Fevzi ŞEN

Bursa’nın Fethinde Başmüzakereci

Fevzi ŞEN
 
 

Bursa’nın Fethinde Başmüzakereci

GAZİ KÖSE MİHAL ve HARMANKÖY

“Gazi Köse Mihal (Mihail Kosses), Belekome (Bilecik) ve çevredeki diğer tekfurların Osman Bey’i öldürme tertiplerini kendisine haber verip hayatını kurtarmakla, belki de Türk tarihinin seyrini değiştirdi.”

Osman ve Orhan Gazi’nin dostu, silah arkadaşı ve Bursa’nın fethinde Bizans’ın kale kumandanı ile teslim görüşmeleri yürüten Gazi Köse Mihal’in, tekfuru olduğu Harmanköy’ün, dününü bugününü, köy eşrafından Mustafa Harmankaya’ya sorduk. Harmanköy ve Gazi Abdullah Mihal hakkında pek bilinmeyen bazı hususları siz okuyucularımızla paylaşmak istedik.

-Mustafa Harmankaya kimdir, sizi tanıyabilir miyiz?

-1955 yılında Bilecik ili Söğüt ilçesi İnhisar Beldesine bağlı Harmanköy’de doğdum. İlkokulu köyümde, orta ve lise öğrenimimi İstanbul’da tamamladıktan sonra yüksek öğrenimimi Eskişehir’de yaptım. 30 yıl Bursa’da değişik okullarda matematik öğretmeni olarak görevde bulunduktan sonra emekli oldum. Bir erkek (Makine Mühendisi) bir kız (Edebiyat Öğretmeni) evladım var. Eşim emekli öğretmen. Bursa’da ikamet etmekteyim.

-Harmanköy’ü tanıtır mısınız?

-Harmanköy, Bilecik ilinin İnhisar ilçesine bağlı 300’e yakın haneye sahip bir yerleşmedir. Söğüt’e 50 km, İnhisar’a 20 km uzaklıktadır. Doğusunda Muratça, batısında Bedi (Üzümlü), kuzeyinde Harmankaya (Kavacık), güneydoğusunda Akköy, güneybatısında Koyunlu köyleri bulunmaktadır.

Köyümüz tarihi bir yerleşme olup, Gazi Abdullah Mihal Bey’in yaşadığı yer olarak tanınmaktadır. Türk Harmanköy’ün ilk kurulduğu yer Çakılarası Mevkii imiş. Ancak, ikinci aşamada yukarıya Rumların yaşadıkları alana doğru genişleyerek yayılmıştır.

Çerağevi doruğuna kurmuş sarayı.

Ziyaret etmiş Osman Gazi’yi, konağı.

Hizmeti ile türbe yapmış Harmankaya’yı.

Köyümü sevmek tarihi borcum benim.

Köyde Çerağ Sarayının (Tekfur Sarayı) kalıntıları var. Yerli ve yabancı araştırmacılar saray arazisi üzerinde arkeolojik çalışmaları yaptılar. Bu bölge, T. C. Kültür Bakanlığı tarafından SİT alanı ilân edildi.

Tarihi ‘İpek Yolu’ köyümüzün yakınından geçiyormuş.

Karasu, Yukarıkarapınar, Arpalık ve Alan mevkilerindeki arazilerimiz çok değerlidir. Harmanköy topraklarının bir bölümü sulanabilmektedir. Meyve sebze çeşitleri çoktur. Örneğin; ceviz, zeytin, fındık, üzüm, nar, ayva gibi..

Bir zamanlar ipekböceği yetiştiriciliği de önemli gelir kaynaklarımızdan biriydi. 7-8 paket tohum alınıp, çuval çuval koza üretilirdi. Son zamanlarda ipekböcekçiliği üretimi yeniden başlatıldı.

Köyümüzde pamuk da yetişmektedir. Sürü sahipleri de çoktu, bu sebepten yün de boldu. Pamuk ve yün iplikleri kök boyalarla boyanır tezgâhlarda dokunurdu. Terziler bedene göre istenilen kıyafetleri dikerlerdi. Rahmetli annem de tezgâhta, kök boya ile boyadığı ipliklerden yöresel köy kilimleri dokurdu. 1960’lara 70’lere kadar dışarıdan çok az giysi alırdık.    

Eskişehir ve Bilecik kentleri köyümüze hemen hemen aynı uzaklıktadır. Otobüs ile iki saat mesafededirler. Köylülerimiz alış verişlerini daha çok Eskişehir’den yaparlar.

Köy düğünleri dört gün üç gece sürer. Köy içinden ve dışından evlenmeler olur. Halen eski örf ve adetlerimiz az çok devam ediyor..

Köyümüz sınırları içerisinde bulunan kaplıca suyu boşa akmaktadır. Buraya tesisler kurup, değerlendirilmesi gerekir.

-Harmanköy Kanyonu’nun ününü hep duyarız. Bu konuda bilgi verir misiniz?

Haşmetlidir sarp kayaları Harmanköy’ün..

Vatanperverdir insanları Harmanköy’ün..

Mermerdir dağları, taşları Harmanköy’ün..

-Harmankaya Kanyonu ve çayı ile ünlüdür. Köyümüz doğa sporları meraklıları için elverişli bir yerdir.

İnhisar’dan Sakarya Nehri geçiyor. Harmankaya Çayı raftingçilere (sal yarışcılarına) kucak açıyor. 611 rakımında bulunan köyümüzü, muhtelif dağcı ve rafting derneklerinin mensupları ziyaret edip, dağ tırmanışı yapmaktadırlar. Kanyon, köye 4 km mesafede olup duvar yüksekliği 250-500 metre arasında değişmektedir.

Kanyon, kısa ama teknik olarak gerçekten zor bir kanyondur. Doğa sporu derneklerinin bir kısmı, görselliği ile muhteşem bir manzara arz eden bu Kanyon’da mensuplarına eğitim veriyorlar. Kask, emniyet kolonu, can yeleği, özel elbise gibi birçok teknik malzeme ve bilgi gerektiren bir spor dalında teorik olarak öğrendiklerini pratiğe dönüştürüyorlar. Suyu çok soğuk olduğu için sporcular neopren elbise ile çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu spor ekip işidir, uygun donanım kullanmak çok önemlidir.

-Bildiğimiz kadarıyla köyünüzde tarihi türbeler de var, bunlardan bahseder misiniz?

Şiirsel bir giriş yapalım ve ardından türbelerin özelliklerini açıklayalım.

Taş türbesinde Hatip Dede mahzun yatar.

Şadırvanından şakır şakır sular akar.

Mihal Gazi Türbesi köye şeref saçar.

Hatip Dede Türbesi

Bu türbenin yanında eski bir cami ve medrese var. Burada yatan mevta bu külliyeninbanisiymiş. Şadırvanlı çeşme, caminin önünde halen gürül gürül akmaktadır.

Gazi Mihal Türbesi

Gazi Mihal Türbesi, zaman içinde çatlayıp yıkılmış, mezar duvarları patlamış dökülmüştür. Yeğenim, diyanet mensubu rahmetli Tahsin Yaprak Bey bu durumu kamuoyuna duyurmasıyla, dönemin Bilecik Valisinin yardımı, Refik Arslan Öztürk beylerin hamiliğinde, 1993’te türbe yenilendi. Yaprak ailesi buranın resmi beratlı türbedardır.

-Tarihi çeşmelerinizin de olduğunu söylüyorsunuz, hangileri?

-Kıran çeşme, Dedeler çeşmesi, Şadırvanlı çeşme.

Eskiden köyde dört tane su değirmeni vardı. Hem bizim hem de çevre köylerin un ihtiyacını karşılanırdı. Tabi, zamanla tarih oldular.

-Köyünüzün eğitim öğretim durumunun da çok iyi olduğunu duydum…

-Köyümüzde okuma oranı oldukça yüksektir. Dr. İsmail Harmankaya (Amcam) 1942’de köyün ilk doktoru çıktı. Harmanköy’e ışık tutan adam olarak anılmaktadır. Ardından onu diğer tabipler takip etti. 11 doktorumuz, iki profesörümüz (Ömer Faruk Harman- Fahri Altay) 20’nin üzerinde öğretmenimiz var. Öğrenciler taşımalı eğitimle İnhisar’daki ortaokula gitmektedirler. Benim okuduğum yıllarda okulda 5. sınıfa kadar eğitim öğretim yapılırdı. Köyümüzde üç tane de cami vardır.

-Abdullah Mihail Gazi kimdir?

-Osman Gazi’nin silah arkadaşı ve vefakâr dostu olan Gazi Köse Mihal, Bizans’ın Sakarya vadisindeki uç beyliklerinden biri olan, Harmankaya ve çevresinin tekfuru, yani beyi, yöneticisiydi.

Nöbet tutuyor koca meşe, Mihail Gazi.

İlk sancakbeyi yapmış onu Osman Gazi.

Harmanköy doğal bir kaledir. Harmankaya Tekfuru Köse Mihal, Osman Gazi’nin, Eskisehir Beyi ile yaptığı çarpışma sırasında Türklere esir düştü. Osman Bey, Köse Mihal’in yiğitliğinden ve kahramanlığından etkilendi, kendisini af edip iyi dost oldu. Mihal Bey, 1313 yılında Müslüman olup, Abdullah adını aldı.

Osman Bey, babası Ertuğrul Bey’in ölümünden sonra, Beyliğin başına geçti.(1281) On yıl süreyle, Kastamonu ve yöresinde hüküm süren Çobanoğulları’na bağlı kaldı. Bu beyliğin ortadan kalkmasıyla, doğrudan Türkiye Selçuklu Devleti’nin uç beyi oldu. Bölgedeki, Bizans tekfurlarıyla sürekli mücadele etti. Eskişehir yakınlarındaki (Sultanönü) Karacahisar’ı alarak, Beyliğin merkezi yaptı.(1291). Burasını, oğlu Orhan Gazi’ye verdi.

Osman Bey düzenlenen bir tertiple öldürülmek istendi. Gazi Mihal Bey, Osman Bey’i zamanında haberdar ederek hayatının kurtulmasına vesile oldu, dostluğunu kanıtladı. Bu ilişki O’nun Osman Gazi’nin silah arkadaşı olmasını sağladı.

Gazi Mihal Bey, fetihlerde, Osman ve Orhan Gazi ile birlikte omuz omuza çarpıştı, baş akıncı oldu. Bursa fethine de Osman ve Orhan Gaziler ile birlikte katıldı. 10 yıl kadar süren uzun bir kuşatmadan sonra Bursa’yı feth eden kahramanlardan biri oldu.

Bursa Kalesi, Gazi Köse Mihal Bey’in yol göstermesi ve arada bir Tekfur’la görüşüp müzakereler yapmasıyla alındı. Teslim olması için Bursa Tekfuru’na, telkinlerde bulundu. Boşuna direnmemesini, Osmanlı'nın adaletine, hoşgörüsüne güvenmesi gerektiğini anlattı. Bazı şartlarla şehrin teslimi konusunda O’nu ikna etti.

1326’da Bursa’nın fetihten sonra vefat etti, Harmanköy’e defnedildi. Mezarın başucundaki koca meşe ağacı, o gün bugün 786 yıldır, türbesinin önünde adeta nöbet tutmaktadır.

Soyundan gelen Mihailoğlu adlı akıncılar 16. yüzyıla kadarki fetihlerde önemli hizmetlerde bulundular. Devlet kademesinde önemli görevlerde bulundular, vakıflar kurarak, han, hamam ve cami gibi birçok hayır eserlerin yapılmasını sağladılar. .

Çeşitli kaynaklarda, Gazi Köse Mihal’in fetihlerdeki başarıları şu şekilde anlatılmaktadır:

Osmanlıların komşuları olan Rum beylerinin en kuvvetlisi İnegöl tekfuru idi. Osman bey ilk önce bu kuvvetli hasmı ile çarpıştı. Ama tam bir başarı sağlayamadı. Kardeşinin oğlu (yeğeni) Bay Hoca’yı şehit verdi. Daha sonra İnegöl Beyi ve müttefiki Karacahisar Beyi ile Domaniç civarında savaştı, başarı kazandı. Fakat kardeşlerinden Sarubatu (Savcı) Bey şehit düştü. Bu çarpışmada Karacahisar Beyi’nin kardeşi Latos öldürüldü.(1287) Böylece kardeşinin intikamı alınmış oldu.

Gazi Köse Mihal, tekfurların tertibini Osman Beye haber verip hayatını kurtarmakla, belki de Türk tarihinin seyrini değiştirdi.

Osman Bey, düzenlediği seferlerde kendisine yol gösteren Gazi Mihal ile birlikte, Sakarya vadisinde, Mudurnu, Sorkun, Taraklı ve Göynük’e akınlar düzenleyip, ele geçirdi. Osman Beyin başarıları Rum beylerini korkuttu. Bizans sınır şehirlerinin birer birer düşmesi üzerine telaşa düşen çevre Tekfurlar onu öldürmek için harekete geçtiler. Bu işi bitirme görevini, en güçlüleri, en kurnaz ve hileci bilinen Bilecik tekfuruna verdiler.

Bilecik Tekfurunun oğlu ile Yarhisar Tekfurunun kızı nişanlı olup, o günlerde düğünleri yapılacaktı. Düğüne, Tekfurlar ile birlikte Osman Bey de davet edilecek, düğün yerinde kalleşçe katledilecekti. Hain plan gerçekleşseydi, belki de tarihte, 620 yıl hüküm süren Osmanlı Devleti diye bir devlet olmayacaktı. Olay şöyle hikâye edilmektedir:

Bilecik tekfuru, kararını uygulamak üzere şüphe uyandırmayacak şekilde bir plân hazırladı.

Bu düğüne civardaki tüm tekfurlar ile birlikte Osman Bey’i de davet etti.   Tekfur, altın ve gümüş hediyeler ile birlikte, davetiyeyi Gazi Mihal vasıtasıyla Osman Bey’e iletti. Osman Bey, hediyelerin karşılığını fazlasıyla gönderdi. Tekfurların armağanları, Osman Beyin gönderdiği koyun sürüsünün yanında az kaldı. Kendilerini küçük düşürmek için bunu yaptığını sanıp, öfkelendiler.

Gazi Mihal Bey düğün davetiyesini Osman Bey’e verdiğinde, kendisini ortadan kaldırmak için tekfurların hazırladıkları tertibi da kulağına fısıldadı. “ Tedbirli ol! ” uyarısında bulundu.

Osman Bey, Köse Mihal’i uğurlarken bir takım isteklerini Bilecik Tekfuru’na ulaştırmasını istedi. Şöyle ki; yaylaya çıkacaklarını, her zamanki gibi yüklerini Bilecik kalesine emanet etmek istediklerini, ayrıca anası ve eşinin de tekfurun anası ve eşi ile buluşmak, tanışmak arzusunda olduklarını, eğer davet ederlerse düğüne onları da getirebileceğini söyledi.

Tekfur, Osman Beyin bu arzularını memnuniyetle karşıladı.

Osman Bey bir öneride daha bulunarak, düğün yerinin değiştirilmesini rica etti. Düğünün, Bilecik Kalesi’nde değil de, daha genişçe bir yer olan Çakırpınar’da yapılmasını istedi. Nedeni olarak da, uzaktakilerin de şenliği görmelerinin böyle mümkün olabileceğini, kendisine söylenmesini istedi.  

Tekfur, bu isteği de olumlu buldu. Düğünün Çakırpınar’da yapılmasına karar verildi.

Düğün günü gelince, Bilecik Kalesi’ne emanet bırakılacak eşyaları taşımak için öküz arabaları hazırlandı. Keçe ve çuvallara eşya yerine yiğitler sokuldu. Arabalar, karanlık çökerken adet olduğu üzere kadınlar tarafından içeri sokuldular. Kadınların bir kısmı da, kadın kılığına girmiş askerlerdi. Diğer yandan Osman Gazi de, kadın kılığına soktuğu askerlerle düğün yerine hareket etti.

Aynı gün adamlarıyla birlikte Tekfur da O’nu Çakırpınar’da karşıladı.

Osman Bey, yanındaki sözde kadınlar için Tekfur’dan son bir istekte daha bulundu. Utanıp, sıkılmamaları için onların ayrı bir yerde oturtulmasını talep etti.

Sözde kadınlara da uygun bir yer gösterildi.

Düğün başladı, ziyafet hazırlanıyordu. Kaleye bırakılan yiğitler, karanlıktan yararlanıp çuvallardan çıktı, kale muhafızlarını kılıçtan geçirdi, dışarıda bekleyen Türk askerlerine de kale kapıları ardına kadar açtılar.

Haberci, yıldırım hızı ile düğün yerine ulaştı. Osman Bey’e, kalenin ele geçirildiğini bildirdi. Osman Bey ve Gazi Mihal Bey atlarına atlayıp süratle düğün yerinden uzaklaştılar.

Tekfur ve adamları Osman Bey’in peşine düştüler. Bilecik’e yakın bir yerde, Kaldırak Mevkii’nde yetiştiler. Osman Bey, planının ikinci bölümünü uygulamaya koydu. Düğün yerini bastı. Oradan, Yarhisar’a yürüyüp, ele geçirdi.

Böylece, Tekfur ve adamları Osman Gazi’nin tutsağı oldular. Kurdukları tuzağa düştüler. Tekfur dâhil pek çok esir ve ganimet elde edildi. Yarhisar Tekfuru’nun kızı Holofira da esirler arasındaydı. Osman Bey, daha sonra, Holofira'yı oğlu Orhan Bey’le evlendirdi.  Holofira Müslüman oldu, Nilüfer adını aldı.

Mihaloğulları ailesi hakkında tarihi kaynaklarda (2) şu bilgileri verilmektedir:  

Osmanlı tarihinde 16. yüzyıl sonlarına kadar faaliyetlerini gördüğümüz Mihal lakaplı akıncılar, Gazi Mihal’ın oğlu ve torunlarıdır. Gazi Mihal’in Aziz Paşa’dan başka Ali adlı bir oğlu daha var. 1435’de vefat eden Mihal bin Aziz Paşa, Gazi Mihal’in torunudur, Edirne’de camii var. Aziz Paşa’nın da Mihal adlı bir oğlu var. Mihal Beyin de; Aziz Bey, Yahşi Bey, Hızır Bey, Mehmet Bey adlı dört oğlu olmuştur. Bunlardan Hızır beyin üç oğlu var: Bali Bey, İskender Bey ve Ali Bey.

Mehmet Bey, ‘fetret devri’nde Musa Çelebi’ye beylerbeyi olmuş, el altından Çelebi’ye taraftar çıkmış. Çelebi Mehmet’in üstün gelmesi üzerine onun hizmetine girmiş. II. Murat’ın hükümdarlığı ve Mustafa Çelebi’nin Rumeli’de padişah olup namlı Rumeli beylerinin (Evranos, Turahan ve Gümlüoğlu) Mustafa’ya biat eylemeleri ve Bursa civarına kadar gelmeleri üzerine, belli başlı akıncı beylerinden biri olan Mehmet Bey, Şeyh Bedrettin isyanında kendisini övdüğü için tutuklandığı hapisten çıkarılarak Bursa’ya getirilmiş. Uluabat Suyu kenarında Rumeli beylerini birer birer adları ile çağırarak onları Mustafa Çelebi tarafından Murat (II.) tarafına geçmelerini temin eylemiştir.

II. Murat’ın İmparator’dan intikam almak için İstanbul kuşatmasıyla meşgul olduğu sırada, Küçük Mustafa Çelebi hükümdarlık iddiasıyla Bursa’ya oradan İznik’e gitmiş. Bunu haber alan padişah II. Murat, Mihal oğlu Mehmet beyi hemen akıncıları ile İznik’e göndermiş. Fakat, Mustafa Çelebi’nin komutanlarından Taceddin oğlu Mahmut Bey tarafından İznik civarında öldürülmüştür.

Mihailoğulları’ndan Yahşi Bey, Hızır Bey, oğlu Ali ve İskender Beyler de daha sonra akıncı komutanlıklarında bulunmuştur. İskender Bey, Memlüklerle yapılan savaşta olağanüstü gayret ve yiğitlik göstermiştir.(1490)

Akıncı Mihaloğulları’nın torunları İhtimanlı ve Plevneli olarak iki koldan zamanımıza kadar gelmiştir.

- Osmanlı devletinin kuruluşunda ve genişlemesinde büyük askeri hizmetleri görülen Mihal Gazi’yi, köy olarak anma etkinliklerinde bulunuyor musunuz?

-Gazi Abdullah Mihal Beyin türbesi Harmanköy’dedir. Her sene, Harmanköy’de eylül ayının ilk pazar günü, Abdullah Mihal Gazi’yi anma törenleri düzenlenir. Türbesine gidilip dualar edilir, ziyaretçilere ve köylülere şifalı pilav ikram edilir.

Kurtuluş Savaşı’nda Harmanköylülerin faydaları görüldü diyorsunuz, bunu anlatır mısınız?

-Söğüt’e, İnhisar’a Yunan askeri geldi. Söğüt’te, işgalci Yunan komutanı Ertuğrul Bey’in sandukasında oturarak; ‘Kalk koca Ertuğrul, kurtarabilirsen milletini kurtar!’ deyip sandukasını kırbaçlamış,   penceresindeki demir kepengi kurşunlamış- ki ibret-i âlem için bu gün o pencere kepengi kurşun izleri ile birlikte korunmaktadır.

Söğütte kurulan ikinci tabur 360 kişiden meydana gelmiş. Ertuğrul Alayı’nın 2. taburunu oluşturan, başlarında Ali Molla, Ragıp İpek, Hüseyin Remzi beylerin yer aldığı bu tabur I. İnönü Savaşı’nda Çaltı’dan girerek Sakarya Vadisinden geçmiş, Gündüz Bey sırtlarını tutmuş. Söğüt ile köylerinin bu çabası Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adına, Mustafa Kemal Paşa tarafından takdir edilerek bir telgrafla kutlamış. (İzmir’e Doğru Gazetesi)

Özellikle Sakarya Savaşı öncesi köylülerimiz, ordumuzun ihtiyacı olan malzemenin naklinde önemli görevler üslenmiş. İşgale uğrayan İnhisar halkının Harmanköy’de barınmaları için evlerini ve işlerini paylaşmışlar. Yunan askerini Sakarya nehrinin kuzeyine geçirmemişler.

Kurtuluş Savaşı günlerinde İnönü ve çevresi tam bir ateş çemberi halindeydi. Savaşın sonuna değin, çarpışmaların içerisinde bulunan Söğüt ile çevresindeki köylerin tamamı, 4 Eylül 1922’de kurtarıldığından, bir bölümü yanmış, yıkılmış vaziyette idi.

Harmanköylüler, çağrıldığı her savaşta cepheden cepheye koşturdular. Özellikle, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarında genç ihtiyar savaştılar. Esir kamplarında çile çekenlerimiz de var. Yemen’e kadar götürüldüler. Dedem dâhil çok azı dönebildi köyümüze. Birçok şehit verdik. İstiklal Madalyası sahibi, 7-8 gazimiz var. Babam Saffet Harmankaya (1901-1990) da İstiklal Savaşı gazisi, madalya sahibi idi. Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Birçok anısını kendisinden dinledim. Allah rahmet eylesin cümlesine.

Sözlerimi şu dörtlükle bitireyim:

Bilecik söğüt, kutlu beşik Osmanlı’ya,

Dost kalesi oldu devlete Harmankaya.

Türk-İslam gücü galip geldi Bizanslı’ya,

Vatanımı sevmek vicdan borcumdur benim.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------Not:(1-2) Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı / Osmanlı Tarihi Cilt I

Şiir dizeleri, 2013 yazında vefat eden Mustafa Harmankaya’nın yeğeni ve Mihail Gazi’nin beratlı türbedarı, Tahsin Yaprak’ın “Kutlu Beşik” adlı şiir kitabından, “Severim Harmanköy’ümü” şiirinden alınmıştır.

 
 
19 Temmuz 2015 Pazar 11:50
 
 

(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık