Ana Sayfa » KÖYLERİMİZ » Uludağ'da bizi karşılayan Gelemiç'in güzelleri

Uludağ'da bizi karşılayan Gelemiç'in güzelleri

Bir süredir dağlardan uzak kalmıştık. Doğayı çok özledik. Sonbaharın güzellikleri gözümüzde tütmeye başlamıştı. Uludağ'da yeni yerler keşfetmek üzere yollara çıktık...

 
 
Uludağ'da bizi karşılayan Gelemiç'in güzelleri

Aydın ATABERK

Bir süredir dağlardan uzak kalmıştık. Doğayı çok özledik. Sonbaharın güzellikleri gözümüzde tütmeye başlamıştı. Eylül ayının ortalarında, Uludağ'da yeni yerler keşfetmek üzere yollara çıktık...

 

 

 

Hava oldukça serindi. Hava raporları, yağışlı havanın, sabahleyin Trakya'dan gireceğini, öğleden sonra Marmara bölgesinin doğusunda yağışlar görülebileceğini söylemişti. Daha şimdiden, yamaçlar sis altındaydı. Onca yakıcı geçen yazdan sonra, serin hava bize iyi gelmişti.

Daha çok ilerlemeden sonbaharın güzellikleri bizi karşılamaya başladı. Dalları yere sarkan bir elma ağacı sanki, eğilerek bizi selamlıyordu. Hemen durduk; yanına yaklaştık.

Amasya elmasının kırmızısı ile yaprakların yeşili o kadar güzel kaynaşmıştı ki! Elmaların hepsi, bize gülüyor gibi geldi.

Tam yanında ise elma dolu bir başka ağaç daha vardı. Bu sefer renkleri yeşildi, sarıydı.

Artık elma hasadı zamanının geldiği belliydi. Ağaçlar, bir tarlanın içinde oldukları için, elmaların hiçbirine dokunmadan ayrıldık.

Ana yoldan ayrılıp, toprak bir yola saptık. Taşların üzerinden atlayarak ilerlemeye başladık. Yol kenarında bir mürdüm eriği ağacı ile karşılaştık.

Gördüklerimiz hakiki mürdüm eriğiydi. Tam olgunlaşmışlardı. Yolun kenarındaydılar. Sahipli bir arazi değildi. Birazını yedik, birazı ile sepetlerimizi doldurduk.

İki adım ötede, bir başka yabani bitki vardı. Kuşburnuna benziyordu ama değildi. Ne olduğunu bilemedik. İleride bir bilene sorabilmek için görüntüledik.

Yolun solunda da, bir başka bitki vardı. Turkuaz rengi ve puslu görüntüsü pek hoştu.

Yola çıktıktan 60 km sonra Keles ilçesine geldik. Bugün Keles'in pazarıydı. Köy ürünlerini alabilmek için en uygun gündü. Esnaf lokantasında karnımızı doydurduk. Kemik suyu kaynatılarak yapılmış çorbayı yudumlarken, anılarımız canlandı. Gözlerimizi kapatarak bu anın tadını çıkardık. Kuru fasulye de müthiş lezzetliydi. Bizi görünce hemen yanımıza gelip selam veren Veysel ustaya bu işin sırrını sorduk. Erzincan fasulyesiymiş. Salçası da köy salçasıymış. Tereyağ kullanmış. Yeniden görüşebilmek dileğiyle ayrıldık.

Pazarda acı biberlerin albenisi çok fazlaydı. Taptazelerdi. İnsan, alıp ısırıvermek istiyordu. Kendimizi zor tuttuk.

Beyaz fasulyelerin bugüne kadar duymadığımız bir cinsi daha varmış: yoğurtçu fasulyesi. Yoğurtçu'nun bir köy ismi olup, olmadığını sorduk. "Yok beyim" dediler "Köy ismi değil; fasulyenin cinsi; ak fasulyeden lezzet olarak çok farklıdır". Ayıklayıp, kışlık olarak saklamak üzere, kilolarca aldık.

Keles'ten ayrılıp; Gelemiç köyüne doğru yola çıktık. 15 km kadar sonra, Gelemiç, bütün şirinliği ile karşımıza çıktı.

Köyün girişinde, güler yüzlü bir tabela, bizleri "Hoş geldiniz" diyerek karşıladı.

Daha biraz ilerlemiştik ki, bir grup köylü kadının, bir fırın etrafında toplanıp, sohbet ettiğini gördük. Hemen durduk. Selam verdik.

Onları sohbet ediyor sanarak aldanmışız. Fırındakilerin pişmesini bekliyorlarmış. Biz de fırından içeri bir göz attık. Arka bölümde pideler vardı. Ön bölümdeki patateslerin kokusu ise bize kadar geliyordu.

Pideler zaten pişmişti. Biraz daha kalırlarsa yanabilirlerdi. Kor haline gelmiş olan kömürler, fırının ağzında bir yükselti oluşturmuşlardı.

İlk pideyi fırından aldılar. Pek de güzel kabarmıştı. Daha dumanı üstündeydi. El yakıyordu. Patateslerin ne zaman çıkacağını sorduk. Biraz daha beklememiz gerekiyormuş.

Ne kadar cömerttir bizim insanlarımız! Ne kadar tok gönüllülerdir! Bize teşekkür etmek istiyorlardı. İlk pideyi almazsak, alınacaklardı. Verirken, gözlerindeki mutluluğu görmeliydiniz.

Fırından çıkan diğer pideler, hemen kenardaki bir rafa istiflenmeye başladı.

Pidelerden sonra, sıra köy ekmeklerine geldi. Çok düzenli çalışıyorlardı. İnanılmaz bir işbirliği vardı. Biri hamuru çıkarıyor; biri üzerini çiziyor; biri de kürekle fırına atıyordu.

Gelemiç köyünde çok ilginç evler de vardı. Bir tanesinin balkonu tamamen yapraklarla kaplanmıştı. Güneşe karşı doğal bir perde oluşmuştu.

Gelemiç köyüne, antep fıstığı ağaçlarını görüntülemek için gelmiştik. Daha önce, bu köyde, antep fıstığı yetiştirildiğini duymuştuk. Oysa, burası bir dağ köyüydü. Bin metreyi aşkın bir yüksekliği vardı. İnanmak zordu. Antep fıstıklarını gözlerimizle gördük.

Yağhanenin tam karşısında, samanlıklar vardı. Başka köylerde, daha önce samanlıklar görmüştük ama, bu samanlıklar başkaydı. İki katlıydı. Kerpiçten yapılmışlardı. Ahşap kalaslarla iskeleti oluşturulmuştu. Diğer samanlıklarda olduğu gibi, bu samanlıklarda da, doğal yer çekiminden yararlanılıyordu. Samanlıklar, eğimli yamaçlara yapılmışlardı. Arka taraftan yükleme yapılıyor; gerektiği zaman samanlar, alt kattaki kapıdan alınıyordu.

Henüz çitlembiklerin toplama zamanı gelmediği için yağhane çalışmıyordu. Mesut dayı bize nasıl çalıştığını "göstererek" anlattı.

Önce çitlembikler, bir el değirmeninden geçirilerek eziliyordu; kırılıyordu.

Ezilen çitlembikler, ikinci aşamada, altında ateş yakılan üstü açık bir fırında, karıştırılarak kavruluyordu.

Son aşamada ise, kavrulmuş çitlembikler, çuvallara konularak, el presinde sıkılıyordu. Alttan akan çitlembik yağları ise şişeleniyordu. Çitlembik yağı kozmetik endüstrisinin aradığı bir üründü. Kozmetik ürünlerde kullanılıyordu. Bronzlaşmaya çok yardımcı oluyordu. Gelemiç'te ise, ayrıca, sabah kahvaltısında ekmek banarak yeniyordu. Yemeklerde kullanılmazdı.

Yağhanenin önündeki meydanda ise bir taş dibek kullanılacağı günü bekliyordu. Bu dibeklerde, daha çok buğday dövülürdü.

Gelemiç köyünün güzellerini - elmalarını, mürdüm eriklerini, acı biberlerini, yoğurtçu fasulyelerini, pidelerini, fırınlanmış patateslerini, köy ekmeklerini, antep fıstıklarını, çitlembiklerini, salçalarını ve daha birçoklarını - arkamızda bırakarak ayrıldık.


İlgili Haberler
left
right
 
 
3 Ocak 2016 Pazar 11:20
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık