Kemal CANKAYA

Yunanistan gezisi: Suyun öteki yakasında hüzün ve özlem

Kemal CANKAYA
 
 

Mudanya Lozan Mübadilleri Derneği’nin organizasyonu ile Yunanistan'ın Selanik, Nea Moudania,( Yeni Mudanya), Kavala, Trigila ( Tirilye), Halkidiki  kentlerini kapsayan bir haftalık bir geziye çıktık.

 

Mudanya Lozan Mübadilleri Başkanı Hüseyin Türker’in öncülüğünde gerçekleşen geziye, Mudanya’dan 14 kişilik bir grup katıldı.

 

11 Temmuz akşamı Mudanya’dan başlayan yolculuğumuz, İpsala sınır kapısından Yunanistan’a girişimizle birlikte sınır boyu sağlı sollu köyler, bir tabloyu andıran bizleri selamlayan ayçiçek tarlalarının uçsuz bucaksız güzelliğiyle devam etti.

 

Yol boyunca gördüğüm arazilerin hiçbiri kendi kaderine terk edilmemişti, tarlalarda buğday başakları dalgalanıyor, bostanlar büyüyordu.

 

İlk durağımız, Nea Moudania oldu. Konaklayacağımız otele yerleştiksen sonra bazı arkadaşlarımız yol yorgunluğu nedeniyle otelde dinlenmek için istirahata çekilirken, bir kısmı ise zamanı uykuda geçirmek yerine şehri gezmeyi tercih etti.

 

Nea Moudania, Kurtuluş Savaşı'nın ardından Mübadele anlaşması sonrasında 1922 yılında başlayan göç sürecinde, Türkiye’den giden Rumların oluşturduğu deniz kıyısında küçük şirin bir kent. Bazı yönleriyle Mudanya'ya benzerliğiyle dikkat çekiyor. Zaten ismi de Yeni Mudanya olarak konulmuş.

 

Şehirde yaşayanların büyük çoğunluğunun, atalarının Türkiye’de mübadeleye tabi tutulmuş olduğunu öğreniyoruz.

 

Yaşları 70- 85 arası olanların büyük çoğunluğu, babalarından, annelerinden öğrendikleri kadarı ile Türkçe konuşuyorlar.

 

Tabi bu arada gençlerle de, Türkiye’den ziyarete gelen insanlar vasıtasıyla çat pat Türkçe ile iletişim kurma imkânımız oldu.

 

Kaldığımız otelin resepsiyon görevlileri ile yarı Türkçe yarı İngilizce arasıra Rumça, yani bir nevi tarzanca iletişim kurup meramımızı anlatmaya çalıştık.

 

Kısa bir zaman içinde onlar bizden öğrendiği Türkçe ile diyalog kurarken, bizlerin onlara taktığı Türkçe adlarla hitap etmemize adapte oldular.

 

Sokratis Otel’in resepsiyon görevlisi Tatiana’ya Ayşe ismini taktık, kendisini Ayşe diye çağırdığımızda gülümseyerek, buyurun diyerek sorularımıza anladığı kadarı ile Türkçe, anlamadığı yerde Rumca veya İngilizce cevaplar verdi.

 

Gezimiz bir tur olmakla beraber, her yıl 11 Temmuz-16 Temmuz arasında Nea Moudania’da düzenlenen 'Sardalya Festivali’ni izlemek için bir davet olduğunu belirtmek isterim.

 

Festival süresince bizlerde olduğu gibi, orada da çeşitli gösteriler yapıldı.

 

Yapılan gösterilerde müzik, halk oyunları, folklor olarak, Türkiye’den çok izler olduğunu görürsünüz.

 

İnsanlarının yaşam tarzlarının, geleneklerinin bizlerle örtüşen birçok yönü var.

 

Tabiri yerindeyse, kelimenin tam anlamıyla Anadolu insanının sıcaklığı hakim; misafirperver, içten, duygulu insanlar.

 

Yaptığımız sohbetlerde, annelerinin, babalarının kendilerine aktardıkları bilgileri duygu yüklü bir şekilde, üzüntü içinde, bazen ağlayarak bizlere anlattılar.

 

Hemen hepsinde, atalarının yaşadıkları topraklara duyulan hüzün dolu bir özlem var.

 

Bizlerle tanışan insanların içten kucaklamaları, hatta koklamaları, hepimizi çok duygulandırdı.

 

 

Nea Moudania’nın simgesi olan 'Fırıncı Maria' ile tanışma imkanı bulduk.

 

Maria, Kapadokya’dan göç eden bir aileden. Hala yüreğinin derinliklerinde ata topraklarının özlemini taşıyor.

 

Türkiye’nin neresinden bir Türk Nea Moudania’ya gitse, Maria’nın fırınına uğruyor.

 

Maria, gelen misafirlerine börekler, çörekler ikram ediyor.

 

Dostluk kurduğu insanlarla iş sonrasında akşam kafede buluşarak sıcak sohbetler ediyor.

 

Maria ile tanışırken sanki yıllar öncesinde bir dostun özlemi ile kucaklaştık, o denli içten, candan “Kemal” deyişi vardı ki, gözlerim doldu her defasında ve hatırladığımda.

 

Tabi bu arada bizlere zaman zaman eşlik eden, yalnız bırakmayan mübadil çocukları, İstanbul Sarıyer'den Cosmos, Bursa Çalı’dan Sakis, rehberimiz İrini, eşi Kostas, Ordu, Yula, İmralı'nın bizleri kendi akrabaları gibi hissettiren candan misafirperverliklerini hiçbir zaman unutmayacağım.

 

Mübadeleye tabi tutulan insanlar, yanlarında götürebildikleri eşyaları atmak yerine, göç tarihini canlı tutmak için müzeye vermişler.

 

Daha çok ev araç gereçleri, kıyafetlerden oluşan materyallerle mübadele tarihini canlı tutuyorlar.

 

Nea Moudania’nın beldesi olan Trigila'ya (Tirilye) gittik.

 

Burada genellikle Mudanya Tirilye’den göç eden mübadiller yaşıyor.

 

Müzenin yanına aracımızı park ettikten sonra yolun karşısından bizi gören ve sonradan adının Katiya olduğunu öğrendiğimiz bir kadın annesine seslenerek; “Mudanya’dan gelenler var” dedi.

 

Yaşının 85 olduğunu söyleyen, yüzünün kırışıklığında tarihin derin izleri olan Maria Teyze ile tanıştık.

 

Maria'nın annesi ve ailesi, Tirilye'nin Çınarlı köyünden mübadil olarak 1922’de göç etmişler, kendisi 1933 yılında dünyaya gelmiş.

 

Bizlere çay, kahve ikram etmek istedi, fakat zamanımızın kısıtlı olduğunu belirttik, o zaman birer çikolata ikram edeyim dedi.

 

Trigila Göç Müzesi'ni ziyaretimizde, Tirilye’nin eski tarihine bir yolculuk yapmış olduk.

 

Aklınıza gelebilecek ne kadar eşya varsa hepsi müzede sergilenmiş.

 

Trigila Kilisesi'ni ziyarette, kilisenin temizliğine bakan yaşlı iki insanla tanıştık.

 

Bursa’dan geldiğimizi söyleyince, kırık bir Türkçe ile kendilerinin de Tirilyeli olduğunu söylediler. Birisi bizi görmekten çok mutlu olduğunu ifade ederken gözleri doldu ve ağladı. Kollarını göstererek tüylerinin diken dikin olduğunu söylemeye çalıştı.

 

Sanki bir yakını ile hasret giderircesine sarıldı, ellerimizden tuttu, ayrılırken “yine gelin” diyerek hüzünlü bakışlarla yolculadı.

 

Halkidiki, Nea Moudania ilçesini oluşturan üç parmak şeklindeki yarımadadan biri üzerinde olan bir kasaba. Yeşillikler içerisine yapılan taş evlerin estetiksel güzelliği görülmeye değer, masmavi denizi ile Bodrum’u andırıyor.

 

Selânik denince ilk akla gelen yer, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu ev. Atatürk’ün doğduğu evi uzun uzun anlatmaya gerek yok. Zira hemen herkes burası ile ilgili az çok olsa bir bilgiye sahiptir. Türkiye’den Balkan turu yapan her insanın ilk uğradığı yer, müzeye çevrilen Atatürk’ün doğduğu ev oluyor.

 

Selanik kent olarak İzmir’i andırıyor.

 

Kordonda gezerken, kendimi sanki İzmir’de geziyormuşum gibi hissettim.

 

Yunanistan’da ekonomik krizin izleri gayet açık şekilde görülüyor.

 

Selânik ve diğer gezdiğimiz şehirlerde, iş yerlerinin büyük oranda kapalı olduğu dikkatlerden kaçmıyor.

 

Krize rağmen insanların günlük yaşamlarında çok büyük farklılık yok.

 

Akşam saat 21.00’da kafeler, eğlence merkezleri dolup taşıyor.

 

Diğer taraftan dikkat çeken ise, araç trafiğinin rahatsız edici boyutta olmaması ile birlikte sokak ve caddelerde çok lüks araçların çoğunlukta olduğu.

 

Yunanistan’da kriz buysa (!) diyemeden edemiyor insan.

 

Gezi merkezimiz, Nea Moudania olduğu için zamanımızın büyük bölümünü orada geçirdik.

 

Gezimizin ikinci günü, Nea Moudania Belediye Başkanı Emmanuil Karras’in yemek davetine katıldık.

 

Mudanya Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz’ın kardeş şehre gönderdiği hediyeler Başkana takdim edildi.

 

Mudanya Lozan Mübadilleri Dernek Başkanı Hüseyin Türker de Mudanya hatırası hediyeleri mübadiller adına Başkan Karras’a sundu.

 

Başkan Emmanuil Karras, kardeş şehir olan Mudanya’dan, Sardalya Festivali’ne gösterilen ilgiden dolayı mutlu olduklarını ifade ederek, Mudanya Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz’a selamlarını gönderdi.

 

Festival finali olarak, son akşam katılımcılara anfi tiyatroda, Grek şarkıları eşliğinde folklor gösterileri yapılırken, Erasmus öğrenci değişimi projesi dahilinde, Nea Moudania'da bulunan öğrenciler tarafından sardalya ikramında bulunuldu.

 

Gezinin son günü otaldan ayrılma vakti geldiğinde, bizleri yolculamaya Fırıncı Maria, İrini ve Yula geldiler.

 

Kısacık bir haftalık bir zamanda otel çalışanları ile sıcak dostluklar kuruldu.

 

Ayrılırken yine duygular tavan yaptı.

 

Maria, İrina, Yula, Tatiana yani Ayşe, ağlayarak arkamızdan su döktüler.

 

Onlardan Anadolu’ya kucak dolusu selam getirdik.

 

Dönüş yolculuğunda Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın şehri olan Kavala’ya uğradık.

 

Antik çağ kalıntıları ile birlikte, Osmanlı eserlerinin bir arada olduğunu gördüm.

 

Çok hareketli bir şehir.

 

Kaleye çıktığınızda kuş bakışı ile Kavala’nın tüm güzelliklerini görebiliyorsunuz.

 

Tabi bu arada Kavala kurabiyesinin lezzetine de diyecek yok. Her ne kadar Gümülcine'ye uğrayıp ünlü kahvesinden alamasak da, Yunanlıların meşhur içeceği köpüklü soğuk kahve Frappe'yi tattık.

 

Balkan ülkeleri ile olan tarihsel bağlarımızı daha iyi öğrenmek için gezip görmeye değer olduğunu bilmenizi isterim.

 

Devletler arasında yaşanan siyasi krizler olsa da, halklar arasında daima bir dostluk, sıcaklık olduğunu gezdiğinizde iyi anlıyorsunuz.

 

Dillerimiz farklı da olsa; sevgi dilimiz, duygularımız, barış, kardeşlik ve dostluk için atıyor.

 

 
 
20 Eylül 2018 Perşembe 11:09
 
 

(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık