Sait ALPER

MİRZAOBA KÖYÜ'NDE ADETLER VE GELENEKLER

Sait ALPER
 
 

Mirzaoba köyü halkının, 1321 yılında Mudanya’nın fethi ile birlikte şimdiki bulundukları araziye yerleştikleri sanılıyor. O yıllarda konar – göçer yaşam tarzlarından yavaş yavaş yerleşik düzene geçmişlerdir diyebiliriz. O dönemde Dereköy, Çınarlı, Yalıçiftlik, Tirilye, Kumyaka ve Mudanya, yine Rum yerleşim yerleriydi büyük olasılıkla.

Mirzaobalılar 1924 yılındaki ‘Mübadele’ günlerine kadar yaklaşık olarak 600 yıl Rum komşularıyla yan yana yaşamışlardır. O yıllarda şüphesiz ki, birbirlerinden etkileşimler olmuştur.

Rumlar; Paskalya bayramlarını Barabeli vadisindeki ‘Ayazma’ pınarında başlatırlardı. Çevredeki köylerden gelen Rumlar gece pınar başında dua ederler, birbirlerine bayram hediyesi olarak boyalı yumurta ve daha başka şeyler de verirlerdi. Yanlarında getirdikleri testileri kaynaktan doldurup, kiliselerinde vaftiz suyu olarak kullanırlardı. Güneş doğmadan önce kiliselerine varmak üzere pınardan tütsülü fenerlerini sallayarak ve ilahiler söyleyerek köyümüzün içinden geçip Dereköy’e giderlerdi. Bu seremoni her yıl nisan sonlarına doğru gerçekleştirilirdi.

Mirzaobalılar; komşu köyün Rumlarının kutsal su dolu testileri omuzlarında, Rumca ilahiler söyleyerek köyün içinden geçişlerini meraklı gözlerle izlerlerdi. Bugün köy halkından bazıları dedelerinden, ninelerinden dinledikleri bu anıları yeni nesle aktarmaktadırlar.

Mirzaoba’da eski köy düğünü adetleri

Özellikle 1980’li yıllardan itibaren bilim ve teknolojinin hızla gelişmesi genel adet ve gelenekler ile düğünlerin de birtakım değişimlere uğramasına neden olmuştur. Düğünler şehirlerdeki gibi salonlarda yapılmaya başlanmış, o eski otantik eğlenceler bozulmaya yüz tutmuştur. Biz bu yazımızda o eski düğünlerden söz edeceğiz. Konuya hemen girelim…

Düğünler genel olarak güz vakti hasat kaldırılınca olurdu. Diğer yandan havalar serinlemeye başlamış domates, biber, kavun, karpuz ve üzüm gibi sebze meyve de bollaşmıştır. Konuk ağırlamak için uygun zamandır.

Erkek tarafı beğendikleri kızın evine önceden haber göndererek, dünürcü geleceklerini bildirirler. Akrabalardan ve hatırlı kişilerden oluşan bir grupla ‘Allah’ın emri, peygamberin kavliyle’ kız istemeye gidilir. Bu ziyaret olumlu geçerse birbirlerine karşılıklı olarak ‘nişanlık’ hediyeleri verilir.

Düğünler genelde davul ve klarnet eşliğinde yapılırdı. Bursa’daki Kamberler Mahallesi’nden yerel sanatçılar getirilirdi. Bunlar çoğunlukla tanıdık bildik kişilerden seçilirdi.

Düğün davetiyesi olarak mendil (çevre), havlu gibi okuntular köy içinde ve yakın köylerden geleceklere dağıtılırdı. Bu şekildeki davetiyeye ‘okuntu’ dağıtana da ‘okuntucu’ denirdi. Genelde düğün üç gündür. Cuma günü öğleden sonra misafirler görünmeye başlar. İki tarafın yakınları gelenleri karşılayıp yer gösterirler. Önceden tespit edilmiş odalara, evlere paylaştırırlar. Bu ilk gün sohbet günüdür.

Düğün yemekleri yahni, pirinç pilavı ve zerdeden oluşur. Önceden fırında pişirilip hazırlanan susamlı lokum, cevizli çörek ve köy ekmeği gibi yiyecekler de ikram edilirdi konuklara. Meyve olarak mevsimine göre kavun, karpuz, üzüm, erik, elma, armut, incir gibi şeyler de konurdu sofralara.

Gelin evinden damat evine çeyiz, sandık gibi şeyler üç gün önceden götürülürdü. Damat evi gelinin çeyizleri ile süslenirdi. Adeta bir sergi evine dönerdi.

Cumartesi öğleden sonra bir takım halinde çalgıcılar gelirdi. Düğünler genelde Süleyman Ağa’nın kahvesinin önünde başlar, kapı kapı ev ziyaretleriyle devam ederdi. Yere serilen hasırın ortasına meze tepsisi konurdu. Tepside kızarmış tavuk, turşu, meyveler ve peynir bulunurdu.

Sonra yavaş yavaş düğün havalarına girilirdi. Klarnetle taksim başlar, darbuka ve davul yavaş sesle eşlik eder. Bunun anlamı solo bir ‘gazel’ demektir. Köyümüzün yerel sanatçılarından İsmail İrez, Halil İbrahim Güner veya Nurettin Şalgam’dan biri ‘gazel’ okur. Bu daha çok Sadettin Kaynak veya eski gazelhanlardan Hafız Burhan gibilerin eserlerinden olurdu. Gazelin arkasından hasırlarda oturanlar; ‘Yar saçların lüle lüle’ veya ‘Karanfil oylum oylum’ gibi 1950’lerin şarkı ve türkülerinden koro halinde söylerlerdi. Bu arada sakiler de arada içki dağıtırlardı. Hatırladığım kadarıyla Halim Güleç Ağabey (rahmetle anıyorum) ‘Harmandalı’ oynardı. Hasırlarda oturanlar ve bizim gibi yanlardan izleyenler ‘yaşa’ ‘varol’ ‘nur ol’ sesleri arasında alkış yaparlardı. Mirzaobalıların bu oturak alemlerinin çok coşkulu geçtiğini, o günlerin güzelliğini, samimiyetini özlemle vurgulamak isterim.

Bu arada kız evi, oğlan evi ziyaret edilir. Köy hanımları, kızları da erkeklerini ve delikanlılarını kenardan beğeni ile izlerler. Eğlence gece geç saatlere kadar kahvede devam ederdi.

Yere serilen hasırın ortasına meze tepsisi konur. Tepside kızarmış tavuk, turşu, peynir ve meyveler bulunurdu.

Tepsi etrafına genelde içki içenler otururdu. Bu tepsiyi idare edecek ve içki (rakı) dağıtıcısı ‘saki’ olurdu. Bir tepsi yetmezse ikinci hasır açılır. Etrafına meze sinileri konur, ikinci küme oluşturuldu.

Davulcu ve klarnetçi başlangıç müziği ile geceyi açar. Darbuka eşliğinde İsmail İrez, aklımda kaldığı kadarıyla genelde hep ‘Mehtaplı gecelerde hep seni andım’ şarkısını söylerdi. Bu şarkı bitince hasırlarda oturan davetliler; ‘Telgrafın tellerine kuşlar mı konar?” şarkısını koro halinde seslendirirlerdi. Klarnet, darbuka ve davulun ahenkli sesleri ile herkes coşup oynardı. Saki, hasırda oturan hatırlı konuklara içkilerini usulüne uygun bir şekildi dağıtırdı. Biten mezeleri, sebzeyi, peyniri yenilerdi. Yusuf Uz Ağabey, saki olarak seçilen tercih edilen bir delikanlıydı o yıllarda.

Bu şarkı faslından sonra; bol darbukalı, tokmak davullu, klarnetli ‘çiftetelli oyunu’ başlardı. Her hasırdan bir çift kalkarak coşkuyla bu oyunu oynardı. Seyredenler onlara sözle tezahüratta bulunurlardı.

Erkekler kahvede bu şekilde eğlenirlerken, köy kadınları da misafirlerle birlikte uygun bir yerde ’kına gecesi’ yaparlardı. Bu bir evin girişindeki hol, ‘hayat’ denilen kısım veya bir evin avlusu olurdu. Fenerler ve lüks lambaları aydınlığında gece yapılan bu törensel eğlencede toplanılan yerin ortası oyun alanı olarak ayrılırdı. İzleyenler etrafa dizilen sandalyelere ve hazırlanan oturak yerlerine otururlardı.

Mirzaobalı kadınlar ev dışında ‘ferace’ denilen siyah örtü ile örtünürler. Yüzlerini de gözlerinin altına değin kapatırlar. (Bu tür giyim kuşam halen vardır.) Kına gecesinde kadınlar düğünlük giysilerini giyerler. Bunlar; işlik (üstlük gömlek) ve şalvar olur. Elbiseler kadife, birman, satenden renk renk olurdu. Boyunlarında beşibirlik, çeşitli şekillerde altın gerdanlık, akarsu, inci gibi takıları olmazsa olmazdı. Bileklerinde bileziklerle süslenip püslenerek bu geceye renk katarlardı. Kınada dört beş kadın veya daha çok köy kızları ellerinde darbukalarıyla ayrı bir yerde otururlar, oyuna kalkan bayanın isteği doğrultusunda türküsünü söylerler, darbukalarını usulüne uygun bir şekilde ritimle çalmaya gayret ederlerdi. Bu türküler daha çok ‘ya lelli’ türündendir. Örneğin: ‘Bursalı mısın kadifeli gelin.. Bursa’nın ufak tefek taşları.. Mandaları taramam.. gibi.. Yine türküler eşliğinde kına gecesi geline kına yakılmasıyla son bulurdu. Kına gecesinde gelinle oynayanlar geline para ve altın takarlardı. Kimisi elbiselik kumaş, çarşaf, pike gibi şeyler hediye ederlerdi.

Üçüncü gün, gelin alma günüdür. Köy halkı öğleden sonra kahvede toplanır. Bugün de öncekiler gibi meclisler kurulur. Davul, darbuka ve klarnet eşliğinde şarkılar, türküler söylenir, oyunlar oynanır.

Bir ara damat tıraşına geçilir. Tıraş esnasında çeşitli şakalar yapılır. Berber damadın yüzüyle birlikte gözünü de sabunlar. Damada para takılarak yeniden sabunlaması istenir. Damat giydirilirken, ‘gömleği giydirme diye’ para takılır. Bir diğeri de ‘giydirmeye devam et’ diye para takar. Gençler damatla karşılıklı oyunlar oynarlar. Gülüşmeler eşliğinde düğün devam eder.

İkindiden sonra beşerli, yedişerli alaylar oluşturulur, sakiler tepsileri ellerinde kız evine doğru hareket ederler. Bunlar toplam 25 – 30 kişi kadar olurlar. Bu kalabalığa delikanlı başı kumanda eder. ‘Oturalım arkadaşlar’ denildiğinde tüm alaylar çöker. Şarkılar, türküler söylenir, oyunlar oynanır. Delikanlıbaşı alayları kaldırır, yeniden kız evine doğru yol alınır. Bu şekilde otura kalka kız evine varılır.

Gelin; süslenmiş bir ata, kırmızı örtüsüyle yüzünü kapatarak bindirilerek yolcu edilir ya da bir öküz arabası süslenip üstü örtülür, gelin ve birkaç yakını arabaya binerek gelin alma gerçekleştirilir.

İçki ‘rakı) ile coşmuş alaylar önde gelin arabası, arkada delikanlılar olduğu halde gelin evine varırlar. Damat gelini kapıda karşılar. Gelinin başından aşırtılarak halk üzerine bozuk madeni para, şeker, çerez gibi şeyler atılır. Çocuklar ve gençler bunları kapışırlar.

Gelin kapıdan geçerken bereket getirsin diye, içi su dolu testiyi kırar ve damatla içeri girer.

Yatsı namazına giden damat, eve tekbirlerle getirilir. Bu sırada orada bulunanlara şerbet ikram edilir. Damat, arkadaşlarının yumruklamaları arasında gerdeğe gönderilir.

Böylece birkaç neşeli günün ardından düğün sona erdirilmiş olur. Bir sonra yapılacak düğün özlemle beklenmeye başlanır.

Sünnet düğünleri daha çok okulların tatil olduğu yaz aylarında yapılır. Sünnet için özel giysiler alınır. Çocuklar atla ya da arabayla gezdirilir. Davul zurna çaldırılır. Köy halkına ve konuklara yemek yedirilir.. Çocuğa hediyeler ve para verilir.

Hıdrellez kutlamaları:

Mirzaobalılar; yayıs ayının ilk haftasındaki (6 Mayıs) Hıdrellez kutlamalarında soğan kabukları ile kaynatılarak boyanmış yumurtaları özellikle çocuklara ikram ederler. Onlar da aralarında yumurta tokuşturmaları yaparlardı.

Hıdrellez günü sabah ezanı sırasında kalkan köyün kızları, delikanlıları ve çocukları uygun yerlerde ateş yakarlar. Bu Hıdrellez ateşidir. Gençler bu ateşin üstünden atlarlar. Ateşin üzerinden atlanırken dilekler ve istekler söylenir. ‘Günahlarım kâfirlere gitsin. Allah bana sağlık versin. Zenginlik versin. Güzel, hayırlı bir kısmet versin… Gibi dileklerde bulunulur.

Ateş üstünden atlamaca yapıldıktan sonra, eğlenmek ve oynamak için çayırlık bir alana gidilir. Güneş henüz daha doğmamıştır. Ağarmaya yakındır. Güneşin doğuşu Hıdrellez tepesinden seyredilir. Çimenler üzerine uzanılarak yuvarlanılır. Ateş üstünden atlanırken istenen şeyler, yuvarlanırken de söylenir. Sonra Hozna deresi içinde bulunan pınardan sağlık, şifa vermesi dilekleriyle su içilir. Kırlardan toplanan kekik ve çiçek demetleriyle eve dönülür. Bunların içine konduğu kokulu su ile banyo yapılır. Saçlar ve vücut daha iyi temizlensin diye tene ve başa kil sürülür. Kil çamuru sürülen ten, yumuşak ve kaygan olur. Kişiye hoş bir rahatlık ve ferahlık verir.

Evlerde Hıdrellez banyosu yapıldıktan sonra, bayramlarda giyinildiği gibi yeni ve temiz elbiseler giyilir.

Bayanlar, ellerine ve ayaklarına ‘Hıdrellezlik’ diyerek kına yakarlar. Bayanlar şalvar, işlik ve ferace giyerler başlarına da yemeni bağlarlar.

Hıdrellez günü bazı evlerde oğlak ve kuzu kesilir. Oğlak eti pişirilerek yapılan’ yoğurtlu oğlak çorbası’ geleneksel bir Hıdrellez yemeğidir.

Gençler kuzu ve oğlak çevirmesi yaparak hep birlikte yedikten sonra, şarkılar türküler söyleyerek eğlenirler. Oyunlar oynanır. Vocurgat binme, çelik çomak oynama, birdirbir, güreş tutma gibi etkinliklerde bulunulur.

Köy kızları tarafından bir hafta öncesinden ‘dilek çömleği’ hazırlanır. Bir çömlek sırayla dilek objesi alınacak evlere götürülür ve yüzük, küpe, kolye, bilezik, gerdanlık, saç tokası, yaka iğnesi, boncuk gibi şeyler içine attırılır. Herkes kendi objesini kolayca tanıyabileceği değişik bir eşya seçmeye gayret eder.

Hıdrellez günü en güzel giysilerini giymiş genç kızlar, bir hafta önce gömdükleri ‘dilek çömleğini’ bulunduğu yerden şarkılar türküler eşliğinde çıkarırlar. Kutlama yapılacak uygun bir yerde toplanılır. ‘Dilek çömleği’nin bağlı olan ağzı yine şarkılar türküler eşliğinde açılır ve üstü bir yemeni ile örtülür.

Törenin yöneticisi olan genç kız, çömlekten bir obje çıkarır ve avucunda saklar. Başka bir genç kız da kim olduğunu bilmediği obje sahibi için bir mani söyler ya da bir torbaya konulmuş olan manilerden birini çekip çıkararak okur. Sonra avuç içindeki simge herkese gösterilerek kime ait olduğu sorulur. Sahibi önceden vermiş olduğu bu simgeyi tanıyarak alır. Bunun üzerine alkışlanır ve ya da tepki gösterilir.

Ardından genç kız için rastgele okunan maninin yorumu yapılır. ‘Talihin çok iyi. Bu mani tam sana göre. Kim bu delikanlı? Nişan ne zaman?’ Gibi sözler arasında çömlekten obje çıkarmaya ve mani okumaya devam edilir. Bu iş çömlekteki eşyalar bitinceye dek sürer gider. O gün söylenen manilerden birkaç örnek sunalım:

Çeşmeye bakır astım.                               İpi ipe ekletme.

Damla damla dolacak.                             Beni yolda bekletme.

Öyle bir yâr sevdim ki,                             Sevdiğimi sorarsan,

Başkomutan olacak.                                O da şimdi askerde.

 

Gökte yıldız ellidir.                                   Manici başı mısın?

Ellisi de bellidir.                                       Gönlümün tacı mısın?

Benim sevdiğim yârim,                             Sana bir sır söylesem,

Bakışından bellidir.                                 Aklında taşır mısın?

 

Hançerli Dede Şenliği:

Eskiden Hançerli köyü arazisi Hançerli Fatma Sultan Vakfı’na aitti. Kendisi II. Bayezit’in oğlu Mahmut’un kızıdır. Kabrinin bulunduğu yer her ne kadar İstanbul’da deniyorsa da, Hançerli köyünde ve Bursa’da gömüldüğüne dair bilgiler de vardır. Kendisinin sağlığında yaptırdığı Bursa’da ve daha birçok yerde vakıf eserleri bulunmaktadır. Mirzaoba ve Kaymakoba köylerinin arazilerinin büyük bölümü onun vakfiyesine gelir sağlayan yerlerdi.

Hançerli Fatma Sultan’dan çok önceleri yaşamış olduğu sanılan Hançerli Ali, bir Osmanlı emiri olarak bilinir. Her yıl mayıs ayının ikinci pazar gününde, adına yemekli tören düzenlenerek anılır. Mezarı başında Kur’an ve mevlit okutulur. Dualar edilir. Kendisi bu şekilde anılmış olur.

Yöre insanları, her yıl Hançerli köyündeki bir tepe üzerinde bulunan onun mezarı başında bir araya gelir ve dostluklarını tazelerler. Türbenin bulunduğu tepe üzerinde at koşuları, cirit oyunları, güreşler yapılır. Geçmiş yıllarda burası çevre halkının bir eğlence kültür merkezi gibiydi.

Son yıllarda artık eski mistik kutlamalar, dostluk toplantıları değişime uğramış, daha çok alışverişe yönelik bir panayır görüntüsü çizmektedir.

 

Mirzaoba yemekleri:

Hıdrellez peyniri: Hıdrellez haftası içinde, özellikle de Hıdrellez günü güneş doğarken oka kalkmış ekin üzerinde görülen çiy tanecikleri bir tabağa toplanır. Peynir için süzülmüş, ısıtılmış süte çiy tanecikleri katılarak karıştırılır, sonra sütün üstü örtülür. Peynir olması için uyumaya bırakılır.

Oğlak mayası peyniri: Hıdrellezde kesilen oğlaklardan özel bir kesim mayalık olarak ayrılır. Bu mayalık açık havada güneşe karşı olan bir duvara asılır. Bu şekilde bir süre bekletilince maya oluşur. Bu mayadan yapılan peynir gözeneksiz, yumuşak ve leziz olur.

Teleme peyniri: Keçi sütünden yapılır. Çobanın kolayca yapabileceği en leziz yiyeceğidir. Keçiden bir tasa süt sağılır. Yeni sağılan bu ılık süt içine ham incir sütü katılır ve ya yeni kesilmiş incir çubuğu ile karıştırılır. Süt, birkaç dakika içinde pelteleşir. Buna ‘teleme’ denir. Pekmezle karıştırılıp yendiğinde çok hoş ve leziz olur.

Köyde yapılan geleneksel yemek çeşitleri:

*Tarhana, sütlü ve ‘oğmaç’ denilen çorbalar.

*Mısır unundan yapılan ‘mamalika’ yemeği.

*Buğday unundan yapılan kaçamak, ‘goymak’ yemekleri.

*Kuskus, erişte

*Kabak çiçeği dolması

*Sazan balığı dolması

*Kuru ekmek üzerine süt, kemik suyu, sulu kıyma, ayran, yumurtalı / domatesli sos dökülerek yapılan papara.

*Zeytinyağında kızartılan patlıcan, domates, biber, kabak, patatesin üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yapılan sebze yemeği.

*Ekmek hamurundan yapılan otlu, ıspanaklı, peynirli ve çiğ börekler.

*Tavuk suyuna mantı.

*Höşmerim, baklava, oturtma.

*Susam helvası, zerde, süt aşı

*Ramazan helvası

*Bayram günleri için; bayram çöreği, susamlı lokum, yumurtalı gödelek.

 

 

 

           

 
 
4 Ekim 2016 Salı 11:37
 
 

(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık