Yıllar Sonra Yine Çini İşlekleri İle Dolmaya Başladı…

1648’lerde İznik’e gelen Evliya Çelebi, “…İznik’te üçyüzelliye yakın çini atölyesine rastladım. Burada insanı hayretlere düşüren öyle çiniler işlenir ki,tarifinden dil acizdir…” diyerek o yıllarda İznik’in tam bir çini üretim merkezi olduğunu-biraz abartarak da olsa- Seyahatnamesi’nde yazmaktadır.

Ama 2000’li yılların başına geldiğimizde İznik’te 100’e yakın üretim ve satım atölyesinin olduğunu, cadde ve sokakların çini çiçekleriyle dolduğunu gelip görebilirsiniz.

Bütün bu gelişmeler olurken İznik Çiniciliğinde kurumlaşmaya gidilmesi konusunda da önemli işler yapıldı.

Bunlardan ilki, harabe halindeki Süleymanpaşa Medresesi’nin 2001 yılında onarılarak Çinicilere tahsis edilmesidir.(*****)

Bu tarihi eserin özgünlüğü bozulmadan çini üretim ve sergileme merkezine dönüştürülmesine en çok sevinenlerdenim.

Doğrusu, İznik’e yakıştı…

2007 yılı içinde 1.Murat Hamamı ve Eski Hükümet Konağı’nın onarımları tamamlanarak çini merkezleri haline gelmesi de İznik için büyük kazançtır. Çöktü çökecek, yıkıldı yıkılacak derken hem bu tarihi yapılar kurtuldu hem de birer kültür yuvasına dönüştü.

Şimdilerde yalnızca bu üç merkezde 50’ye yakın çini işleği, arılar gibi çalışıyor…

İşte tam burada, İznik’te çiniciliğin gelişmesi için büyük mücadele veren ve bu tarihi yapıların ayağa kalkmasını sağlayan Kaymakam Hüseyin Avcı’yı minnet ve şükranla selamlarken; kendisine Allah’tan rahmetler diliyorum…

Çok sevdiği çini çiçekleri içinde yatsın…

İznik’te çiniciliğin kurumlaşmasına yönelik örnek sayılabilecek şirketler ve bireysel girişimler de oldu. Bunların başında 2002 yılında açılışı yapılan Mavi Çini İşletmesi, hem 20’ye yakın çalışanı hem üretip pazarladıklarıyla başta gelenlerdendir.

25x25cm.lik 3072 karodan oluşan dünyanın en büyük çini panosunu Kayseri Meydanı’na diken İznik Mavi Çini ve Seramik Atölyesi’nin, Balaban Resimlerini çinide buluşturması ve bunları Ressam İbrahim Balaban’la birlikte,01-14 Şubat 2008 yılında İstanbul Doruk Sanat Galerisi’nde sergilemesi yine bu işletmenin yaptığı önemli çalışmalardan biridir. Ayrıca, Mavi Çini İşletmesi’nin Bursa’da, 1421’de yapılan Yeşil Türbe’nin yıpranan bordür ve panolarının yerine yenilerini üretmesi ve bunları 2009 yılında montajını yapması bu işletmenin büyük başarılarından biridir.

1998 yılında açılan Adilcan-Nursan Sanat Atölyesi, bir aile işletmesi olarak ve tarihsel Anadolu seramiklerinden esinlenerek, geleneksel malzeme ve teknikler kullanarak ürettikleri eserler, İznik’te bu alanda yeni bir soluktur.

Aile işletmelerinden bir diğeri de Kemal Kumcu ve çocuklarının kurdukları Kumcu Çini Atölyesi’dir. Bu atölyede çalışan Pınar Kumcu, ürettiği özgün çini örnekleri ile ön plana çıkarken ailenin İznik’te çiniciliğin kurumlaşmasına katkıda bulunacak önemli çalışmalardan biri de Kumcu Çini Konağı’nı restore ederek hizmete sokmasıdır.

İznik’te ilk olarak kurulan ve geleneksel olarak ilk üretimleri yapan Eşref Eroğlu Çini Atölyesi’dir. Eşref Eroğlu’nun çok genç denecek yaşta aramızdan ayrılmasından sonra bugün, kızları Mesude ve Şule Eroğlu tarafından bu ata yadigarı sanatın başarı ile sürdürülmesi de İznik için nostaljik bir kazançtır.

Aile işletmeleri içinde Çandar Çini atölyesi’nin Bursa Büyük Şehir Belediyesi ile ortak olarak yürüttükleri “Çinili Çeşme Projesi” de dikkat çeken çalışmalardan biridir. Bursa’da 145 çeşmeyi İznik Çinileri ile donatacaklar.

İznik Vakfı’nda uzun yıllar çalıştıktan sonra kendi atölyelerini açan bir başka aile şirketi de “İznik İdeal Çini ve Seramik İşletmeleri Şirketi”dir. Ufuk Yılmaz, Mehtap Pala, Nagihan Can ve Vedat Pala’dan oluşan bu ekip, hem “İznikişi Alt Yapı” üreterek ve önemli bir ihtiyacı karşılayarak İznik çinicilerine hizmet vermekte hem de ürettikleriyle gelecek vaat etmektedir.Somali’ye yaptıkları iş,bunun en belirgin göstergesidir.

            İznik Çinilerinin kalitesine damgasını vuran ve “olmazsa olmaz”ı olan araçlardan biri “fırın”dır…

            İznik - Çakıca’da, günümüz teknolojisiyle ürettiği kaliteli fırınları, çinicilerin hizmetine sunan Hasan Yaman, bugün bu alandaki büyük ihtiyacı karşılamakla kalmamış, İznik ciniciliğinin gelişimine de önemli katkılarda bulunmuştur.

            Bireysel olarak da çok kaliteli ürünlerin çiniseverlere sunulduğu İznik’te, başka etkenlerden ve sanatçılardan da tek tek söz etmek isterdim ama o zaman daha da uzayacak olan bu yazı, dergi editöründen döner!..

Ama; İznik Çiniciliğinin yeniden canlanması yolunda mücadele eden öyle biri var ki, ondan söz etmeden bu bölümü bitirmek istemem; hem İznik dışında, hem de Kütahya’da, İznik Çini Atölyesi açarak “Klasik İznik Çinisi”ni evrensel değerlerle üreten Mehmet GÜRSOY’dan…

 UNESCO tarafından 2009 yılında dünyada yaşayan “İnsan Hazinelerinden Biri” kabul edilip ilan olunan Mehmet Gürsoy, “Çini bir göz musikisidir. Bu musikinin notaları laleler, güller, karanfiller, sümbüllerdir…” derken “Ateşten Doğan Çiçekleri”nin kokusunu Kütahya’dan dünyaya taşımaktadır…

 

             Günümüzde Çini ÜretimindeGiderek İlgi GörenTakılar ve Evaniler…              

İznik’teki 100’ü aşkın işletmeyi ayakta tutan yeni bir gelişme de Çini Takıları ve Evani çalışmalarıdır. Hemen bütün işletmeler çini takıları ve evaniler üretmekte ve pazarlamaktadır. Bu konuda Resim ve Sanat Tarihi Öğretmeni Hüseyin Acarol’un takı çalışmaları büyük ilgi görmektedir. Mevcut alt yapıya altın, gümüş, bronz, deri, sicim, zincir, ahşap malzeme ekleyerek, geleneksel ve özgün motif ve desenler çizerek müşterilerin beğenisine sunan Hüseyin hoca, mesleğinden kaynaklanan öğretme, örnek olma içgüdüsüyle de çini meraklılarına tüm bildiklerini sabır ve sevgiyle aktarmayı sürdürmektedir.         

(Genç girişimci Ahmet Kaya, İznik çinicilerinin en önemli ihtiyaçlarından biri olan Çini Boyaları’nı üretmektedir. Geçmişte de, çini üretiminde kullanılan boyalar, renkleriyle, “sır altı”nda ya da “sır üstü”nde çininin kalitesini hayati derecede etkilemiş, bugün de etkilemektedir.)

İç mimaride, ev ve mutfak eşyalarında yeni desen ve çizimlerle İznik çinileri kimi zaman bir aksesuar, kimi zaman günlük yaşamın bir parçası olarak ve giderek artan bir ilgiyle kabul görmektedir.Bu durum İznik çinisine ve bu sektörden geçinenlere yeni ufuklar ve yeni kazanç kapıları açmaktadır.

 

            Sonuç ve Öneriler…

 

            Şimdilerde çok sevinçliyiz…

            Yüzyıllar sonra, “Ateşten Doğan Çiçekler”, yine İznik’te açmaya devam ediyor; var olan bütün sıkıntılara, zorluklara, güçlüklere rağmen devam ediyor…

            İznik çarşıları, ışıl ışıl, uğul uğul çini işlekleriyle doluyor…

            Bu güzel sanat dalı, yeni ustalarla, yeni teknolojilerle yerel boyutlardan evrensel boyutlara taşınıyor…

            İnsanlığın içini ışıtıp ısıtıyor…

            Başta Çiniciler Derneği olmak üzere bu işe gönül verenlerden aldığım bilgilere göre, keşke, aşağıdaki önerilerimiz gerçekleşse; keşke, İznik Çinicileri, yaşadıkları sorun ve sıkıntıları aşıp geleceğe güvenle yürüyüp daha çok üretebilseler:

            1-Bu sektör; alt yapısıyla, üst yapısıyla ve bütün çalışanları ile bir bütün olarak kayıt altına alınabilse,

            2-Bütün sıkıntılara rağmen kaliteden ödün verilmese,

            3-Yerel Yönetim, bütün gücüyle çini üreticilerine sahip çıksa, Devlet, bütün olanaklarıyla bu ata yadigârı sanat dalını, sanatçılarını, emekçilerini desteklese,

            4-Çiniciler, güçlü bir örgüt çatısı altında birleşebilseler,

            5-Çinicilik, ülkemizin tanıtımında, turizmin gelişiminde öncü bir sektör olarak kabul edilip, elde edilen ürünler, üreticilerin emekleri de korunarak değerlendirilebilinse,

            6-1963 yılından bu yana sürdürülmekte olup dünyada tek olan “İznik Çini Fırınları Kazları”, bir an önce bitirilebilse, buluntular cam kubbe ile kapatılsa ve elde edilen bütün veriler dünya kamuoyuna tanıtılabilse,

            7-“İznik Çini Müzesi”, hem bu zamana kadar elde edilen buluntularla, hem dünya müzayedelerinden alınacak eserlerle hem de günümüzde yapılan özgün eserlerin satın alınmasıyla acilen hizmete sokulabilse,

            8-İlki,1989 yılında gerçekleştirilen “Dünya Çini Sergisi”, her 10 yılda bir tekrar edilip, bu sergi ile birlikte yapılacak etkinlikler İznik’te yapılabilse…

            9-Başta İznik ve Bursalılar olmak üzere sevgili vatandaşlarımız, keşke, evlerinin bir köşesine bu solmayan nadide çiçekleri koyabilseler…

            Bunları başardığımız takdirde; Türk Süsleme Sanatı’nın bu olağanüstü güzellikteki eserlerine yenileri eklenecek; Türk insanının yaratıcı gücüne yeni ufuklar açılacaktır…

 

         (*)-İznik Çinilerinde az da olsa iki meyveye de rastlanır: Üzüm ve nar. Ayrıca, balık, kayık, ağaç ve kuş figürleri de görülür.

         (**)-Ceyhun Atuf Kansu-Balım Kız Dalım Oğul-Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi-Ankara- 1971

       (***)-Evani:Çini kap-kacak (maşrabalar,ibrikler,cami kandilleri, şamdanlar, sürahiler,kaseler,leğenler,kavanozlar,kutular…vb)

      (****)-“Ameli Faik”:Faik Kırımlı’nın eserlerinde kullandığı takma adı-mahlasıdır.

     (*****)-Süleymanpaşa Medresesi’nin ayağa kaldırılmasında en büyük pay,Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ile Genel Müdürü Sezgin Bayraktar’ındır.

 Yeşil Bursa Dergisi / 10. Sayı

 


İlgili Haberler
left
right
 
2 Ekim 2015 Cuma 21:18
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık