Ana Sayfa » MAKALELER » Uludağ'da Makedonyalı rahip kardeşler: Kiril ve Metodius

Uludağ'da Makedonyalı rahip kardeşler: Kiril ve Metodius

4. yüzyılda Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artınca bazı gruplar, bugünkü Uludağ’ın değişik bölgelerindeki mağaralara ya da yaptıkları küçük taş kulübelere yerleşerek münzevî bir hayat sürdürmeyi tercih etmişlerdi.

 
 
Uludağ'da Makedonyalı rahip kardeşler: Kiril ve Metodius

Prof. Dr. Mefail HIZLI

Giriş

Yüzyıllar boyunca, dine gönül vermiş Hıristiyan keşiş/rahipler ile Müslüman dervişlerin sığındıkları Uludağ, hayatın hırsa dayalı, dedikodu üreten ve toplumun bireylerini birbirine düşüren sorunlu ortamından sıyrılıp, Allah ile baş başa kalmak için tercih edilen son derece gözde bir mekân olmuştur.

Bursa’ya asırlar önce gelen bazı Hıristiyan din adamları, sakinliği ve sessizliğinin yanı sıra doğal güzellikleriyle de oldukça muhteşem görünümüyle “manevî kemâl”e erebilecekleri yegâne yer olarak gördükleri Uludağ’ın tarihte bilinen ilk ismi “Hep Parlayan” anlamındaki “Olympos” idi.

Uludağ, bazı kaynaklara göre, milattan önce 2000 yıllarından beri Olympos adını taşıyordu.  Aslında Anadolu’da Olympos olarak adlandırılan 20’dan fazla dağın varlığı bilinmektedir. Ancak Uludağ, Anadolu’daki Olympos’lar arasında en görkemlisidir. Bunu aşan tek dağ ise Yunanistan’da 2911 metre yüksekliğindeki Teselya Olimposu’dur. Mitolojideki bu ünlü Olympos dağı en kutsalı olarak kabul edilir ve “Olympes des dieux” (Tanrıların Olimpi) olarak adlandırılır.

Dağın asıl hikâyesi Roma’nın ve dolayısıyla Bizans’ın pagan/puta tapma inanışından tek tanrılı inanışa geçmesiyle başlıyor.   Roma İmparatoru Constantinus, milattan sonra 313’te Hıristiyanlığı, İmparatorluğun resmî dini olarak ilân etmiştir. Bu karar sonrasında birçok yerde manastırlar ve kiliseler kurulmaya başlanmış ve daha sonraları halkın bir bölümü her türlü serbestlik tanınan bu manastırlara sığınmıştır.

Hıristiyan Rahiplerin Uludağ’a İlgisi

4. yüzyılda Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artınca bazı gruplar, bugünkü Uludağ’ın değişik bölgelerindeki mağaralara ya da yaptıkları küçük taş kulübelere yerleşerek münzevî bir hayat sürdürmeyi tercih etmişlerdi.

Uludağ ve çevresinde ilk manastırların 5. yüzyılın sonlarında kurulmaya başlandığı bilinmektedir. Daha sonraki asırlarda kiliselere Hz. İsa’ya ve Hz. Meryem’e ve azizlere dair resimler yapılması ve heykellerin dikilmesi giderek artmıştı. Hıristiyanlık inancını benimseyen halk, bu resim ve heykelleri dinî hayatın vazgeçilmez unsurları olarak kabul etmişti. Ancak 8. yüzyılın başlarında Bizans İmparatorluğu halkın bu inanışlarını putperestlik olarak yorumlayarak 726 yılında İsa, Meryem ve bütün azizlere ait resim, heykellerin parçalanarak yok edilmesi teşebbüslerini başlatmıştır. Tam 116 sene devam eden bu mücadele sırasında birçok keşiş ve rahip kaçarak Uludağ’ın (Mysia Olympos) bir hayli sakin olan ormanlarına sığınmıştı.

Uludağ’daki manastır hayatının en yoğun dönemi 8. ve 10. yüzyıllar arasında gerçekleşmiştir. “Keşiş Dağı” adının Osmanlı dönemi de dâhil olmak üzere yüzyıllarca kullanılmasında bu asırlarda dağa gösterilen ilginin büyük payı olmuştur. Gerçekten de Bursa ve dolayısıyla Uludağ fethedildiğinde dağda faaliyet halinde 147 manastırın olduğu söylenmektedir.

Bu manastırlardan günümüze hiçbiri ulaşmamıştır. Hıristiyanlığın bu mabedleri hakkında, aynı zamanda bir rahip olan Pierre Bernardin Menthon’un 1935 yılında kaleme aldığı “Bithynia Olympi” adlı kitabında oldukça önemli bilgiler bulunmaktadır.

 

Uludağ Manastırları

“Uludağ”ın isim babası olan Osman Şevki Uludağ (öl. 1964), yazdığı “Uludağ: Tapınakları - Keşişleri - Dervişleri” (İstanbul, 1936) adlı eserin yaklaşık dörtte üçlük bölümünü keşişlere ayırmış ve tespit edilen manastır isimlerini bir liste halinde zikretmiştir.

Uludağ’ın 1500 metre yüksekliğinde bulunan Fotinodios manastırı en yüksekte yapılanıdır. Diğerleri ise dağın 1000 metre ya da daha da alt kısmında yer almaktaydı. Bu manastırların sadece adlarını belirtmekle yetinmek istiyoruz.

Nilüfer - Gökdere Arası

1) Perler Manastırı (Monastere des Peres)

2) Agorlar Manastırı (Monastere Les Agaures)

3) Aziz Agapios Manastırı, (Monastere Saint Agapios)

4) Lökadlar Manastırı (Monastere Leucades)

5) Abramitler Manastırı (Monastere Abramites)

6) Bale Manastırı (Monastere Balee)

7) Aziz Zekeriya Manastırı (Monastere Saint Zacharie)

8) Trikalis Zaviyesi (Ermitage Trichalice)

9) Aziz Nikola Zaviyesi (Ermitage Saint Nicolas)

10) Aziz Konstantin Zaviyesi (Ermitage Saint Constantin)

11) Kadınlar Manastırı (Monastere de Femmes)

 

Gökdere - Kaplıkaya (Sobran) Arası

1) Sakküdyon Manastırı (Monastere Saccudion)

2) Katarlar Manastırı (Monastere des Cathares)

3) Libyana Manastırı (Monastere des Libiana)

4) Mezolimp Zaviyesi (Ermitage des Mesolympe)

5) Del Zaviyesi (Ermitage des Dele)

 

Kaplıkaya - Deliçay Arası

1) Kril Manastırı (Monastere des Crile)

2) Hadımlar Manastırı (Monastere des Ennugues)

3) Sinsel Manastırı (Monastere des Syncelle)

4) Semboller Manastırı (Monastere des Symboles)

5) Gradina Manastırı (Monastere des Gradines)

6) Similaykyon Manastırı (Monastere des Symlakion)

7) Pissadini Manastırı (Monastere des Pissadyn)

8) Fotinodyos Manastırı (Monastere des Photinodios)

9) Delmat Manastırı (Monastere des Dhelmat)

10) Monokastonon Manastırı (Monastere des Monacastonon)

11) Aziz Antuan Lö Jön Zaviyesi (Ermitage des St. Antoine le jeune)

12) Aziz Jorj Zaviyesi (Monastere des Saint George)

 

Makedonyalı Rahip Kardeşler: Kiril ve Metodius

 

Milâttan sonra 9. yüzyılda Uludağ’a, Slavlar arasında Hıristiyanlığın yayılmasını sağlayan iki rahip kardeş geldi. Selanik doğumlu bu iki kardeş, Uludağ’da yıllarca dinî eğitim gördükten sonra Slav halklarının kültürel gelişmelerini etkileyecek biçimde misyonerlik görevlerini icra ettikleri için “Slavların Önderleri” unvanına layık görülmüşlerdir. 

Ama onları daha çok ünlü kılan husus geliştirdikleri alfabedir. Kardeşlerden birinin adıyla anılan bu alfabe Eski Slav dilinin yazılabilmesi için geliştirilen ilk alfabedir.

Şimdi onları biraz daha yakından tanımaya çalışalım.

Kiril ve Metodius kardeşler hakkında müstakil yazılan çok az eserden biri olan Bonü St. Angelov’un “Slav Alfabesini Yaratan Kiril ile Metodiy Kardeşler” adlı kitabı Türker Acaroğlu tarafından 1970 yılında dilimize kazandırılmıştır. Burada yer alan bilgileri özetleyerek bu iki rahip kardeşe ilişkin bilgi vermek istiyoruz.

Selanikli oldukları kesin olan bu iki kardeşin bazı kaynaklar 826 ve 827 yıllarında doğduklarını kaydetseler de B. St. Angelov, asıl adı Konstantin olan Kiril’in 827, Metodius’un ise bu tarihten 10-15 yıl önce dünyaya geldiğini belirtir. Ünlü bir Bizanslı yüksek memur ailesinde yetişen bu iki kardeşin babaları “Leon”, anneleri ise Maria adını taşıyordu.

Babası Bizans İmparatorluğu’nda Selanik askerî bölgesi strateji uzman yardımcılığı görevini yürütüyordu. Her iki kardeş de zengin babalarının sahip olduğu sosyo-ekonomik düzeye uygun şanslı bir ortamda yetişti. Konstantin Kiril’in, ağabeyi gibi, daha küçük yaşlarda öğrenmeye ve bilgi edinmeye büyük bir merakının olduğu gözden kaçmıyordu. Çocukluk dönemine dair daha detaylı bir bilgiye sahip değiliz.

 

Metodius’un Uludağ’a Gelişi

Bizans İmparatorluğu döneminde en önemli iki okuldan biri dinî eğitim veren Uludağ’daki Polihron Manastırı, diğeri ise İstanbul Sultanahmed Camii’nin Marmara'ya bakan tarafında harabesi bulunan Magnaura Okulu idi.

14 yaşında bulunduğu sıralarda babası Leon ölünce Kiril, işte bu Magnaura Okulu denilen ünlü saray okulunda öğrenim görmek amacıyla Konstantinopolis’e (İstanbul) gönderildi. Selanik’te kalan Ağabey Metodius ise bir süre sonra Slav şehirlerinden birine vali olarak tayin edildi. Slavlar arasındaki tanınırlığını ve itibarını artıran bu on yılı aşkın görev sırasında o, Slavların dil, gelenek, örf ve âdetlerini daha yakından öğrenme fırsatı buldu.

Balkanlar’ın bu Slav bölgesinde uzun süre kalması, Moravyalılar, Çekler, Panonyalılar ve öteki Batı Slavları arasında daha sonraki misyonerlik çalışmasına olumlu bir katkı yapmıştır. Metodius idari görevden ayrıldıktan sonra Anadolu’da Olimp Dağı’nda (Uludağ) bulunan Polihron Manastırı’na gitti. Önce burada papaz oldu, daha sonra da başpapazlığa getirildi. Çok geçmeden kardeşi Konstantin Kiril de buraya geldi.

 

Kiril’in Uludağ’a Gelişi

İstanbul’un ünlü Magnaura Okulu’na öğrenci olan Konstantin Kiril, tanınmış matematikçi filozof Selanikli Leon ile çağdaşı bilgin (daha sonra patrik olan) Fotius’dan dersler aldı. Bu okulda “yedi bağımsız sanat” denilen dersler okutulurdu. Gramer, hitabet, diyalektik, aritmetik, geometri, astronomi, müzik ve felsefeyle yakından ilgilenen Kiril, ayrıca Latince, İbranice ve Arapça dillerini de öğrendi.

Bizans tahtının veliahdıyla aynı okulda okuması sebebiyle dönemin zengin kitaplıklarından ciddi ölçüde yararlandı ve İstanbul’un en seçkin bilginleri ve yazarlarıyla bir arada bulunma şansını elde etti. Okulu başarıyla tamamladıktan sonra, aynı okula felsefe öğretmeni ve Patrikhane kitaplığına memur olarak atandı. Felsefedeki derin bilgisinden ötürü kendisine “fiozof” denildi.

Daha sonra Bizans Devleti, ona oldukça önemli görevler verdi. Bu kapsamda 851 yılında elçi olarak Bağdat halifesinin kontrolünde bulunan Arabistan Müslümanlarının yanına gönderildi. Bu elçilik görevi Kiril’in güzel konuşma ve tartışma yeteneklerini daha açık bir biçimde ortaya çıkardı. İstanbul’a dönüşte önce Boğaziçi’nde bulunan bir manastıra gitti. Daha sonra kardeşi Metodius’un başrahip olarak görev yaptığı ve pek çok bilginin de yer aldığı Uludağ’daki Polihron Manastırı’na yerleşti.

Henüz 24 yaşında bulunmasına karşın çok ünlü ve saygın bir kişi haline gelen Kiril, yaklaşık on yıl sonra (860) imparatorluk için çok önemli bir görev daha üstlendi. Güney Rusya’nın Hazar Denizi, Volga’nın alt bölümü, Kafkasya ve Kırım Yarımadası arasında bulunan bölgesinde yaşayan Hazarlar’la ilgili dinî ve siyasî bir görevin yerine getirilmesi söz konusu olunca Bizans İmparatoru bu işe yine Konstantin Kiril’i seçti. Yanına kardeşi Metodius’u da alan Kiril, bu görevi de son derece güzel bir şekilde tamamladı. 861 yılında İstanbul’a dönen kardeşler, burada fazla kalmayarak yine Uludağ’daki manastırlarına döndüler.

 

Kiril Alfabesinin Temelleri Uludağ’da Atıldı

Kardeşlerden özellikle Konstantin Kiril, birkaç dil bilmesi, Slav kültür ve edebiyatına ilişkin birikimiyle Uludağ Polihron Manastırı’nda bulunduğu sıralarda “Glagolitsa” ya da “Glagolitik” adı verilen bir alfabe geliştirdi. Görevlerini daha iyi yerine getirmek için ürettikleri Glagolitik alfabesi, aslında Slav el yazmalarında kullanılan ilk alfabedir. Slav dilinin yapısına uygun olan bu alfabe Kiril alfabesinin de atasıdır.

855 yılında tamamlandığı anlaşılan bu Slav yazısı (Glagolitik) ile Kiril ve Metodius, Alman kilise papazlarının sadece Latin, Yunan ve İbrani diliyle yapılmasına izin verdikleri Hıristiyanlık dinî törenlerinin Slav diliyle de icra edilebileceğini ortaya koymaları oldukça dikkat çekicidir. Konstantin, her milletin dinî törenlerini kendi diliyle yapılması konusunu sürekli dillendiriyordu. Bu iki kardeşin ibadet dili konusundaki fikirleri Roma’ya kadar ulaştı ve nihayet Papa onları yanına çağırdı. Onları dinleyen ve fikirlerinden etkilenen Papa, onların Roma’da uzun süre kalmalarına imkân tanıdığı gibi fikirlerini uygulamalarına da büyük ölçüde izin verdi.

İki kardeş, sadece İncil’in değil, diğer bazı dinî kitapların da Yunancadan Slavcaya çevirisiyle uzun süre uğraştı. 863 yılında ise İncil’i Eski Slavcaya çeviren kardeşleri devlet son bir görev olarak Batı Slavlar’a gönderdi ve buralarda birikimlerinin faydasını da bir hayli gördüler.

 

Rahip Kardeşlerin Ölümü

Gittikleri her yerde bilgileriyle dikkat çeken bu kardeşlerin başarılı performanslarında yardımcıları olan Formosus ve Gauderic adında iki kişinin ciddi katkıları oldu. Yaptıkları yolculukların birinde aşırı şekilde yorgun düşen Kiril, 4 Şubat 869 günü hayatını kaybetti ve Roma’da St. Clemente Kilisesi’ne gömüldü.

Tek başına kalan Metodius, Slav halkları arasındaki görevini sürdürmeye gayrte göstermişse de ülkedeki siyasî karışıklık yüzünden Panonya’ya gitti. 879 yılında Papa VIII. John tarafından Moravya, Pannonia ve Sırbistan’dan oluşan bölgenin başpiskoposu olarak yetkilendirilmiştir. Daha sonraları pek çok baskı yaşayan Metodius, Papa’nın 882 yılında ölmesiyle Roma’da kalamayacağını anlayarak destek bulabilme ümidiyle Bizans’a döndü ve kısa bir süre sonra 8 Nisan 885 tarihinde hayata veda etti.

 

Sonuç

Kiril ve Metodius kardeşler sayesinde Doğu Avrupa’da Slavlar arasında Hristiyanlık hızla yayılmıştır. Glagolitic alfabesi genel olarak Kiril’e mal edilir. Glagolitic alfabesinin basitleştirilmiş hali olan Kiril alfabesini ise Kiril ve Metodius’un öğrencilerinden Ohridli Clement’in oluşturduğu kabul edilir. Hem Ortodoks Kilisesi hem de Katolik Kilisesi tarafından 1880 yılında aziz ilan edilen bu iki rahip kardeş Papa II. Jean Paul tarafından 1980 yılında “Avrupa’nın koruyucuları” ilan edildi.

Ancak Kiril ve Metodius’un bizi asıl ilgilendiren yönü, Uludağ’daki Polihron Manastırı’nda aldıkları eğitim sebebiyle Bursa’mıza uğramış olmlarıdır. Günümüzde daha çok Makedonlar’ın ve Bulgarlar’ın sahip çıkmaya çalıştıkları bu rahip kardeşlerin heykellerine Makedonya ve diğer Slav ülkelerinde rastlanmaktadır. Özellikle Makedonya’nın Ohrid kentinde yakın dönemde yerine dikildiği bilinen bu iki kardeşin heykeli bir hayli ilgi çekmektedir.

Bugün Makedonya Cumhuriyetinde 24 Mayıs günü “Aziz Kiril ve Metodius Aydınlanma Günü” olarak kutlanmaktadır. Ayrıca Kiril ve Metodis adları Makedonya’daki Üsküp Üniversitesi’ne de verilmiştir.

Kısacası, Bursa Uludağ’dan Balkanlar’a uzanan ruhaniyet güzergâhının yolcuları yüzyıllarca görevlerine devam etmişlerdir. Osmanlı döneminde de aynı dağın eteklerinde yer tutan bilim ve gönül adamlarının benzer şekilde Balkanlar’a taşıdıkları İslâm ile o bölgeyi her yönüyle aydınlattıkları şüphesizdir. Günümüzde ise başta Bursa Büyükşehir Belediyesi olmak üzere diğer yerel yönetimler ve gönüllü kuruluşlar eliyle Bursa’dan Balkanlar’a uzanan hizmet akışı büyük bir heyecanla devam ediyor.

 

Kaynaklar:

Bonü St. Angelov, Slav Alfabesini Yaratan Kiril ile Metodiy Kardeşler, (çev. Türker Acaroğlu), İstanbul 1970.

Osman Şevki Uludağ, Uludağ: Tapınakları - Keşişleri – Dervişleri, İstanbul 1936.

Yeşil Bursa Dergisi, Mayıs 2013

 

İlgili Haberler
left
right
 
 
3 Ocak 2015 Cumartesi 15:53
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık