Fevzi ŞEN

GEZİNİZ BURSA'DA, DİNLENİNİZ İNKAYA'DA...

Fevzi ŞEN
 
 

Yerli ve yabancı turistler, kent merkezindeki ziyaretlerini tamamlayıp yorulunca, ‘Yeşil Bursa’nın yeşilini, doğal güzelliklerini görmek, dinlenmek istediklerinde, akla ilk gelen yerlerden biri, tarihi çınarıyla ünlü İnkaya mahallesi (köyü) olur.

Bursa’daki cami, han, hamam, köprü gibi birçok tarihi yapının taş malzemesi İnkaya’daki ocaklardan karşılanmış. Hatta Ulucami’nin taşlarının da oradan getirildiği söylenmektedir.

Bir zamanlar, temmuz, ağustos, eylül aylarında, her akşam 2-3 kamyona yüklenen İnkaya’nın taze fasulyeleri, konserve yapımı için Bursa’nın meşhur fabrikalarına gönderilirdi.

Yolu Bursa’ya düşen yerli ve yabancı turistler; önce, cami, han, hamam, imaret, medrese ve çarşı gibi kentin tarihi yapılarını gezip görerek ziyaretlerine başlarlar. Ardından, ‘Yeşil Bursa’nın yeşilini, doğal güzelliklerini görmek, yorgunluk atmak istediklerinde, akla ilk gelen yerlerden biri, tarihi çınarıyla ünlü İnkaya olur ve rotayı İnkaya’ya çevirirler. Bazı Bursalılar da tatil günlerini orada değerlendirirler; aileleriyle ya da arkadaşlarıyla birlikte yemek yerler, gözlerini zümrüt yeşili bitki örtüsünü seyrederek dinlendirip, hoşça vakit geçirirler.

Bursa’nın güneyinde, Uludağ yolu üzerinde, 5 kilometre mesafede bulunan İnkaya’ya ulaşıldığında, ilk dikkati çeken şey 600 yıllık devasa ağaç olan İnkaya Çınarı olur. Ünlü müzisyen ve TV programcısı rahmetli Barış Manço’nun, bir programında bunu tanıtmasıyla, adını Bursa’da, ülke genelinde, hatta dünyada duyuran bu Anıt Ağaç hakkındaki bilgiler, yanı başındaki tanıtım levhasından öğrenilir.

Çevresinin 9.90 m., çapının 3m., yüksekliğinin 35 m. ve 13 ana kolu olduğu bilgisi künyesinde yazılıdır. Bazı meraklı gruplar el ele tutuşup çevresini kuşatarak, kaç kulaç geldiğini, kaç kişiyle el ele tutuşularak sarılabildiğini deneyerek ya da ellerindeki metre ile bizzat ölçerler. Sonra da ziyaretçiler, bu ulu ağacın etrafını şemsiye gibi gölgeleyen uzun ve kalın kollarına hayretle bakarlar. Ki o dalların bir kısmı yerden metal direklerle desteklidir; çünkü ağırlığını taşıyamadığı için kollarının gövdeden kopma ihtimali vardır. (Hey gidi günler hey! Bir zamanlar, gelinler ve damatlar bu ağacın etrafında dolanırlar, karşısındaki Çınarlı Çeşme’den su içerlerdi. Köylüler de dibindeki dibekte, ağaç tokmaklarla buğdaylarını döverler, keşkek yaparlardı.) Gövde ve dalların seyri tamamlandıktan sonra sıra, çınarın altındaki lokantada, kademeli düzende yerleştirilen oturma gruplarında, çaylarını yudumlamaya, kendilerine ziyafet çekmeye gelir. Ziyaretin tamamlanmasına yakın, ağaca çıkan yolda, İnkayalıların yetiştirdikleri ürünleri ve hediyelik eşyaları platformlardaki tezgâhlardan satın alıp, gezilerini ticaretle sonlandırarak dönüşe geçerler.      

İNKAYA’YI TANIYALIM …

İNKAYA KÜÇÜK BİR OSMANLI KÖYÜYDÜ

Ne zaman kurulduğu hakkında kesin bilgi yok. Bursa’nın fethine yakın 1320’li yıllarda kurulduğu sanılmaktadır. Bir Osmanlı köyüdür. 1950’li yıllarda nüfusu 150-200 kişi, 40 hane civarındaydı. Şimdi nüfusu artarak 300-350 kişiye 80 haneye ulaştı. Tabi ki onların bir kısmı yazlıkçı… Zamanla, Balkanlardan ve Karadeniz yöresinden gelip bu köye yerleşenler olmuş. Mesela, Cumhuriyetin ilk yıllarında Galip Amca Yugoslavya’dan gelip köye yerleşmiş. Kendisi Garip Dede olarak bilinirdi.

Komşu yerleşimler, Yiğitali (Çongara), Dobruca’dır. Sınırları, Uludağ yolu üzerindeki Aşıklar Çay Bahçesi’ne, Çekirge’ye kadar uzanır. 1989’da Bursa’ya dahil edilmiş olup, Osmangazi İlçesinin 109 mahallesinden biridir. İnkaya yerleşiminin büyük bir kısmı birinci derece SİT alanıdır. Yeni yapılar yapmak mümkün değildir.

Ulucami başta olmak üzere, Bursa’da birçok tarihi yapının taş malzemeleri İnkaya ocaklardan karşılanmış.  

Bursa’daki cami, han, hamam, köprü gibi birçok tarihi yapının taş malzemeleri bu ocaklardan karşılanmış. Hatta Ulucami’nin kefeke taşlarının da, bu ocaklardan karşılandığı söylenmektedir. Doğal afetler, yangınlar sonucu tarihi yapılarda meydana gelen çökme, yanma, yıkılma ve zamanın tahrip edici etkisiyle oluşan biçim bozumu sonrasındaki yenileme çalışmalarında, yine o ocaklardan faydalanılmış.

Köyde iki taşocağı bulunmaktadır. Birisi, Yukarıocak olarak bilinmekte olup, Harmanlar ile Kıranbaşı mevkileri arasındadır. Diğeri ise aşağıda, Andıkkaya mevkiindedir. Ocaklar, 1960-80 yılları arasında faal idi. İlyas ve İskender ustalar bu taşları çıkarırlardı. Taşların ocaktan çıkarılması ustalık ve tecrübe isterdi. Önce taş bloklar uygun yerlerinden delinirlerdi. Onları delmek için, bir-bir buçuk metre boyunda uçları yassı çelik delgi aletler kullanılırdı; özel alet, sağa sola döndürülerek delikler genişletilir, balyozla vurularak, deliklerin derinlere inmesi sağlanırdı. Açılan deliklere barut ya da dinamit yerleştirilir, patlatılırdı. Büyükçe taş bloklar ana kütleden kopartılırdı. O zamanlar vinçler henüz kullanılmamaktaydı. Çıkarılan taş bloklar, insan gücüyle bir kamyona yüklenir, gidecekleri yerlere nakledilirlerdi. İnşaat mahallinde, taş ustaları onları, aletleri ile yontarak kullanacakları duvarın, yerin ebatlarına göre biçimlendirirlerdi. Düzgünleri duvarlarda kullanılırdı, parçalananları da dolgu maddesi olurdu. Tabii ki; birkaç yüz evvelki taş çıkarma teknikleri ve ulaştırma yöntemleri farklıydı.

31 Mayıs 2016 salı günü her iki taş ocağını yerinde gördüm, taşların üzerindeki delik ve delgi izleri, fark ediliyordu. Andıkkaya Ocağı çok büyüktü. Rehberim, “Bir zamanlar şu gördüğün yollarda, eski model Austin kamyonlar vızır vızır taş çekerlerdi” dedi.

 

ÇEŞMELİ ÇINAR

İnkaya Çınarı’nın yanında Orman Çeşmesi var. Onun hikâyesi ilginç. 1970’lerde testere ile dibinden kesilen, dallı bir çınar kolu oraya oturtulmuş. Dibine boruyla su getirilip musluk takılmış. Yeraltı suyu ile beslenen çınar kolu, zamanla kökleşip çınar ağacı olmuş, günümüzde Çeşmeli Çınar olarak tanınmaktadır. Günümüzde, önüne örülen taş duvar arasından gürül gürül su akıtıyor.

 

DİĞER ÇEŞME VE PINARLAR

Köyün Mert Pınarı, Bayram Pınarı, Marlerlik Çeşmesi, Köybaşı Çeşmesi adıyla bilinen pınarları ve çeşmeleri var. Bir kısmı şehir şebekesine bağlandı. İnkaya suyu, İnkaya Çınarı’nın 50-60 metre uzağındaki Suini Mağarası’ndan çıkar. Mağara girişinden denizci feneri ile içeri girildiğinde, bir şelalenin tepeden aşağı aktığı, dibini göllendirdiği görülür. Bu gölcüğün suyu derindir, alttan yol bulup akıp gider. Bir zamanlar İnkayalılar içme ve kullanma suyunun bir kısmını buradan temin ederlerdi. Suini’nin hemen yanında da Kuşini Mağarası bulunur. Çevrenin arazi yapısının kalker taşı özelliği göstermesi, mağara oluşumuna uygundur. Eriyen kar ve yağmur suları taşı eriterek, iç kısımlarında inleri, yani mağaraları meydana getirir. Köye adını bu inlerin verdiği söylenmektedir. Yol bulup akan sular, pınarları ve bazı mağaralarda sarkıt ve dikitleri oluştururlar.

 

SU DEĞİRMENLERİ

Şırşır Dere ve Karaoğlu Deresi üzerinde 1950-60’lı yıllarda üç değirmen vardı. Koca Ali’nin, Osmanların ve Delibıçaklar’ın değirmenleri... Çevre köylülerin tahılları da bir zamanlar bu değirmenlerde öğütülürdü.

 

TARIM ARAZİLERİ

Akpınar, Değirmentaşı, Çaytarla, Mezarlıkarkası, Dere, Bayrampınarı, Tilkikayalar, Koyuntarlası, Karşıyaka, Cebeciyayala, Çukurtarla, Dedeyakası mevkileri köyün tarıma uygun arazilerinin bulunduğu yerlerdir. Buralardaki tarlalarda; buğday, arpa, yulaf, çavdar, darı, mısır gibi tahıllar yetiştirilir. Bir zamanlar İnkayalılar, sabah ezanının ardından sabanını, öküzünü alarak adı geçen mevkilerdeki tarlalara giderler, gün boyu çalışırlar, kendilerini akşamüstü evlerine yorgun argın atarlardı. Çift sürme işi 40-50 gün devam ederdi. Hayat zordu.

Köyün taze fasulyesi, çileği, kestanesi pazarlarında aranırdı. Kıl çuvallara doldurulan taze fasulyeler, (ki harar dediğimiz o çuvalların biri 80 kilogram gelirdi. ) Temmuz, Ağustos, Eylül aylarında her akşam 2-3 kamyona yüklenir, konserve yapımı için Bursa’nın tanınan fabrikalara gönderilirdi. Daha küçük boyda ürün elde edenler de fasulye ve diğer zerzevatı başta Tahtakale hali olmak üzere müşterilerine getirirlerdi, pazarcı esnafı oradan alır, merkezi pazaryerinde satarlardı. Köylüler, evlerine dönmeden önce, getirdikleri ürünlerin küfelerini ve sepetlerini akşamüzeri esnaftan geri alırlardı. İnkaya ve komşu köy Çonkara fasulyeleri Bursa’da nam salmıştı.

Kestane mevsimi 20 Ekimde başlar, bir buçuk ay sürerdi. Toplanan (dokunan) aşı kestaneler evlerin bahçelerine dikenli yumak halinde dökülür, 60-80 cm. yüksekliğinde depolanırdı. Bozulmamaları için üzerlerine çalı-çırpı konurdu. Dikeninden ayıklanan kestanelerin bir kısmı hemen pazarlanırken, diğerleri kış aylarında pazaryerlerinde toptan ve perakende satılırdı.

Köyün üç fırını vardı. Köylülerin ekmeklerini pişirirlerdi. Pişirim sonunda fırın sahiplerine, fırın hakkı olarak, ekmek verilirdi

Orman yok gibiydi. Yokluk yıllarında, 1960-70’lerde, çalı tabir edilen türden kuru ağaçları, 14-15 yaşında gençler keserler, eşeklere yükleyip, Çekirge civarında, Demirkapı, Esentepe’de gecekondu mahallelerinde, yükünü 2 buçuk 3 liraya satarlardı. Dağ yamacındaki Esentepe’de Balkan kökenli fakir insanlar müşteri çıkardı, odunlara: “Hey oduncu”, deyip durdururlardı, gençleri. Odunu ucuza getirmek için, yükün üzerindeki çalıyı kırıp: “Abe çocuk! Bu çubuklara neka isteysin… İncelikli bu çubuklar” derlerdi. Pazarlıkta anlaşma sağlanınca, yükü kapı önüne yıktırmazlar, odunluğa kadar taşıtırlardı. Ormancılara yakalanma riski de vardı. Yakalananın, eşeğine el konulur, hayvan pazarı gününe kadar ormancıların ahırında bekletilir, pazarda satılırdı. Eşeğini geri almak isteyenler bedelini öder, orada geri alabilirlerdi. Kaçakçı zaptı tutulursa iş mahkemede biterdi, cezası ağırdı.

 

YAYLALAR

Cebeci Yaylası, Asker Deresi, Koveç Deresi ve Koyun Deresi İnkaya’nın yaylalarıydı. Kalabak Kayası, dev bir taş blok olup, Hamzabey Mahallesi ve Çelikpalas’a kadar uzanır.

 

BAYRAKLI DEDE

Karşıyaka Tepesi’nde Bayraklı (Ay) Dede kabri var. O şahsın kimliği bilinmemektedir. Bursa’nın fethine gelip, şehit düşen askerlerden birine ait olduğu sanılmaktadır. 1960-70’kadar Hıdrellez’de orada “Dede günü” yapılırdı. Yiğitali köylüleri, diğer çevre köylüler de, bu şölene katılırlardı. Mancınık tavalarında etler pişirilir, birlikte, etli pilav ve zerdeden oluşan yemekler yenirdi. Karaoğlu deresinden, Bayraklı Dede Tepesi’ne bir yol gider.

 

BİR MENKIBE…

Bayraklı Dede kabri, kuş uçuşu köye 4 km kadar mesafedir. Gece yarısı bir ışığın tepeden inip Karaoğlu deresindeki bir pınara vardığı ve bir müddet sonra da tepeye geri döndüğü söylenirdi. Bu olay ‘Bayraklı dede pınarda abdest aldı, namaz kıldı’ diye halk arasında yorumlanırdı.

 

EĞİTİM-ÖĞRETİM

1950’li yıllarda İnkaya’da okul olmadığı için Çekirge’ye ilkokula gidilirdi. Okul I. Murat Camii’nin karşısında Park Oteli’ne bitişik ahşap bir binaydı. Sonradan yıktırıldı, şimdilerde arsası park olarak kullanılıyor.

I. Murat İlkokulu’na, Aşılar Yolu ile 4-5 kilometre stabilize yoldan yayan varılırdı ve ders bitiminde de geri dönülürdü. Okumak uğruna her gün 30-40 dakika gidilir, dönüşte de o kadar yol alınırdı. Bu yürüyüş kışın çileye dönerdi. 60-70 santimetre karı yara yara yol alınırdı. Grup halinde gidip gelinirdi. Küçüklere, ortaokula giden öğrenci abiler rehberlik ederlerdi. Bazen çocuklar okul yolunda başka çocuklarla karşılaşırlardı, hiç yoktan aralarında tartışma çıkar, sıkıntılar yaşanırdı

1950-60 yıllarında Hüsnü Karakaya Bey okul müdürüydü. Kemal Akgün Bey, Şuayibe Hoca Hanım da okulda görevli öğretmenlerden birkaçıydı.  

Köye okul 1970’lerde açıldı. Şimdilerde yine okul yok, öğrenci yetersizliğinden taşımalı sisteme geçildi.

İnkaya ile Kireç Ocakları Mevkileri arasında sıcak su yatağı bulunmaktadır

Kireç Ocakları mevkiinin üst tarafında İnkaya’ya doğru Beylik Çeşme mevkiinde sıcak su yatağı bulunmaktadır. Sıcak zemininden dolayı kışın o alan kar tutmaz. Çekirge kaplıcalarının suyunun kaynağının orası olduğu söylenir. Ayrıca o kaynağın, Gönen kaplıcalarına kadar ulaştığı iddia edilmektedir. Bu konuda araştırma yapan bir büyüğümden duymuştum. O kaynağa dökülen saman çöpleri, adı geçen kaplıcalardan çıkmış.

 

İNKAYA’NIN ESKİ VE YENİ MUHTARLARI

Mehmet Uyar, Veysel Boz, Mustafa Boz, Ahmet Uyumaz beyler köyde muhtarlık yaptılar. Şimdi (2016) Özkan Boz Bey muhtarlık yapmaktadır. Boz ailesi, dededen toruna muhtarlık yapan bir ailedir.

 

Turistlerin uğrak yerlerinden biri olan İnkaya’ya ulaşım nasıl sağlanır?

İnkaya, yerli ve yabancı turistlerin, özellikle Arap turistlerin uğrak yerlerinden biri. 2007’de, Osmangazi Belediyesi15 yataklı lüks bir misafirhane kazandırdı mahalleye. Özel aracı olmayanlar için Bursa Büyükşehir Belediyesi Otobüs İşletmesi, 1/C numaralı otobüslerle saatte bir olmak üzere sefer koydu. Günübirlik geziler için uygun bir yer.

Geziniz Bursa’da, görüp dinleniniz İnkaya’da.    

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kaynak kişi: Doğma büyüme İnkayalı Emekli Ahmet Durak (1948-). Adını taşıdığı dedesi İnkayalı Ahmet, Birinci Dünya Savaşı’nda, İngilizlere esir düşen 200 bini aşkın Türk askerinden birisi. Yemen’e götürüldü, esir kampında tutuldu, oradan Hindistan’a nakledildi, o kamptan geri dönemedi.

Katkı sağlayan kişi: İnkayalı Emekli Kayaali Ayar (1947)

 
 
4 Ekim 2016 Salı 11:07
 
 

(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık