Hüseyin GENÇ

Tirilyeli Papaz Hrisostomos'un hainliği

Hüseyin GENÇ
 
 

Batılı emperyalist ülkelerin, özellikle de İngilizlerin teşvik ve desteği ile 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusu Anadolu'yu işgal etmek üzere İzmir'e asker çıkardı. Hasan Tahsin (Osman Nevres) adlı kahraman bir gazeteci ise bu işgale anında karşı koyarak tabancasıyla işgalcilerin üzerine ilk kurşunu sıktı. Ancak karşı ateşle şehit edildi. İzmir çevresinde konuşlanmış olan 56. Tümen'e mensup askerler, Payitaht İstanbul'daki Harbiye Nezareti'nden gelen emir üzerine işgale müdahale etmemişler, ellerini kollarını sallayarak kente giren Yunan askerlerini seyretmişlerdir. Ali Nadir Paşa Kumananlığı'ndaki bu 56 Tümen, aynı gün Patris adlı bir Yunan gemisine bindirilerek deniz üzerinde öylece bekletildi. (Bir hafta boyunca deniz üstünde bu şekilde kaldıktan sonra, bunlar Timostokoli adlı başka bir Yunan gemisine aktarılarak, 25 Mayıs'ta Mudanya'ya indirildiler.)

 

İzmirli Rumlar çıkarma yapan Yunan kuvvetlerini coşku ve sevinç içinde karşıladılar. Sokaklara, meydanlara dökülerek gösteriler yaptılar. Bu arada Türkler'in evlerine saldırılarda bulunanlar görüldü. Bunların arasında 'Aya Fotini Kilisesi' Papazı Hrisostomos adlı bir hain de vardı. Bu hain işgalden önce gizli gizli diktirip hazırlattığı ve kilise depolarında sakladığı asker giysilerini Rum gençlere giydirerek cepheye gitmelerini ister. Ekmeğini yediği ülkesine ihanet içindeydi. Cüppesini savura savura karaya çıkan Yunan kuvvetlerinin kumandanı Zafiriu'yu karşılamaya giderek postallarını öper. Elindeki haçı havaya kaldırarak Kumandanı ve askerleri takdis eder. Bir genç Rum kızının taşıdığı tepsi içindeki ekmeği ve tuzu ikram eder. Daha sonra askerlere bakarak şunları söyler: "Evlâtlarım!.. Elen çocukları.. Bugün İsa'nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp içerseniz o kadar sevaba girmiş olacaksınız. Ben de bir bardak Türk kanı içmekle onlara olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım. Bütün azizler arkanızdadır.. Haydi buyrun!.."

 

Bir din adamından beklenen nedir? İnsanların birbirlerini sevip saymalarını sağlamak, kardeşlik duygularını geliştirmek, kavgaları, savaşları önlemek, insanların birbirlerini öldürmelerini engellemek gibi şeyler değil midir? Ama maalesef söz konusu papaz bunların tam tersini yapmıştır. Türkler ve Rumlar Osmanlı yönetimi altında yüzyıllarca kardeşçe bir arada yaşamadılar mı? Bu dönemde Rumların inançlarına, dillerine dokunuldu mu? O bütün bunları bilmezmiş ve unutmuş gibi davranmıştır. Anlaşılmaz bir intikam duygusu ile hareket etmiştir.

 

 

Savaş boyunca kirli pis işlerini adı geçen kiliseden yönetmiştir. Burası adeta bir ihanet karargâhı işlevi görmüştür.

 

 

Bu söylemler üzerine Türk ahali üzerindeki baskılar artmıştır. Rum ve Ermeni çeteler de hemen faaliyete geçmişlerdi. Halktan zorla 'Zito Venizelos' diye bağırmalırı isteniyordu. İlk işgal günü İzmir'de 400 kadar Türk katledilmişti. Yağma ve kıyımlara karşı Laventen denilen yabancı kökenlilerden hiç ses seda çıkmıyordu.

 

 

Anlatmaya çalıştığımız bu zat kimdi biliyor musunuz? Propontis (Önpontus) olarak bilinen Bursa yöresindeki Tirilye'de, 1867 yılında Kalafatis Ailesi'nin oğlu olarak dünyaya gelen Türk düşmanı bir papazdı. Celep olan babasının adı Nikolas, ev kadını olan annesininki ise Kalliopi Lemonidou'dur. Kendisine Hrisostomos adı verilmiştir. Bu ad, Bizans dönemi Metropoliti Hrisostomas'ın adından alınmaydı. Bizans'ı yeniden hortlatıp, canlandırmak maksadıyla özellikle seçilerek benimsenmiştir. Kafalardaki Bizans hayali bir şekilde canlandırılmak isteniyordu!

 

 

Heybeliada Ruhban Okulu'nu bitirdikten sonra Yunanistan'a giderek dinî görevine orada devam etmiştir. Drama metropoliti olmuştur. O yıllarda Bulgaristan ve Romanya'nın menfi Yunan propogandalarına karşı direniş örgütlemiştir. Anadolu'ya tekrar dönüşünde Tirilye'de 'Taş Mektep' denilen Rum okulunu yaptırmıştır. M. MYPIDHS APXTEKTON'un 1904 yılında başladığı inşaat beş yıl sonra 1909'da bitirilmiştir. Bu okulda bir süre müdürlük de yapmıştır. Eski Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios'un da bir süre bu okulda okuduğu söylenir.

 

 

1910 yılından 1922'deki ölümüne değin İzmir ve civarındaki Ortodoks Hıristiyanların metropolitliğinde bulunmuştur. 'Kilise Hakkında' diye kapsamlı bir dinî eseri vardır. İlk olarak taa 1658'de inşa edilmiş bulunan Konak'taki Aya Fotini Kilisesi de metropolitlik merkezi olmuştur. (1873'te Alsancak'ta açılmış olan ve aynı adla anılan bir de Hollanda kilisesi vardır.) Kurtuluş Savaşı sırasında Türklere karşı acımasızca davranan bu katil ruhlu adam, Rum halkını masum insanların üzerine kışkırtmıştır. Fanatik bir Türk düşmanıydı. Sakallı Nurettin Paşa kumandanlığındaki Türk Ordusu 9 Eylül 1922 günü İzmir'e girince, hain papaz halk tarafından yakalanıp, linç edilerek öldürülmüştür. Cesedi sokaklarda sürüklenmiştir. Görev yaptığı kilise de yıkılmıştır. Söz konusu kilise 1922 büyük yangınında tamamen ortadan kalkmıştır. Bahsi geçen şahıs, daha sonra Yunanlılar tarafından şehit ve aziz sayılıp heykeli dikilmiştir. (Burada söz konusu edilen kilise,1688 depreminde yıkılmış, 1690'da yeniden yapılmıştır. Islahat Fermanı'nın sağladığı haklardan yararlanılarak 1856'da yanına 33 m. yüksekliğinde bir çan kulesi dikilmiş ve 1892 yılında da büyük bir saat eklenmiştir.)

 

 

Adı geçen şahsın yaptıklarına bakarak bütün Rumları suçlamak kesinlikle doğru olmaz. Onların arasında insanlık sevgisi ile dolu olanlar çoktur. Sorun kendini bilmez din adamları ve üst yönetim kadrolarından kaynaklanmaktadır. Yoksa halklar arasında daima bir kardeşlik rüzgârı esmiştir. Günümüzde Ortodoks Hıristiyanların hac yeri kabul edien Tirilye'deki Panagiao Pantobasilissa (Küçük Aya Sofia / Kemerli Kilise) ile Kumyaka (Siği) köyündeki HagiosTaxiarchoi kiliseleri, İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi tarafından satın alınıp, tamir edildikten sonra ibadete açılmaları düşünülmektedir. Buna izin verilmemelidir. Buraları, Mustafa Kemal Atatürk'ün İstanbul'daki Aya Sofia kilisesini müze yapması gibi herkese açık müzeye dönüştürülmelidir. Kesinlikle ibadete açılmamalıdır. Çünkü geçmişte bazı Yunanlı üst düzey yöneticiler yapılan iyiliğe karşı vefalı davranmamışlardır. Herşeyi kendi amaçları doğrultusunda düzenlemeye kalkışmışlardır. Bunlara parmağını kaptıran kolunu kurtaramaz. Bunların gözü doymaz. Cesaret bulurlarsa ileride daha başka yerleri de isterler.

 

 

Bugün Ege kıyılarındaki kentlerimizin çok yakınında bulunan ve eskiden beri Türkiye tarafından kullanılan 18 ada gayri yasal bir şekilde Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Bakalım bunları buralardan nasıl çıkaracağız? Ya Batı Trakya'daki soydaşlarımıza karşı hasmane tutumlarına ne demeli? Fırsat buldukça orada yaşayan Türklere saldırmışlar ve kimi haklarını gasp etmişlerdir. Onları ata yurtarından kaçırmak için yapmadıkları kalmamıştır! Bunlar Türkleri sevmezler. Onlar sadece Osmanlı'ya başkaldıran Kavalalı Mehmet Ali Paşa'yı ve emrinde 35 bin dolayında silahlı asker bulunmasına karşın, Balkan Savaşı'nda Selânik'i Yunanlılara teslim eden Nazım Paşa'yı severler. Birincisinin Kavala kentine heykelini dikmişler, ikincisinin ise gömütünü koruma altına almışlardır. Onlar için bunların heykelleri ve cenazeleri bile kıymetlidir. Çünkü söz konusu kişiler Türklüğe ihanet etmişlerdir. Rumlar, ülkelerindeki Osmanlı – Türk eserlerini bir bir yok etmişlerdir. Atatürk'ün babasının gömütünün de yer aldığı Selânik'teki Ortaca Camii'ni ve haziresini de ortadan kaldırmışlardır. Bugün başkentleri Atina ile Selânik'te ibadete açık cami yoktur.

 

 

Son dönemde, yıkılan İzmir'deki o kilise yeniden inşa ettirilmiş ve metropilitliğin tekrar açılmasına izin verilmiştir. Hatta yapılan ilk tören sırasında denize karanfiller, çelenkler bırakılmış ve Yunan televizyınları da bu töreni naklen yayınlamışlardır. Şimdi adı geçen o kilisede zaman zaman Fener Rum Ortodoks Kilisesi Patriği Barthholomeos'un da katıldığı ayinler düzenlenmektedir. Adı geçen bu Patrikhane Türkiye'ye ait Yunan işgali altındaki 4 Ege adasına, Lozan Antlaşmasına aykırı olarak papaz atamıştır. Hıristiyan cemaati olmayan İzmir ve Bursa'ya da Metropolit atamıştır. Bursa Metropoliti'nin adı; Prof. Dr. Elpidophoros Lambiriniadis'tir. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir Yunan Albay da 'Türkiye Nasıl İşgal Edilir?' adıyla yazdığı kitabında; 'bu işi Türkiye'ye yerleştirdiğimiz Truva atları ve Amarika'nın yardımıyla yapabiliriz' demektedir. Adamlar sinsi sinsi Türkiye'nin altını oymaya çalışmaktadırlar. Bunlara nasıl güvenilir?

 

 

Bütün bu olumsuzluklara rağmen az da olsa duyarlı, barış sever insanlar da vardı. 1921 yılının Ocak ayında Yunanistan'ın Pire limanından bir gemiye bindirilerek denize açılan Yunan ihtiyat askerleri nereye ve niçin gittiklerini bilmiyorlardı. Kendilerini taşıyan gemi bir limana yanaşınca buranın İzmir olduğunu ve Türklerle savaşmak üzere Anadolu içlerindeki cephelere gönderileceklerini anlarlar! İnciraltı denilen yerdeki kampa yerleştirilirler. Kendilerini sosyalist olarak nitelendiren bu gençlerden 200 kadarı; "Bu emperyalistlerin savaşıdır. Bizi ilgilendirmez. Emperyalistler bizi piyon olarak kullanmak istiyorlar. Türkler bizim kardeşlerimizdir. Onlarlasavaşmak istemiyoruz" diyerek cepheye gitmeyi reddederler.

 

 

Durum Yunan genel kurmayına bildirilir. Israrlara ve şiddete rağmen cepheye gitmeye ve savaşmaya karşı hep birlikte direnirler. Vaziyet vahimdir. Hükümet soruna el atar. Konu krala intikal eder. Hapis ve ceza tehditlerine rağmen bu savaş karşıtı gençler savaşa katılmamak için yine ayak direrler. Kararlarından dönmezler. Bunun üzerine kral bunların kurşuna dizilmelerini emreder. İnciraltı Mevkii'nde sıraya geçirilen bu savaş karşıtı gençler, ne acıdır ki barışı savundukları için maalesef acımasızca kurşuna dizilirler. Bu insan sevgisi ile dolu asil ruhlu barış yanlısı gençleri bugün saygı ile anmak, savaşsız bir dünya isteyen herkes için vaz geçilmez görevdir. Son sekiz on yıldır bu gençleri anmak üzere Yunan barış yanlıları ve Türk aydınlar bir araya gelerek bunlar için bir anma töreni düzenliyorlar. Demek ki aynı ulustan hain de çıkabiliyor, barış severler de. Bu hususu da unutmamak gerekir. Ön yargılar insanları yanlışa götürebiliyor. Bundan kaçınmak lâzım.

 
 
20 Mart 2018 Salı 21:45
 
 

(1 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>EMİR DOĞAN SAVAŞ/MUDANYA</p> <p>2018-04-19 15:49:47</p> <p>Hocam emeğinize sağlık. Mudanya'mız üzerine başarılı yazılarınız var. Mudanya'mız adına teşekkür ederim. Mayıs/2000 ayında Yunanistan'a ilk gidişimde Kavala'da Mehmet Ali Paşa'nın anııt heykelini ve yapılarını gördüğümde kendime Yunanlılar "neden bir Osmanlı paşasına sahip çıkıyorlar" diye sormuştum. O yılın Eylil ayında İstanbul Sahaflar Çarşısı'nda Fransız yazar Gilbert Sınoue'nin "Son Firavun- Kavalalı Mehmet Ali Paşa" kitabını aldım. Oldukça kalın bir kitap. İşte bu kitabı okuyunca hem hayranlık duydum hem üzüldüm! Okumanızı tavsiye ederim. Sevgi ve saygılarımla.</p>
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık