Ana Sayfa » RÖPORTAJLAR » Ulu çınar Ahmet Topuz; bir ömür böyle geçti...

Ulu çınar Ahmet Topuz; bir ömür böyle geçti...

 
 
Ulu çınar Ahmet Topuz; bir ömür böyle geçti...

BİR ÖMÜR BÖYLE GEÇTİ…

Bursa’nın tanınmış öğretmenlerinden Ahmet Topuz’la yaptığımız ilginç bir röportaj sunuyoruz siz değerli okurlarımıza. Kendisi, Bursa’nın çeşitli liselerinde yıllarca beden eğitimi öğretmenliği yapmış değerli bir şahsiyet. Aynı zamanda futbolcu ve kayak öğretmeni. Birçok ünlü kişinin yetişmesinde emeği var. İlerlemiş yaşına rağmen röportaj isteğimizi geri çevirmedi. Güzel bir havada, Namazgâh Semti’nde oturdukları dört katlı apartmandaki dairesinde, eşiyle birlikte güler yüzle karşıladı bizi. Burası eşinin babasından kendilerine miras kalmış. İki katlı konak yıktırılıp yerine şimdiki apartman kondurulmuş. Mutlu çifte çiçeğimizi sunup, ellerinden öperek yanlarına oturduk.

 

ON DOKUZ MAYIS BİN DOKUZ YÜZ ON DOKUZ

İŞTE ULU ÇINAR AHMET TOPUZ

Röportaj: Cafer AK

Emekli Fransızca Öğretmeni

 

-Merhaba Sayın Hocam…

Hocaların hocası nasılsınız bakalım? Genç nesle güzel mesajlar vereceğinizi düşündüğümden, izninizle sizinle bir söyleşi yapmak istiyorum. Ne dersiniz?

 

-Hay hay! Tabii.. Tabii.. Buyrun.. Dilimin döndüğünce anlatmaya çalışırım..

 

-Madem öyle diyorsunuz, hemen başlayalım isterseniz.

 

Bilirsiniz, halk arasında ünlü bir söz vardır. ‘Yaydan çıkan ok, ağızdan çıkan söz ve geçen ömür geri gelmez’ denir. Geçen ömür geri gelmez de; geçirilen ömrün nasıl yaşandığı önemli. 95 yaşın içine kimbilir neler sığdırdınız? Ne güzel şeyler yaşadınız…

 

Asırlık bir çınar gibi sizi böyle sağlıklı görmekten gerçekten çok mutlu oldum. Bildiğiniz gibi; 24 Kasım 1928’de, Atatürk; ‘Millet Mektepleri Başöğretmeni’ olmuştur. Bu nedenle; Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olan 1981’den beri 24 Kasım ‘Öğretmenler Günü’ olarak kutlanmaktadır. Atatürk; ‘Öğretmenler dünyanın her tarafında toplumun asli unsurlarıdır’ der. Öğretmenler çağdaş anlamda toplumları aydınlatan, insanlara yol gösteren, ışık tutan kimselerdir. Bursa’da çıkan bir dergide, neredeyse bir asra ulaşan yaşam öykünüzü ve bilgilerinizi okurlarla paylaşmak için sizinle bu röportajı yapmak istedim. Bu düşüncemi ortak dostlarımız Mustafa Yıldırım ve Ruşen Tütüncü’ye açtığımda; ‘çok isabetli bir iş’ olacağını söylediler. Adı geçen arkadaşlarımız sizi çok yakından ve gayet iyi tanıdıkları için, bunlardan hakkınızda çok kişinin ilgisini çekebileceğini umduğum bilgiler edindim. İlgilerinden ve verdikleri bilgilerden dolayı, kendilerine teşekkür ediyorum. Size de; söyleşi isteğimi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. Şimdi asıl soruma geçiyorum.

 

-Ahmet Topuz kimdir? Okurlarımız için kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

 

-Nüfus kaydımda ay gün yazmıyor ama ben kendimi1919 yılının 19 Mayıs günü doğmuş kabul ediyorum! Elazığ’ın büyükçe bir merkez köyü olan Kesirlik’te doğmuşum. Güzel bir yerdi doğduğum yer. Köyümüzde epeyce de Ermeni vardı o zamanlar. Köyde tam karşımızda Ermenilerin ibadet için kullandığı bir kilise bulunuyordu. Ayrıca fırın, hamam, birkaç tane bakkal gibi alışveriş yeri ve bir de cami vardı.

Biz iki kardeştik. Ben evin küçük oğluydum. Annemi ve babamı çok küçükken yitirdim. Bu nedenle, beni Elazığ’da ‘İnas Subyan Mektebi’ne vermişlerdi. Burası şimdiki ‘anaokullarına’ benzer bir okuldu. Sonra da yine Elazığ’da ‘Şehr-i Yatı’ okulunda okudum. Burası parasız yatılı bir okuldu. Bu okul bitince Van’a gittim. Köyde iken Ermenilerden biraz ahşap işi öğrenmiştim, burada bu zanaatımı biraz daha geliştirdim. Marangozluğu öğrendim. Van iskelesinin yapımında ve ahşap evlerin tavanlarını çakmada ve onarılmasında çalıştım. Bu işlerden az da olsa para kazandım. Van’dan Tatvan’a gidip gelen büyük kayıklar vardı. Bir süre de onlarda çalıştım.

 

BURSA’DAYIM …

 

Bir süre sonra Van’dan Bursa’ya geldim. Çelebi Mehmet Ortaokulu’nda kısa bir süre okudum. Şimdiki Kız Lisesi’nin karşısında bir erkek öğrenci pansiyonu vardı orada kaldım o günlerde. Bursa o zamanlar küçük bir kasaba görünümündeydi. Doğuda Yıldırım, batıda Altıparmak semtleri şehrin sınırlarıydı. Amcam o yıllarda Bandırma’da tren şefi olarak çalışıyordu. Beni yanına aldı. Bandırma’da üç yıl ortaokulda okudum. Okul müdürümüz beni çok severdi. O nedenle kendisini hiç unutmam. Adı; Hasan Özbey’di. İstanbul’daki Hayvan Sağlığı Okulu’nun sınavlarına girerek kazandım ve bu okula kayıt yaptırdım. Bandırma’daki okul müdürümüz beni ikna ederek, Balıkesir’deki ‘Öğretmen Okulu’na yazdırdı. Üç yıl burada okudum. Bu okulun öğretmenleri de beni çok seviyorlardı. Zira iyi futbol oynuyordum. Daha önce öğrenmiş olduğum marangozluk mesleği nedeniyle de ‘iş teknik’ öğretmenim benimle çok ilgileniyordu. Üç yıl sonra okul bitti. İlkokul öğretmeni oldum. Sonra Ankara’daki ‘Gazi Eğitim Enstitüsü’nün sınavını kazanarak üç yıl sonra ‘beden eğitimi’ öğretmenliğine geçtim. Bu okulun ilk öğrencilerindenim. Ankara’da okurken Atatürk’ü bir kez at üstünde görmüştüm. Atatürk’ün ölümünde Ankara’da öğrenci idim.

           

İLK GÖREV YERİM: AYDIN

 

Beden eğitimi öğretmeni olduktan sonra, ilk tayinim Aydın merkezine çıktı. Elimde ‘Cumhuriyet Gazetesi’ ile bir gün çarşıdan geçerken, esnafın biri bu gazeteyi okuduğum ve içki içtiğim için bana sözlü hakarette bulundu. Ben de, gençliğimin bana verdiği heyecanla ve güçle suratına güzel bir yumruk attım. Bu olay üzerine müfettiş tahkikatı geçirdim. Ödemiş’e sürgün edildim fakat oradan askere gittim.

           

YIL 1961: AMERİKA SERÜVENİ

 

Askerden sonra bir şileple Amerika yolculuğuna çıktım. Giderken Beyrut gibibirçok limana uğradık.Tabii ki önce elçiliğe başvuruda bulunmuştum. Doğduğum köyümden Amerika’ya giden tanıdık bir Ermeni ahbabım bana istek belgesi göndermişti. Bunun üzerine elçilik bana hemen ‘akseptans’ vermişti. Köyümüzde Ermeni komşularımızla aramız çok iyiydi. Demek ki insanlar arasında ırkın, soyun sopun, etnisitenin, cinsin pek anlamı yokmuş o zamanlar. Amerika’da marketlerde çalıştım. Çalıştığım yer, Harvard’da bir Yahudi’ye aitti. Orada altı yıl kadar çalıştım. İngilizcem yoktu o arada İngilizce öğrendim. Rahatım da çok iyiydi. Şimdi az çok İngilizce konuşabiliyorum. Sonra 1966 yılında Türkiye’ye döndüm. Dönmemin pek bir nedeni yoktu. Ne diyeyim memleket hasreti işte. Biz memleketimizin çamurunu bile özlüyoruz dışarı gidince.

 

-Köyünüzdeki Ermeniler 1915’teki Osmanlı’nın yaptığı ‘Ermeni Tehciri olayıyla ilgili bir şey söylemezler miydi? Onlar o yıllara kadar orada nasıl kalmışlar?

 

-Hayır o konudan hiç söz etmezlerdi. Nasıl ve neden kaldıklarını da bilmiyorum.

 

YURDA DÖNÜŞ VE EVLENME

 

-Amerika’dan döndünüz, Bursa Ticaret Lisesi’nde öğretmenlik görevine başladınız. Eşiniz Süheyla Hanım, Çelebi Mehmet Ortaokulu’nda ve Özel Örnek Ortaokulu’nda ücretli olarak coğrafya öğretmenliği yapıyor. Onunla nasıl tanışıp evlendiniz?

 

-Koşuşturmaktan evlenmeye vakit bulamamıştım. Yaşım elliye doğru dayanınca aklım başıma geldi. Ömür geçip gidiyordu.. Eşim de o yıllarda kırka merdiven dayamıştı. Evlilik için, ikimizde daha fazla bekleyecek yaşta değildik hani!

Eşim 1927 doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü mezunu. Babasının maddi durumu iyi olduğu için Bursa dışında bir yere tayin olup gitmesini istemediğinden, öğretmenliğe geçmemiş. Sizin adlarını verdiğiniz okullarda o yıllarda ücret karşılığı derslere giriyor. Aile, Selânik göçmeniydi.

Amcam o yıllarda İstanbul – Selânik arasında çalışın trende görev yapıyordu. Süheyla’nın büyük annesinin kız kardeşi ile evli. Belki de eşiyle tanışmaları bu Selânik’e gidip gelmeler sırasında olmuş olabilir! Biraz böyle akrabalık da olunca az çok birbirimizi tanıyorduk! Babası Abdurrahman Soner T. C.nin ilk başöğretmenlerinden. I. Meclis’te Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ile birlikte kâtiplik yapmış aydın bir insan. Kayın validem de öğretmen. Ailenin iki kızı var. İkisi de bekâr, kibar ve güzel kızlar.. Ailesi bana çok yakınlık gösteriyor ve de ilgileniyorlardı. Sonuçta ben Süheyla’yı daha iyi gördüm ve seçimimi ondan yana yaptım. Kısa sürede de evlendik. Hatta 1967 yılındaki nikahımız bizim evde yapıldı.

Bu arada şunu da söylemeliyim. Eşimin ailesi Selânik’te yaşarken de varlıklı bir yaşam sürüyormuş! Süheylâ’nın annesinin babası, yani eşimin dedesi Sabri Cemil Yakut Bey, Manastır Askeri İdadisi’de (askeri lise) Atatürk’ün edebiyat öğretmeniymiş. Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Sayın Şükran Soner, eşimin amcasının kızı.

 

-Bu kısım anlaşıldı hocam. Atatürk’ün yakın arkadaşı, sırdaşı Salih Bozok’u bilirsiniz. O da 1881’de Selânik’te doğmuş. Atatürk’ün mahalle arkadaşı, ilkokul arkadaşı, Manastır İdadisi’nde birlikte okumuşlar. Keza Harbiye’de de okul arkadaşı olmuşlar, aynı sınıfta okumuşlar. Yarbay rütbesinde iken; ordudan istifa ediyor. Yine hep Atatürk’le birlikte oluyor. O’nun sağ kolu, yaveri, can yoldaşı… Bu tarihi şahsiyet bir gün, eşinizin ailesinin Selânik’ten Türkiye’ye göç ettiğini duyuyor ve onları Bursa’da ziyarete geliyor. Niçin geldiğini biliyor musunuz?

 

-Evet!. Kayınpederimin Bursa’da olduğunu öğrenmiş ve durumu Atatürk’e bildirmiş. Atatürk de; öğretmeninin çocukları olduğu için, bir ihtiyaçlarının olup olmadığını öğrenmek ve varsa ihtiyaçlarını gidermekle, yakın arkadaşı Salih Bozok’u görevlendiriyor. Selanik’teki varlıklarına eşdeğer olarak kendilerine mal mülk tahsis edilmesini istiyor. O zaman usul, yasa böyleymiş! Şimdi bu Setbaşı’ndan Işıklar Askeri Lisesi’ne doğru giden cadde üzerinde 500 metrekarelik bahçe içinde iki katlı bir köşk varmış. Burayı onlara tahsis ediyorlar. Ayrıca da; Kapalı Çarşı’da bir dükkân, Mudanya’da şimdiki Mütareke Mahallesi’nin 12 Eylül Caddesi üzerindeki Rumlar’dan kalma 3 katlı çok güzel bir köşkü de kendilerine veriyorlar. Ayrıca Bandırma’da bir de depo veriyorlar. Yani Selânik’teki malın mülkün karşılığı kendilerine bu şekilde verilmiş oluyor. ‘Mübadele’ ile gelenlere hep böyle yapılmış.

 

-Mudanya’daki tarihi özellikleri, otantik güzelliği ile görenleri büyüleyen o evinizi biliyorum! Bulunduğu alandaki en güzel evlerden biri. Ancak uzun zamandan beri boş ve harap halde, kullanılmıyor. Bu güzel bina Mudanya Belediyesi tarafından onarılsa da; ‘Ahmet ve Süheyla Topuz Kültür Evi’ adı altında yeniden düzenlense, bu sizi mutlu eder mi?

 

-Elbette mutlu eder. Hem de çok mutlu olurum. Ama bunun nasıl olacağını bilemem! Zaten bina da eşimin adına tapulu.

 

-Hocam, sizi bazı yönlerden ünlü Türk Mimarı ve Gazeteci Aydın Boysan’ çok benzetiyorum!. İkiniz de esprili, güzel sofraların aranan adamısınız! Güzel fıkralar anlatıp, güzel sohbetler ediyorsunuz. İçkiyle de aranız iyi sayılır! Adabıyla içmesini bilenlerdensiniz. Bunlardan büyük zevk alıyorsunuz. Fizik olarak da birbirinize çok benziyorsunuz. Bununla ilgili olarak ne söylemek istersiniz.

 

-Ben etsiz sofraya oturmam. Yağda yumurtayı severim. Yanında yoğurt da olmalı. Kızartma patlıcana ve bibere bayılırım. Bir de peynir, kaşar ve kavun da olmalı soframda. Hayatta bir de neş’eni kaybetmeyeceksin. Spor yapacaksın bir de…

 

-Yüzyıla beş kala maşallah çok sağlıklı ve dinç görünüyorsunuz. Hayatta hiç keşkeleriniz oldu mu?

 

-Hemen hemen hiç olmadı diyebilirim! Kendi kendime, hep doğru düşündüğüme ve doğru yaptığıma inanmışımdır. Şöyle bir düşünüyorum da hiç ‘keşkem’ olmadı.

 

-Bu yaşa kadar bu denli sağlıklı olmayı nasıl başardınız?

 

-Bir defa, iyi beslendim. Sigara içmedim. Gezmeyi eğlenmeyi severim. Demin de söylediğim gibi spor yaparım. Haftada dört gün hep koştum. Zaten spor benim mesleğim. Futbol oynadım. Bir ara Bursa’nın amatör küme takımlarından Yenişehirspor’u çalıştırdım. Kayak yaptım. Düzenli olarak gazete okurum. Çok kitap karıştırmışımdır. Şimdi bile halâ baş ucumda kitaplarım var. Zaman zaman açıp bakarım. Ufak tefek şeyleri kafama takmam.

 

-Eski öğrencileriniz sizi ziyarete geliyorlar mı? Yetiştirdiğiniz öğrencilerinizden Bursa kamuoyunun tanıdığı kimler var?

 

-Bizim 1993’ten beri sık sık bir araya gelip birlikte yemek yediğimiz bir arkadaş grubumuz vardı. 19 Mayıslarda benim doğum günümü kutlardık. Bu yemekli toplantılara, Bursalıların tanıdığı ün yapmış öğrencilerim de katılırlardı. Şu anda aklıma geliverenleri şöyle sıralayabilirim. Bursa eski Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan Bilenser, milli futbolcu ve Bursaspor’un eski başkanlarından Orhan Özselek, CHP milletvekili Abdullah Özer, sanayici ve marketler zinciri sahibi Hüseyin Özdilek, son seçimlerde CHP’den Mudanya Belediye Başkanlığı aday adayı Denizhan Sezgin.

 

-Genç öğretmenlere bu kadar birikiminizle ne söylemek istersiniz?

 

-Bi kere öğretmen öğrencisine asla hakaret etmemeli. Söyleyeceği bir söz varsa sözcükleri dikkatle seçerek konuşmalıdır. Onur kırıcı olmamalıdır. Öğrenciler öğretmene inanır ve güvenirse onu baba gibi severler. Saygıda kusur etmezler. Sert konuşsan bile, eğer onun iyiliği içinse kızmazlar.

 

-Sayın Hocam bizi evinizde konuk ettiniz. Zevkli bir söyleşide bulunduk. Sorularımıza içten yanıtlar verdiniz. Size ve Sayın eşiniz Süheylâ Hanım’a teşekkür eder saygılar sunarız. Daha nice uzun ömürler dileriz. Son olarak ekleyeceğiniz bir şey var mı?

 

-Biz de size teşekkür ederiz.

 

-Bir de şu hususu vurgulamak isterim. Ben ilkokuldan yüksek okula kadar devlet parasıyla okudum. Bu destek olmasaydı bugün ne olurdum bilemiyorum! Bi kere devletime ve milletime minnettarlık duyuyorum. Bazıları gibi devletin ekmeğini yiyip de nankörlük yapmadım. Hıyanet içinde olmadım. Aksini yapanları kınıyorum.

Ben siyaset dışında kalmaya gayret ettim hep. Öğretmen sendikalarına ve derneklerine üye olsam da aktif görev almadım. Sakin bir hayat yaşamak istedim anlayacağın. Kimseye karşı kırıcı olmadım. Bu nedenle arkadaşlarım benim hakkımda hep güzel şeyler söylerler ve beni takdir ederler.

Eğitim – öğretimde sanki bir geriye gidiş yaşanıyor bu günlerde. Araplara ve Arapçaya özeniliyor. Türkçeyi tam konuşamayan minicik çocuklara Arapça öğretilmeye çalışılıyor. Bu gidişe dur denmeli. Yoksa Türk insanı çağdaşlıktan uzaklaşır, kaygısını taşıyorum.

           

 

 

 


İlgili Haberler
left
right
 
11 Mart 2015 Çarşamba 20:14
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık