Gemlik Körfezi'nde balıkçılık

Gemlik Körfezi, Marmara Bölgesi’nin en güzel yerlerinden biridir. Körfez’in şirinliğinin yanında, zamanında balık bolluğu ve çeşitleri bakımından da önde gelirdi. Hangi Gemlikliye sorsanız, eskilerden kiminle konuşsanız, buranın balık bakımından çeşitliliğini ve zenginliğini anlata anlata bitiremez.

Gemlik Körfezi'nde balıkçılık

Naci PEHLİVAN

Veli Orkun; “Körfezde iki türlü balık vardır. Birincisi yerli balıklar olup daima bu sularda yaşarlar. Yazın kıyılara yanaşan, kışın derin sulara çekilen yerli balıklara örnek: Karagöz, Mercan, Pisi, Hanos, Lipsos, Kırlangıç, vs. görülebilir. Bu balıklar lezzetli ete sahip olduklarından fiyatları yüksektir.

 

İkinci gruba dahil olanlara göçmen balıklar demek daha uygun olur. İlk ve sonbaharda Akdeniz’le Karadeniz arasında yer değiştiren bu balıklar Marmara’ya dağılarak bir süre kalırlar.

 

Mart’ın 15’inde başlayan göçün öncülüğünü Gümüş yapar. Arkası sıra Kefal, İstavrit, Uskumru, Kalkan, Kılıç, Barbunya, Tekir, Lüfer, Palamut, Mezgit ve diğer balıklar birbirini takiben Karadeniz’e geçerler. Marmara’da kaldıkları 45—50 günlük konaklama esnasında yumurtalarını bırakırlar. Torik ve Hamsi gibi balıklar daha sonra boğazı geçerek aynı denize giderler. Yaz boyunca Karadeniz’de kalan balıklar bu denize dökülen tatlı suların ağızlarında dolaşırlar. Sardalya ve Kolhoz marmara'yı terk etmez.

 

Sonbaharın yaklaşması ile Ağustos ayının 15’inden itibaren Karadeniz soğumaya başlar. Balıklar artık bu denizde duramaz olurlar. Tekrar boğazlardan Akdeniz’e dönen balıkların bu sefer öncülüğünü Palamut yapar. Torik ikinci olmak üzere arka arkaya sıra ile gelenler dönüşte İlkbahar’da öncü olarak gelenler artçı, artçı olarak gelenler öncü olarak geri dönerler. Yalnız Hamsi en sonraya kalır.

 

Gemlik körfezinde Gemlik av memurluğunca tutulan resmi kayıtlara göre 1943’te 472, 1944’te 228, 1945’te 185 ton balık tutulduğu bunun 3 mislisinin de İstanbul ve Bursa’ya gittiği belirtilmektedir. Ayrıca yılda 2 milyon çift de çiroz kurutulmaktadır.

 

Emin Bora ( 1924); Balıkçı olmayanların ve hatta balıkçı dahi olsa genç neslin bilmediği ve belki de ismini duymadığı Ali Reis ( Toplu) vardı. Ali Reis ömrünü balıkçılıkla geçirdiği için, Marmara’da Ege’de ve Karadeniz’deki yerlerini, cinslerini ve göçlerini bilir ve anlatırdı. Çocukları İbrahim, Hasan, Mehmet Toplu kardeşler de babalarını takip ettiler.

 

1940’lı ve 1950’li yıllarda Kayıkhane mevkiinde denize dalyan kurulur ve orada tutulan balıklar taze taze satılır ve başka yerlere de götürülürdü. Sahillerde ağlarla balık tutulurdu. Balıklar adeta sahillerde dolaşırdı. 1950’li yıllarda fabrikanın önünde sahilden balıklara taş attığımı hatırlarım.

 

Kısaca o tarihlerde Körfez bir balık cennetiydi.

 

Bilenlerin anlattıklarına göre, bir balık cenneti olan Marmara’da önceden 200 çeşit balık varmış ve bu balıklar zamanla türlü şekilde yok edilmiş ve günümüzde sadece 6-7 çeşit balık bulunuyormuş.”

 

Gemlik’te memur olarak çalışan ve tayin olup ayrıldıktan sonra, bir mektup yazarak o günleri hasretle anlatan Öğretmen Şevket Şenlet balıkçılıkla ilgili 2 Haziran 1962 tarihli Gemlik Gazetesi'nde o yılları şöyle anlatıyor.

 

“Tam bir yıl oluyor Gemlik’ten ayrılalı. Orada vazifeli olduğum yıllara ait anılarım var. Bunların arasında bende unutulmaz bir iz bırakan, balık avcılığı ve balıkçılık arkadaşları…

 

İlk zamanlarda bu şirin körfezin balık yerlerini öğrenmek ve oltaya yem takmakla başlamıştık. Sonraları birinci sınıf oltacılar arasına hemen karışıverdik.

 

Ağlayankaya’nın açığı gündüz mercan; gece lüfer yapar. Kıyılarda ise İzmarit ve Köstekbüken pek boldur. Manastır açığı her çeşit balık için çok elverişlidir. Taytüydü açığı ve civarı, mercan ve iri istavrit yaptığı gibi kıyılarda, barbunya, karagöz ve bordan da bulunur.

 

Daha ileri doğru, Yıkıktaşlar, Harabe Temeli açığı, Hasanağa koyu, Tekincir, Araptaşı, Beşkardeşler, Karacaali mezarlığı açığı ve o sahil boyunca Odun İskelesi, Çakaldere mevkileri mercan, iri istavrit ve ispari yerleri olduğu gibi geceleri de iri balıklar avlanılacak yerlerdir. Daha ileride Kapaklı burnuna doğru paket taşı ocakları açığı; mercan, vatos ve küçük çapta köpekbalıkları merkezidir.

 

Beri sahilde: Fabrika iskelesi, çift akan su, Plaj açığı, Harmankaya, Filkaya, Kocaçukur, Tekçam, Kurşunlu köyü açıkları ve Sırakayalar Körfez’in başlıca mercan ve çeşitli balık tutulan yerleridir.

 

Bu saydığım balık yerlerinin hepsine usta balıkçı arkadaşlardan Çakıcı Mehmet ve Şekeroğlu ile kürek çeke çeke gitmişizdir. Hele Çakıcı Mehmet’in terlerini sile sile kürek çekişini halâ görür gibi oluyorum.

 

Çok randımanlı günlerimiz olmakla beraber, başarısız günlerin açığını eğer dalyan zamanı ise Ali ve Yusuf reislerin dalyanından tedarik ettiğimiz hazır tutulmuş balıklarla kapatırdık. Fakat biz bu tutulmuş balıkları dalyandan aldığımızı tabii ki söylemezdik. Süreyya Cantürk’ün kulakları çınlasın.

 

İlk yıllarda hastalık derecesine varan balıkçılığımız, nedense sonraları söndü. Seyrek çıkar olduk balığa.

 

Esasen Çakıcı Mehmet arkadaşım da usanmıştı kürek çekmekten… Hele Şekeroğlu'nun bot bozması ağır bir kayığı vardı, onun kahrını çeken bilir…

 

Onun için balığa çıkış ve dönüşlerde motorların arkasına bağlanmak en güzel bir davranış oluyordu bize. Evlerimizde pek itibar etmediğimiz zeytin, ekmek , balıkçılıkta en iştah ile yenen yemeklerden daha makbule geçerdi.

 

Daha pek uzun sürecek bu hayata ait anıları sıralamakla Gemlik Gazetesi’nin kapasitesini harcamak istemem. Yalnız, balıktan dönüşte Balık Pazarı kahvelerinde o gün keşfedilen balık yerlerinin mahremiyeti ile bir iğnede iki mercan çeken Çakıcı’nın heyecanlı anlatışları ve Ramazan geceleri Abdürrahim’in kahvesinde fıkra sohbetleri Gemlik’teki memuriyet hayatımın kıymetli anılarını teşkil eder.

 

Bütün balıkçı arkadaşlara rastgele…”

 

Ali Aksoy, 14 Nisan 2000 tarihli Olay gazetesinde yayınlanan yazısında şöyle anlatıyor Gemlik balıkçılığını:

 

“Mazi dolu balık dolu o körfezi unutmam mümkün mü?”

 

 

Aldı sözü Şükret Yılmaz; nam-ı diğer Fırfır Şükret;

 

“Açıkları bırak; sahilin hemen yanı başı voli yerleri ile doluydu. Öyle çok balık çıkardı ki… Gözünüz balık görsün! Kıyıda ağ çevrilir ve sonra Birinci ve İkinci Caddeye taşarak insanlar hep birlikte kolon çekerek alırlardı denizden ağı. Konu komşu hatta o an yoldan geçenler hemen ağ çekenlere katılırlardı. Envayi çeşit balık olurdu çekilen ağda. tavalar, tepsiler dolusu balık düşerdi herkese. Eski balıkçılardan duyduğum bir olayı anlatayım. Bunu da yaz. 'Atatürk bir defasında Gemlik’e geldiğinde balıkçılardan taze balık istenmiş. Eski Kayıkhane’de “Tekkaya” denilen yer vardı; onun sağında, önünde iğde ağaçları bulunan küçük evler bulunuyordu. İşte o evlerin önü voli yeri. Balıkçılar hemen ağ çevirip çekmişler! Karagöz, Mercan, Tekir, Barbunya, Kırlangıç ve nicesi… O anki bereket bir daha vaki değil çıkmadı. O voli yerinin adı, balıkçılar arasında uzun süre “ Atatürk Volisi” olarak anıldı. Eski kuşak Gemlikliler bilirler bunu. Aman yaz bunu da!

 

Şimdiki Spor Tesislerinin önünde dalyan yeri var. Eylül ayından sonra Torik ve Palamut yapmağa başlar. Dalyan direğinde saatlerce adam bekler; balık ağa girince torbanın dipteki ucunu hızla çeker yukarı. Balığın işi tamam! Sahilde her yerin değişik balığı olurdu. Bak sana sayayım; Kayıkhane ile Balıkpazarı arası hamsi volisiydi. Her mevsim hamsi verirdi. Köpük köpük hamsiler hem de. Oradan başlayıp Deniz Restaurant hizasına kadar Karagöz ve İspari yatağı. Tibel Otel yanındaki dere ağzının sağ ve sol koltuğunda barbunya ve Tekir balığı çoktu. Yaz kış kıpkırmızı balıklar alırdık. Alemdar’ın iskelesi ile Kafoğlu fabrikası arası kolyoz yatağıydı. Daha ilerisi Karsak Deresi ağzına kadar olan yerler Uskumru yatağı, mezbehane önünden Sunğipek iskelesine kadar olan yerde Tekir, Barbunya, Dil ve Pisi balığı… Batıda Harmankaya sığları İspendek, Levrek ve Karagöz yağ… Gemsaz önleri her türlü balık verirdi. Manastır mevkiinde öyle bir ıstakoz yapardı ki değme işin keyfine. Her gün 150-200 tane ıstakoz torbada bekletilir, müşteriye sevk anında sudan çekilirdi.

 

Şimdi hepsi bir varmış, bir yokmuş gibi…”

 

Şükret Solmaz şimdi Gemlik’te Çarşı Camisi karşısında içkisiz, halk tipi küçük bir balık lokantası işletiyor. Mevsim balıklarını rahat ve elle yiyebilirsiniz. Zira “ Balığı çatalla yemek, kadını eldivenle sevmeye benzer.” Demiş bu işin erbabı.

 

Eski bolluk ve bereket kalmadı denizlerde. Nasıl kalsın ki? Büyük gırgır teknelerle, küçük delikli ağlarla, radarlarla gece dev lâmbalarla avlanarak; denizin dibini trolle tarayıp hallettik her şayi. Fabrika atıkları, tarım ilaçları ve deterjanlar yaktı bitirdi denizi. Kum motorları yavru balık yataklarını mahvetti. Karsak deresiyle, Orhangazi’den gelen atıklar ve denize akan lâğımlar tuz biber ekti üzerine.

 

Dalgıç dostum Necmi İçibal söylemişti. “ Körfez’in tabanı belki 50 metre kalınlığında çamurlarla kaplı. Zemindeki naylon poşet ve şişe yığınları dağ gibi. Tenekeden yapılmış gazoz, kola ve bira kutuları ile dolu bütün zemin.”

 

Necmi bir gece Kapaklı önlerinde lâmbayla dipte balık avlarken vurgun yedi ve öldü.

 

Sait Aydın Reis önce denizi, dolayısıyla balıkçılığı korumak için mücadele verirken, gün bu gündür diyen bazıları dikilmişti karşısına. Adama ha bire kara çaldılar. Şimdi teknelerin melül ve mahzun halleri mübarek olsun ey koca Reis!

 

“Yazılsa koca bir roman olur Gemlik’te yaşananlar. Biri, o romanın sayfalarında biri acılarla boğdu tüm yürekleri. 16Ağustos 1979 günü Bozburun önlerinde “Taşkesen” teknesindeki tayfalar sabaha karşı uykuda iken bir gemi çarptı onlara Alabora olan teknedeki balıkçılar güvertede yığılı ağlara düşerek avlandılar! Bunlar, Kapaklı köyünden Mehmet Taşkesen ve oğlu; Gemlik Balıkçılar Derneği Başkanı İbrahim Toplu ve oğlu ve çoğu genç yaştaki tayfalar. Balıkçılar Derneği'nde fotoğrafları asılıydı hepsinin.”

 

Gemlik’te ilk dalyanı Tuzla deresinin ağzında kuran Yusuf Reis’tir. Daha sonra İbrahim ( Toplu) Reis Kayıkhane civarında bir dalyan kurmuştur.

 

Osman Taylan ( 1948) ; “ Bizimde deniz motorumuz vardı. O zamanlar Kumla- Gemlik arasında yol iyi olmadığından ulaşım sandal ve motorlarla olurdu. Biz de hem yolcu taşır hem de balık tutardık. İbrahim Reis’in oğlu arkadaşımdı. İbrahim Reis Mart ayı gelince kayıkhanenin önüne dalyanını kurardı. İlerideki kalafat yeri o zamanlar boştu. İbrahim Reis tuttuğu Uskumruları burada kurduğu çiroz sergisinde kurutur, daha sonra İstanbul’a götürüp satardı. Hafta içinde gelen giden olmadığı için sergileri kimse beklemez, hafta sonu balık tutmaya pikniğe gelenler olduğu için oğlu ile beraber beklerdik. Bir gün geldiğimizde sergi darmadağan olmuştu. Hemen gidip haber verdik. İbrahim Reis geldi baktı, artık bunun katli vacip oldu dedi. O zamanlar körfezde fok balığı vardı. Gelmiş sergiyi o dağıtmış.”

 

Recep Yüzücügil (1928); “ Tibel Oteli’nin oradan Kumluk Mahallesi'ne kadar çiroz sergisi olurdu. Çiroz mevsiminde İstanbul’dan Rum ve Ermeni kadın işçiler gelir, çiroz yapımını onlar hallederdi. Mevsim bittikten sonra da giderlerdi.”

 

Körfezde balık çok, çeşit çok. Ticari balıkçılığın yanında olta balıkçılığı da revaçta. Gemliklilerin olduğu kadar Bursa ve çevre il ve ilçelerden de buraya balık avlamaya gelenler vardır. Gemlik balığını tanıtmak için “ Balık Günü” bile tertiplenmiştir. 15 Ağustos 1964 tarihli Gemlik Gazetesi'nde şöyle bir haber var. “Gemlik Balıkçılar Derneği ve Karaacaali Köyü Turizm Derneği'nin beraber tertiplediği ‘ Balık Günü’ yarın Karacaali köyünde yapılacaktır.

 

Bu münasebetle yarın saat 10’da temin edilen motorlar ile Karacaali köyüne gidilecek, burada davetlilere balık ile hazırlanmış öğle yemeği verilecek ve balıkçılığın önemi belirtilecektir.”

 

Ertesi gün çıkan gazetede ise tören şöyle anlatılıyor. “ Bursa Valisi Vefa Poyraz, milletvekili Mustafa Tayyar ve Sadrettin Çanga ile Gemlik Belediye başkanı Emin Dalkıran’ın yanısıra bu güne halk da ilgi göstermiştir. Bu günde Şeref volisi yapılmış ve çeşitli yarışmalar tertiplenmiştir.”

 

Bu balık Günü diğer yıllarda birkaç defa daha devam etmiş, daha sonrası gelmemiştir.

 

1970’li yıllara kadar buzdolapları, derin dondurucular yaygın değildi. Halk aldığı balığı günlük olarak tüketirdi. Bazı balıkların da uzun süre bozulmadan saklanma işlemi yapılırdı. Bu saklama usulleri çiroz, lakerda ve salamura olanı en yaygın olanlarıydı. Çiroz yağsız Uskumru'nun güneşte kurutulması, lakerda ve salamura balıkların tuz ile işlem yapılmalarıdır.

 

Çiroz nasıl yenir? Bilhassa sofralarda meze olarak kullanılır. Çirozlar ızgarada orta ateşte kızartılır. Sonra başları kopartılıp yağlı bir kâğıda sarılır. Düz ve sert bir zeminde havan tokmağı ile dövülür. Derisi ve kılçıkları ayıklanıp bir kaba alınır. Üstüne örtecek kadar sirke eklenip yaklaşık iki saat kadar dinlendirilir. Dinlendirilmiş çirozlar servis tabağına alınıp üzerine zeytinyağ ve limon gezdirilir. Üstü ve kenarları ayıklanmış dereotu ile süslenerek servis yapılır.

 

Bugün ne o bolluk ne de o balıklar kaldı.

 

Emin Bora; 1950’li yıllardaki bir hatırasını şöyle anlatıyor:

 

“Balıkçı reislerinden İbrahim Reis'in babası Ali Reis beni bir gün ovada bulunan bahçesine götürdü. Ali Reis balıkçılığı bırakıp yoksa bahçe işleri ile mi uğraşacaksın dediğimde bana; 'Bu gidişle balıkçılık bitecek bizleri bahçeler kurtaracak' demişti. Demek ki uzağı gören bir kimseymiş.”

 

 

 



25 Ocak 2019 Cuma 23:17

http://www.yesilbursadergisi.com/haber/gemlik-korfezinde-balikcilik-990.html